Çok iddialı kelam ve başlık oldu değil mi? Farkındayım. Olsuun… Siyasi öngörülerim hep tutmuştur. İddiamım arkasındayım, hem de sonuna kadar. Hele bir iktidarın, Şimdi iktidar diyor ki kurmaylarına ve her şartta yalakalıktan vazgeçmeyen gözü kör seçmenine; “milletin geçimi ile ilgilenmeyi, ekonominin dibe vurduğu gündemini, tencerenin kaynamadığı gerçeğini, patatesi soğanı bile üretmekten vazgeçip ithal ettiğimizi, üretimi tamamen bitirdiğimizi, gavurun ürettiğini ithal ederek bütçeyi dışardan satın almaya akıttığımızı, kısacası halkı kazıkladığımız… konuları ile ilgilenmeyi bırakın. Şimdi asıl konumuz; geçim değil, seçim. İstanbul’u ille de kazanacağız. Halkın geçinemediğinden bana ne… İstanbul’u kazanmak için her şey mübah. Önce İstanbul’ua alalım. Ekonomiye, halkın geçim derdine, boğaz derdine; sonra, bir ara, boş kaldığımızda bakarız. Çünkü İstanbul giderse bizde gideriz. Bu riski alamayız.” Hırsı ve endişesi bir nihayete ersin, İstanbul seçimi de bitsin, taşlar yerine otursun… Kısacası Dünya’da hiçbir ülkenin yaşamadığı bu “koltuk, rant ve ölene kadar ‘hepsi benim olsun’ hırsı” rezilliği bitsin, siyasi partiler radikal revizelere gidecek. Başta CHP… Her ne kadar İstanbul adayı için Ekrem İmamoğlu, Ankara adayı için belirlediği Mansur Yavaş isimleri doğru kararlar olsa da; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Ana Muhalefetin başı olarak zayıf. Çok zayıf. Hükümetleri çalıştıranlar ana muhalefetlerdir. Ana muhalefetler sadece hükümetlerin yolsuzluklarına, hükümetin başlarının kusurlu siyasetlerine odaklanırsa; asıl yapması gereken işten uzaklaşmış olur. Evet iktidarı eleştiriyorum çoğunlukla. Yolsuzluklarını, Türk Milletinin geleceği ile değil kurmak istediği ‘Yeni Devlet rejimi’ ile ilgilendiğini, İktidarın ve kurmaylarının kibrini, kurduğu otokratik yöntemle halkı dışarıda bırakmasını, kafasına her estiğini Milletin önüne koymasını, gizli Monarşisini… Hepsini cesaretle yazıyorum, eleştiriyorum. Ama doğru işleri de var iktidarın, onları da takdir ediyorum her fırsatta. Çünkü muhaliflik bana göre körü körüne, ‘her şeye, her şarta, her duruma, her icraata muhaliflik’ değildir. El insaf… Bu adamların yaptığı iyi ve güzel şeylerde var. Onları görmezden gelirseniz, hem adil olmasınız, hem de saygınlığınızı yitirirsiniz. Neyse; iktidarın iyi ve güzel yaptığı, ama yapamadığı icraatların dökümünü başka bir yazıda ele alırız. Türkiye’de her ne kadar dört dörtlük uygulanmasa da demokratik bir yapı var. Parlamenter sistemlerde seçimle işbaşına gelmiş iktidar partisi kadar, ana muhalefet görevini üstlenmiş siyasi partinin de sorumluluğu çok büyük. Bu durumun rejimin olmazsa olmazı. Muhalefetin sözlük anlamı: Bir tutuma, bir görüşe, bir eyleme karşı olma durumu, aykırılık veya karşı görüşte, tutumda olan kimseler topluluğu. Demokrasilerde iktidarın dışında olan parti ya da partilerin yaptığı kurumsal görevdir. Demokrasilerde muhalefetin en büyük görevi iktidarı denetleme görevidir. Bunun yaparken kendisinin de demokrasi örneği vermesi gerekir.