Yahu nerden çıktı şimdi böyle bir yazı…
Çıktı işte…
Öyle birden bire çıktı…
İnsanız. Nefes alıyoruz… Gazeteci dediğin hepsi siyasimi yazmalı. Hep siyasi öngörülerini mi yazıp çizmeli…
Gidecek yeri olmamak…
Çok nadir düşünmüştüm bu yaşamsal faktörü… Hep gidecek bir yerim vardı. Ve hep de bir bardak çay ısmarlayanım… Önce Fatih parkında bir dostumla tam 41 dakika dostluk ve arkadaşlık üzerine lafladık. Sonra Başka bir dostumla buluşmak için sözleştiğimiz saati beklemek için gidecek bir yer aradım. Ama dün hiçbir dostumun mekanına gitmek gelmedi içimden… O bir bardak çayı yalnız başıma içmek geldi içimden. Niye bilmiyorum ama, ‘gidecek yerim yok’ tu sanki dün… Bir oyana, bir bu yana sallandım boş boş… En az 3-4 dolaştım boş boş…Kafam dopdolu, ancak amacım yok… Serseri mayın misali… bom boş…
Oturdum Han Kafe’ye, sıcacık yürekli garsonların getirdiği bir bardak çayı yudumladım, boş boş… Sonra yazayım dedim iki satır. Niye olmasın… Bir taraftan da Niyazi ve Sabri Üstat’ların fasılını dinledim…
Gidecek yeri olmamak…








