Manisalı; “büyükşehir belediye başkan adayları kim olacak?” Sorusunu sormaktan, sabretmekten vallahi iki yerinden çatlayacaktı az kalsın. Aylardır yaşanan belirsizlik, sonunda bitti.
Ohh…
Sorular cevaplarını buldu.
AK Parti- MHP (Cumhur) İttifakının adayı; mevcut Büyükşehir Belediye Başkanı Cengiz Ergün.
CHP-İYİ Parti (Millet) İttifakının adayı Orkun Şıktaşlı.
Ne tesadüftür ki her iki aday da Manisa’da; inşaat sektörünün mihenk taşlarından.
Cengiz Ergün Muğla Üniversitesi İşletme Fakültesi, Orkun Şıktaşlı Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü mezunu.
Diyebilirim ki Cengiz Ergün, koskoca Uncubozköy Mahallesi’nin kurucusu. Orkun Şıktaşlı ise ARTAŞ İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’nin kurucusu ve Manisa’nın bir çok semtinde konut yapmış bir iş adamı.
Her iki adayında spor camiasına; yatkınlığı, ilgisi, hizmeti ve bilgisi var.
Cengiz Ergün 1999 – 2000 futbol sezonun ikinci yarısında yapılan Genel Kurul’da Manisaspor Kulübü Başkanı olarak seçildi. Manisaspor'u ekibiyle birlikte 3'ncü Lig'den alarak; 2004 – 2005 futbol sezonunda tarihinde ilk defa Süper Lig’e taşıdı. Bu başarı Manisa için sportif, sosyal ve ekonomik anlamda bir dönüm noktası oldu.
Orkun Şıktaşlı ise; lisanslı basketbolcu olarak okul takımlarında ve Vestel Spor Kulübü’nde oynadı. Aynı zamanda beş yıl süreyle 9 Eylül Üniversitesi’nin yüzme kurslarında spor öğretmenliği ve Manisa büyükşehir Belediyespor’un Asbaşkanlığını yaptı. Orkun Şıktaşlı, literatür takip edecek seviyede; İngilizce, çok iyi derecede Almanca biliyor.
Bu kadar kıyaslama şimdilik yeter…Gerisini anlatmak için 31 Mart’a kadar zamanımız var, nasıl olsa…Bugünkü yazının konusu Orkun Şıktaşlı, sonrakisinin Cengiz Ergün…
***
O’nu ilk defa yıllar önce ETV’de yaptığım bir televizyon programına konuk ettiğimde tanımıştım. Salon beyefendiliği, sakinliği, nezaketi, üslubu ve bilgi donanımına hayran kalmıştım.
Şimdi CHP-İYİ Parti İttifakının Manisa Büyükşehir Belediye Başkan Adayı, Orkun Şıktaşlı.
Yakıştı mı? Yakıştı.
Niye?
Bu şehre artık bilgi donananımı; akademik seviyede olan ve vizyonu gelecek 200 yılı harmanlayacak düzeyde bir belediye başkanı lazım.
Peki geçmişte bu şehre belediye başkanlığı yapmış isimlerde bu vizyon yok muydu?
Vardı elbet, ancak eksik kaldılar.
Şehrin önümüzdeki 200 yıllık şehircilik hizmetlerini ve vizyonunu karşılamak yerine, kısa vadeli çözümler ürettiler. Şehir geliştikçe, nüfus ve göç arttıkça kent; hem mimari hem de sosyal yaşantı açısından çöktü. Arkadan yeni gelen nesil ve onların yaşam koşulları düşünülmedi. Son 20 yılda Manisa’da belediyecilik; park-bahçe hizmetleri, asfalt ve parke taşı döşeme, birkaç tesis ve bina yapmanın ötesine geçemedi.
Projeler yapıldı, yapılmasına da… Ya bir süre sonra durdu, ya da sürüncemede kaldı. Çok vaatler edildi, vaatlerin ancak yüzde 50’si hayata geçirilebildi.
Mesela Uzunburun Katı Atık Bertaraf ve Düzenli Depolama Tesisi’nin tamamlanarak hizmet veriyor olması bir başarıdır. Yeni Garaj, Magnesia AVM, Kavşak projeleri, gençlik Merkezleri, Prestij caddeleri, rantabl kullanılmasa da tam otomasyonlu otopark, Atatürk Kentparkı, yer altı otoparkları, Tarık Almış Kapalı Yüzme Havuzu, İkiz Kuleler, anıtlar, restorasyonlar…vs.
Yapılıp bitirilenlere, hizmete girenlere sözümüz yok. Ancak yapımına başlanamayan veya yapımına başlanıp ta bir türlü bitirilemeyen projelerin akıbeti de henüz belli değil. Manisa’nın yerel hizmetleri, öyle vaat edildiği gibi kısa sürede vatandaşla buluşturulamadı.
Elbette bunun nedenleri var. Mesela; belediyeler İktidar partisinden çok destek alamadı. Ancak sağlıklı ve verimli diyaloglar kurulabilseydi İktidar partisi ile; o kaynaklar akacaktı Manisa’ya. Ancak olmadı, olamadı.
Daha düne kadar…Yani Cumhur İttifakı’na kadar; genelde ve yerelde her iki partinin liderleri ve belediye başkanları birbirine demediğini bırakmadı…
Dedikodular, iddialar, kavgalar-gürültüler, alkışlı protestolar… O, O’na, O, O’na… Suçlamalar, sonradan çok pişman olunabilecek ve genel merkezler aşk yaşayınca; çark edilen, hafızalara kazınan yüzlerce ağır kelam…vs.
Şimdi…
Şimdi…
“Her gün bir yerden göçmek ne iyi,
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş,
Dünle beraber gitti cancağızım
Ne kadar söz varsa düne ait
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım”
Hz. Mevlana’nın bu dörtlüğünde olduğu gibi, oldu şimdi.
Dün, dünde kaldı cancağazım…
Neyse… Yapacak bir şey yok. Alan razı, satan razı …
***
Dedik ya…
Manisa’nın gelecekteki 200 yılını planlayacak bir belediyecilik ve belediye başkanlığı vizyonu.
Sadece kentçilik değil.
Zira her belediye kent hizmetlerini zaten vatandaşın hizmetine sunmak zorunda. Su, alt ve üst yapı, asfalt, yol, parke döşeme, ulaşım…vs. Bu hizmetlerin reklamı olmaz. Bunlar belediyelerin asli görevleridir.
Ben başka bir şeyden bahsediyorum.
Belediye ve belediye başkanlarının icraata koymaya pek taraflı olmadıkları hizmetlerden. Yani bir kısmını, hükümetlerin yaptığı hizmetlerden.
Mesela;
Sosyal hayat, eğitim, istihdam, üretim, eğlence-dinlence, teknolojik ve günümüz Türkiye’sinin kalkınmasına örnek olabilecek icraatlar.
İşte bunları yaparsa o ilin veya ilçenin belediyesi ve belediye başkanları; ancak o zaman özgün hizmet yapmış olurlar. Alışılagelmiş değil, özgün, O coğrafyanın yapısı ve kültürüne göre hizmet üretmiş olurlar.
O zaman yap reklamını çatır çatır. Zira hak etmişsindir; övülmeyi, böbürlenmeyi…
Mevzuatta yok ama, sen mevzuata uydurdun ve kent halkının menfaatine işler yaptın. Yapılamaz mı?
Yapılır… Hem de nasıl güzel olur…
Mesela;
Belediye olarak işsizlik ve geçim sıkıntısı ile kırılan Manisa’ya istihdam yaratacak, hem üretecek, hem pazarlayıp satacak bir iş alanı, bir fabrika, bir üretim tesisi… vs’mi kurdun? İşte o zaman böbürlenmenin en dik alasını yap…Kimse gıkını çıkarmaz. Gıkını çıkaranın da, gıkı kesilir.
Zira toplumun her kesimi; “helal olsun adam yaptı. Elbette böbürlenecek, hakkıdır” der, kestirip atar. Hem sevilir, hem de kendisi tekaüte çekilene kadar; O şehrin halkı, O adamı veya kadını sürekli seçer. Nokta…
***
Eğitim sektöründe sıkıntı mı var? Okul mu, derslik mi eksik? Çocuklar gençler devlet okullarında aldıkları eğitimle sınav kazanamıyorlar mı? Aç birer okul; il merkezinde ve ilçelerde. Özel okul gibi eğitim veren ve denkliği olan… İlkokul’dan lise son sınıfa kadar eğitim veren…
Ama bildiğin okul… Etüt merkezi, takviye merkezi veya dershane benzeri bir yapı değil haaa…
Bak halk, nasıl sahip çıkıyor sana…
Vallahi böyle bir durumda sana dil uzatanın, bu halk alnını karışlar Alimallah. Gerekirse de bodozlama dalar…
Mevzuata uydur kur bir fabrika, otomotiv ana sanayini getir Manisa’ya; yarat bir otomobil markası markası, hatta adına da; “Mesir” de, “Manisa” de, “Saruhan” de… Ne dersen de… Yeter ki Üret yerli otomobilini, çatır çatır sat, ihraç et…
Yeter ki ithal etme… Sokma gavurun malını canım Türkiyem’e…
Sana ne devlet engel olur, ne de bir başka kuruluş…Zira sen katma değer, ekonomi, istihdam yaratacaksın bu Manisa çukurunda. Kim karşı çıkar ki sana? Hiç kimse, hiçbir kurum, makam…
***
“Üretim bitti, çiftçi ekip-biçmiyor, ekonomi bozuldu, gıda zamlandı”; safsatalarıyla her fırsatta ‘ithalata’ sarılan ve yandaş ithalatçıları Türkiye’ye sokup sokup, parsa parsa nemalandıran İktidarın aksine uydur mevzuata; hemen Manisalı çiftçiyi, üreticiyi sistematik bir yapı altında topla… Ben bilmem mevzuatını… Kooperatif mi olur, teşebbüs mü olur, şirket mi olur… Hukukçularına sor, onlar bilir konunun mevzuatını.
“Sen tarlanda soğan,
sen tarlanda patates,
sen marul, sen patlıcan, sen salatalık, sen lahana, sen maydanoz
sen domates, sen şunu, sen bunu… Üreteceksin.
Gübresi, tohumu, sulaması, pazarlaması, pazarı, tezgahı, nakliyesi benden. Elektriği, mazotu, hizmeti, işçiliği senden…” De.
Her semte kur belediye pazarlarını. Tezgah senden, üretici senin üreticin, ürünler senin desteklerinle üretilen ürünler… Fiyatlar vatandaşın alım gücüne göre etiketlendirilmiş…
Yani kış sebzesi karnabahar, pırasa ve ıspanağın kilosu 8 lira değil mesela… 3 lira-4 lira…
Sadece bir örnekti bu…
Vatandaş alır mı almaz mı arkadaş?
Manisa’nın kendi üreticisinin ürettiği ve sattığı O gıda ürünleri; kapış kapış gider mi, gitmez mi arkadaş?
Vatandaş mutlu-mesut,
Çiftçi mutlu-mesut
Patatesçi-soğancı, sebzeci-meyveci- zeytinci-peynirci, bilimum zevat o pazardan mutlu-mesut çıkar mı çıkmaz mı arkadaş?
Binlerce hektarlık tarlalar bom boş uzanıyor boylu boyunca Manisa Ovası’nda; Çiftçi maliyetlerden dolayı ekip biçemiyor…
Patates, soğan, baklagiller İç Anadolu ve Batı Karadeniz illerinden, Domates, biber, patlıcan, lahana, haşhaş, yeşil sebzelerin tamamı Akdeniz ve doğu Anadolu Bölgesi illerinden getiriliyor. Meyvelerde de durum aynı.
Hatta zeytin ve üzüm diyarı Manisa’ya, Zeytin ve Üzüm getiriliyor başka illerden… Yuhhh.
Eee birinci, ikinci el tüccarın aldığı komisyon, yolda nakliye için alınan mazot-benzin, otobanlara verilen geçiş ücretleri… Halciye para, pazarcıya para… Derken; bir bakıyorsun ki, tarladaki üreticiden tanesi 2 liradan aldığın kış sebzesi nah yumruğun kadar karnabahar, kışın ortasında olmuş 8-9 lira…
Bir daha yuhhh…
Niye?
---Abla maliyeti bana iki gözüm önüme aksın, ölümü gör, valla 7 lira. Eee bende bu soğukta, yağmurda 1 liracıkta kazanmayayım mı? Abla… Abla almıcan mı karnabahar? Al da bizde evimize bir topan ekmek götürek… Abla…Abla…
Eee adam haklı; kazanmasın mı 1 liracık…
Ama…
Ama O karnabahar Aha burnunun dibindeki, bak şöyle Manisa ovasına doğru… Döndür döndür kafanı ovaya doğru… İlk gördüğün tarlada yetişse de üreticiden yine 2 liraya alınıp, senin yaptırdığın denetimli belediye pazarında 4 liraya satılsa; iyi-has-güzel olmaz mıydı…
Vatandaş bayıla bayıla almaz mıydı?
Hem vatandaş, hem üretici, hem de belediye bu işten kazançlı çıkmaz mıydı?
Vatandaşın gönlünün ta orta yerine, altın varaklı tahtını kurmaz mıydın?
Dedik ya…
Alan memnun, satan memnunsa; o gönüllere o tahtalar hem kurulur, hem de yayım yayılır…
Seçim sandığının sahibi de, her seçimde tahtın sahibi olur…
Aha da siz belediye başkan adaylarına, bedava proje… Yapın bunları ve buna benzer icraatları, bu halk sizi baş tacı etmez ise, ben hiçbir şey bilmiyorum…
***
“Yahu ne saçmaladın sende” diyorsunuz değil mi şimdi?
Hadi öyle olsun…
Ama size bir şey diim mi?
Manisa’da bu benim yazdığım saçmalıkları hayata geçirecek, tek bir belediye başkan adayı var…
Orkun Şıktaşlı…
Ne güzel, ne umut verici saçmalıklar bunlar değil mi?
Bir şey daha diim.
“Adam gümbür gümbür geliyor, haberiniz ola…”








