Politikacıların twiter’da yazdıkları mesajları iyi okumak, analiz etmek ve yorumlamak lazım. Zira Onlar aslında; alttan alttan alttan kendi partilerinde rahatsız oldukları durumları, alışkanlıkları veya dayatmaları kelimeler arasına sokuşturarak, ‘yeter artık bıktım’ mesajı verirler. Ama çoğu da yazık ki, yine O partide siyaset yapmaya devam ederler.
Eee koltuk tatlı, maaş bal-kaymak.
Bazıları ise dik ve omurgalı durur, istifa eder, doğru zaman geldiğinde de bir bir dökülürler…
Bazılarının yiğitliği tutar parti içinde iken bile, kendi partisine muhalefet etmeye başlar. Ancak partinin ağabeyleri yukardan gelen emirle, o vakitsiz öten horozun sesi soluğu çıkmasın diye, ‘ümüğünü sıkıverirler…’
Mevcut siyasi partilerde; Şöyle bir parti içi demokrasiler alışkanlıklarına bakacak olursak…
Ak Parti’de parti içi muhalefet haaa…
Ne ettin sen gardaş ? Aklını peynir-ekmekle mi yedin? AK Parti’de parti içi muhalefet cümle içinde bile kurulmaz, kurulamaz. De ki oldu… Ya Şutingen şıtrayze, ya da arka bahçelerde yaprak toplayıcısı olursun… Aman haa. Sen sen ol bu partide; el göbeğin üstünde sürekli referanstan, salla başını al maaşını rutininden, ‘peki efendim, tamam efendim, siz en iyisini bilirsiniz efendim, siz nasıl emrederseniz öyle olur efendim…vs’den şaşmayın.
Demokrasi, fikir istişaresi…
O ne ki?
Dedik ya, aksi halde; Oturduğun yerlere bir tekme, Şutingen şıtrayze…
CHP’de Parti içi muhalefet…
Yahu Onlar hep öyle… Onlar hem iktidara muhalefet, hem birbirlerine muhalefet. Sevgileri de, kavgaları da, çekememezlikleri de, onurlandırmaları, takdir etmeleri de hep açık seçik, Ortalıklar da.
Demokrasi ?
CHP’deki demokrasi de pek bi fazla… Bir siyasi parti de, her şeyin bu kadar ortalıklara dökül mesi de çok doğru değil.
MHP… MHP’de durum ne?
O’da ortağı ne derse O… Bu da yeni dönem MHP siyaseti.
Biat…
Ama şunu bilir şunu söylerim ki; MHP’nin özü bu değil. Elbet özüne dönecek ve çiftesi çok sert olacak. Kemik-memik kalmayacak biline. Öyle bir çifte atacak ki MHP, savurduğu öte yakada tuz- buz olacak.
Yani her 3 partide şu an; demokrasi ve istişare alışkanlığının ortası da yok, ayarı da. Ya çok fazla, ya da hiç… Pusula şaşmış, bozulmuş, yön bulma hak getire…
Her parti doğru zamanı bekliyor ve hepsinin beklediği o kilit an; Cumhurbaşkanlığı seçimi tarihi…
***
Demiştim ya yukarıda; Politikacıların twiter’da yazdıkları mesajları iyi okumak, analiz etmek ve yorumlamak lazım.
24., 25. ve 26. Dönem Ak Parti Manisa Milletvekili, Akademisyen Prof. Dr. Selçuk Özdağ, twitter hesabının başına bir cümle sabitlemiş. Ve bu cümle ‘sabit tweet’ olarak; 15 Eylül 2019’dan itibaren öylece duruyor Selçuk Özdağ’ın twitter profilinde.
Ne diyor bu sabitlenmiş tweetin de Selçuk Özdağ;
“Özeleştirinin, söz hürriyetinin olmadığı yerde yanlışları düzeltmek zordur. Keşke başka türlü olsaydı. Amacımız bağcıyı dövmek değil üzüm yemekti. Fakat üzüm yemenin bile yasaklandığı bir yerde ne bağ ne bağcı kalır.”
Aslına bakarsanız bu dört cümle çok kısa bir görüş beyanı gibi gözükse de, Selçuk Özdağ’ın 3 dönem siyaset ve milletvekilliği yaptığı Ak Parti’yi çok uzun uzun anlatıyor…
Tabi anlayana, cümleleri gerçekten anlayarak okuyana…
Selçuk Özdağ sinirlidir, duyguları ile hareket eder ama; devrimci, asi ruhlu, iyi kalpli, hayırsever bir adamdır. İyi konuşur, iyi yazar, hızlı kavrar, hızlı anlatır, çok deneyimli bir politikacı, siyaset bilimcidir. Tarihi iyi bilir, hafızası ve sosyal ilişkileri çok kuvvetlidir. Uyuşukluğa asla tahammül edemez. Kendisi hızlıdır, etrafındakilerden de her anlamda o hızı bekler. Az uyur, az dinlenir, az yer, çok çalışır.
Şimdiii
3 dönem Ak Parti’de siyaset yapmış, hem de üst düzey görevlerde bulunmuş eski bir milletvekili, bir akademisyen diyor ki alenen; “Özeleştirinin, söz hürriyetinin olmadığı yerde yanlışları düzeltmek zordur.”
Yani demek istiyor ki Selçuk Özdağ; “Ak Parti’de onca sene siyaset yaptım, üst düzey görevler üstlendim, ancak söz hürriyetim hiç olmadı. Partime, liderime, partililere yapılan yanlışları düzeltmek için; fikir beyan edemedim, ettirmediler, engel oldular. Ettiysem de hoşlarına gitmedi. Hele partililer asla kendi Özeleştirilerini yapmadı, yapmayı da hiç düşünmedi, Özeleştiriyi gereksiz gördü. Kibirleri Everest. Bu nedenle de; parti içinde veya alınan kararlarda yanlışları düzeltmek yoluna gidilmedi.”
Ve “Keşke başka türlü olsaydı.” Cümlesiyle de özlediği siyaset alışkanlığını ve bu yönde beklentisini dile getiriyor.
Bir başka cümlesinde; “Amacımız bağcıyı dövmek değil üzüm yemekti. Fakat, üzüm yemenin bile yasaklandığı bir yerde, ne bağ ne bağcı kalır.”
Bu cümle ise Selçuk Özdağ’ın; uzun yıllar siyaset yaptığı Ak Parti’den istifasının sebebini, bıkkınlığını ve kurulan yeni partide neden olduğunun gerekçelerini açıklıyor. İş, siyaset ve icraat yapmak için milletvekili seçildiği Ak Parti’de; iş ve fikir üretmenin bile yasaklandığından şikayet ediyor Selçuk Özdağ aslında bu cümlesiyle.
Seçilmiş bir politikacı olmasına rağmen, fikir ve siyaset yapma hürriyetinin olmadığını itiraf ediyor aslında Selçuk Özdağ bu tweeti ile. Milletvekilliği yaptığı yıllar boyunca boyunduruk altında olduğunu, milletvekilliği görevini huzurla ve engellenmeden yapamadığını ima ediyor Selçuk Özdağ. Seçilmiş bir vekil için aslında bu parti içi mobing ve lider dayatması kabullenilebilir, kulağın üstüne yatılabilir bir durum değil.
Zaten Selçuk Özdağ’da vekilliğinin son dönemlerinde öyle yapmıştı. Susmamış, biat etmemiş, kulağının üstüne yatmamış, eyvallah ve dalkavukluk etmemişti. Konuşmuş, anlatmış, kendi partisine ve partililerine bir çok konuda muhalefet etmiş, karşılarına diklenmiş ve savunduğu doğruları; bir bir medya önün de de dile getirmişti.
Bu tavrının sebebini de sabit tweetin de şu cümleyle anlatıyor Selçuk Özdağ; “üzüm yemenin bile yasaklandığı bir yerde ne bağ ne bağcı kalır.”
Bu cümledeki ‘bağ’ iki anlamda yorumlanıyor Selçuk Özdağ tarafından.
- Birince ‘bağ’; Ak Parti’ye bağlılıktan vazgeçmek.
- İkinci ‘bağ’; Ak Parti’nin kendisi. Yani yine demek istiyor ki Selçuk Özdağ;
Vallahi de, billahi de doğru söylüyor Selçuk Özdağ…
Bir siyasi partide, bir Allah’ın kulu politikacı cesaret edip te ‘Kral Çıplak’ diyemiyorsa…
Dalkavukluk sıradanlaştıysa, hatta dalkavukluk yapmayan dürüst siyasetçiler dışlanıyorsa…
Siyaset etiğinin anlamı dahi artık bilinmiyorsa…
Halk; geçim sıkıntısı, işsizlik, parasızlık, eğitimsizlik, açlıkla boğuşuyor, sürekli terörle karşı karşıya kalıyor, her gün şehit veriyorsa…
Ve tüm bu olumsuzluklara rağmen hala birileri lidere dalkavukluk edip, Türkiye’nin bu kötüye gidişatını güllük-gülüstanlık gösteriyorsa…
Ve O lider hala bu dalkavukları etrafında tutmaya, güvenmeye devam ediyorsa…
Selçuk Özdağ’ın dediği gibi;
“üzüm yemenin bile yasaklandığı bir yerde, ne bağ ne bağcı kalır.”
***
Aslına bakarsanız ben sayın Cumhurbaşkanı’na çok üzülüyorum.
Kendini, envai çeşit dalkavuklar kartelasından kurtaramadı gitti bir türlü.
Seç beğen maşallah… Her rengi, her çeşidi mevcut…
Dürüst siyasetçiler olsaydı etrafında Sayın Cumhurbaşkanı’nın; hem bu kadar hırpalanmaz, hem de Türkiye düzlüğe yıllar önce çıkardı…
Ancak bu gidişle; ne Türkiye’nin, ne halkının, ne de yönetiminin geleceği parlak…
Yazık ki bodoslama batağa gidiyoruz. Allah sonumuzu hayreyleye.








