23 TEMMUZ 2018
Gel Abla geeel!
Soğana geeel!
Kütür kütür soğaaan!
Geeel vatandaş geeel !
Soğana geeel! Patatese geel !
Gitmeyi çok sevdiğim, semt pazarından yükselen seslerdi bunlar.
***
İhtiyacım vardı, alacaktım, tezgaha yaklaştım.
Liderlerin miting sataşmaları-mixleri kafamda dolanırken, gözüm soğan tezgahındaki etikete takıldı…
2 kilosu 15 Lira
“Aaa yok canım deve… Bu esnaf böyle satıyordur. Bir diğerine bakayım…”
Kilosu 8 lira.
Diğeri
Kilosu 7.5 lira.
Diğeri
Kilosu 8.5 lira.
Pazarcı esnafına, “ne bu altın mı satıyorsunuz? Bu nasıl bir fiyattır ? “ diye soracak oldum.
Sohbet etmekten çok hoşlandığım güzel yürekli Pazarcı esnafı, “abla bize sorma, gazetecisin baştakilere sor. Bizde satamıyoruz. Malımız elimizde kaldı, zarar ediyoruz. Sor ki bizde bilelim niye böyle satıyoruz diye? Gelen müşteri öcü görmüş gibi etikete bakıp, soğanları mıncıklayıp geri gidiyor. Sabahtan beri bir çuval soğan satamadım daha” dedi.
Bende almadım soğan. Sadece dertleştik pazarcı esnafı ile.
Patates alayım dedim.
3 hafta önce 3 kilosunu 5 liraya aldığım patatesin, şimdi kilosu 5 lira.
Başka bir esnafta kilosu 6 lira
Bir diğerinde 6,5 lira…
Yuh…
Daha önceden de pahalı olduğu için pazardan bazı ürünleri almadan, eve döndüğüm zamanlar olmuştur. Ancak soğan almadan eve dönmeyi ilk defa tecrübe ettim.
Şaşkınlıklar içinde.
Ki yemekler, O olmadan olmaz.
***
Bu arada, “biz size soğan gönderelim, alamamışsınız” diyen bazı klavye silahşörleri çıkar diye hatırlatayım.
Sırf uçuşa geçmiş soğan ve patates fiyatını görmenin Şaşkınlığından ve fiyatı protesto etmek için böyle davrandım. Yani almadım. Yoksa çok şükür; halimiz vaktimiz yerinde…
Benim derdim hali vakti yerinde olmayanların ahvalini ortaya koymak…
Yani tuzu kurular gibi, klavye silahşörlüğü yapmıyorum…
***
Dolar; 4,677,
Euro; 5,457,
Benzin; 6.26,
Motorin; 5,72
Soğan; 7- 7,5 - 8,5 - 9 lira arasında,
Patates 5-6 lira arasında.
Hemide minnak, minnak...
Döviz yerine Soğan mı koysak yastık altına acep? Dolar ve Euro biriktirenler; soğana mı dönse dersiniz?
Hani beyin fırtınası babında...
Vatandaşla dalga mı geçiyorsunuz siz ?
Avokado’nun bile fiyatı 4,95 TL... Neyin kafası, neyin planı bu? Bu vatandaşa zulüm değil de nedir?
Yahu soğan bu soğan... Haaa... Yoksa zarları arasına altın mı gizlediniz de, bu kadar pahalı ? Bilelim de ona göre hareket edelim. Bol keseden atmayalım.
***
Şimdi yukardaki cümleleri bu şekilde kurdum yaaa… Aranızdan birkaç kişi çıkacak ve ‘hükümete saldırdığımı, yanlı yazdığımı’ söyleyecek…
Hep böyle olur…
Zira eleştiriye hiç tahammül yok. Gözlere kapkara bir bant çekilmiş, kendilerine zarar gelmediği sürece kimse gıkını çıkartmıyor. Ama… Hele bir kuyruklarına basıla….
Ovvvv cırım cırımlar. Sesler ayyuka çıkıyor.
- Oysa derdim hükümet değil. Siyaset te değil. Seçim üstü bel altından vurmak hiç değil. Bu ve benzeri konuları seçimden sonra kim kazanırsa kazansın, yine yazmaya devam edeceğim.
- Derdim soğanı patetesi stoklayıp, fahiş fiyata sattığı iddia edilen tüccarlar, aracılarda değil. Varsa iddianın gerçekliği; yetkili makamların el-kol-pençe -divan durmasının vicdani sorumluluğunu ben taşıyacak değilim. Mışıl mışıl uyuyup, vicdanları rahat nefes alıyorsa bana ne… Her koyun kendi bacağından asılıyor, biliyorsunuz…
Arz ve talep dengesizliği. Başka bir şey değil. Şiddetli yağışlar da eklenince patates ve soğan fiyatları uçuşa geçti. Düşünsenize bugün 23 Haziran… Yazın tam ortası ve hala yağmur yağıyor, hava serin. Geçen yıl bu tarihlerde kavruluyorduk. Millet şıpıdık şıpıdık havuzdan-denizden çıkmıyordu. Bu yıl aha Temmuz geldi, millet daha havuza, denize giremedi. Zira bu mevsimde hala yağmur yağıyor. Allah’ın bir bildiği vardır elbet… Hayırlısı…
Soğan diyarı; Trakya Bölgesi, Adana, Ankara, Yozgat, Bursa Karacabey, Bandırma, Balıkesir, Amasya, Çorum, Tokat, Kastamonu, Hatay ve Denizli vıcık vıcık. Çis çis, yağmur hiç bitmedi.
Patates diyarı; Nevşehir, Niğde ve Ödemiş’te hakeza öyle…
***
- Derdim Türk tarımının geldiği nokta.
- Ekim alanlarının darlığı ve bu konuda kalıcı çözümlerin üretilmemesi
- Hava koşulları şartlara uygun gitmediğinde, hemen piyasaların alt-üst oluvermesi.
- Gıda satışında ve pazarında, nakliyesinde oturmuş bir denetim mekanizmasının olmaması.
- Aracıyı, tüccarı ve hal denetçilerini de denetleyecek, bir üst kuruluşun olmayışı.
- Sayıları Tük Coğrafyasına göre zaten fazla olan Yaş Meyve ve Sebze İhracatçıları Birliklerinin; bu tür olağan üstü durumlarda, ihracat firmalarına otorite koymaması, refleksiz kalması.
- Bu tür tepki çekici fiyat dalgalanmalarında duruma müdahil olacak hiçbir kurumun olmaması ve piyasaların kendi seyrine bırakılması…
- Hem çiftçiyi, hem halciyi, hem pazarcıyı, hem de tüketiciyi allak bullak eden bu tür dalgalanmalarda ‘hemen ithalata dönebiliriz’ veya ‘döneceğiz’ açıklamaları yapılması.
Ki Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi 21 Haziran’da; spekülasyona izin vermeyeceklerini, söz konusu ürünlerde ithalata müsaade edeceklerini açıkladı. Çözüme bak.
‘İthalat’
Yani Türkiye gavurun ürettiğine para verip satın alacak ve yiyeceğiz.
Niye?
Bizimkilerin köküne benzin döküp, kibrit mi tuttuk?
Tohum mu yok?
Arazi mi yok?
Üreten çiftçi mi yok?
‘Dereye düşen Yılana sarılır’ misali… Hemen ithalat…
Meğer ne meraklı milletmişiz gavurun malını tüketmeye, gavura kazandırmaya… Gavuru abat etmeye… Gavuru beslemeye.
İthalata yönlenince, pusulayı o tarafa çevirince; üretimin azalacağını veya sıfırlanacağını, daha ne kadar daha bas bas bağıracağız Milletçe.
Çiftçinin üretmesinin önüne geçecek ne varsa inatla yapılmaya çalışıyor…
Niye, niye?
Başka ülkeler üretip satmak için debeleniyor, biz başka ülkelerin ürettiğini satın almak için…
Bu ne hazırcılıktır?
Her üründe ithalat, ithalat… Gıda, beyaz eşya, giyim, teknoloji, otomobil…vs…
İhracat yapıp ülkeye, çiftçiye, üreticiye kazandırmak var iken, elin gavurunu zengin etmekteki inat niye?
Gıda sektöründe aracı ve tüccarın kâr hırsını engellemek yerine, ithalat kararı alınması son derece yanlış.
***
Oysa hamle bu olmamalıydı…
Hamle
- Önce ekim alanlarında yeniden iyileştirmeler yapmak ve hektarlarda çoğaltmalar yapmak olmalıydı…
- Ürünlerin hava şartlarından olumsuz etkilenmemesi, gerekli önlemlerin alınabilmesi için araştırmalar ve çalışmaların yapılıyor olması lazımdı.
- AK Parti seçim beyannamesinde açıklandığı gibi ‘tarımı stratejik sektör’ olarak kabul edip, radikal uygulamalara yıllar önce başlanmalıydı. Ve şimdiye sistem oturmalıydı.
- Her zoru gördüğünde, ‘İthal ederiz’ denmemeliydi. Tam hasat zamanı ‘ithalata yöneleceğiz’ de ne demek?
Mazotundan gübresine, tohumundan işçiliğine, sulamada kullanılan elektriğine… Hepsi yüksek maliyet. Elektrik özelleştirildi, borcunu ödeyemeyen üreticinin saatini mühürlüyorlar. Ürün tarlada kalmış, satılamamış, zararına satılmış, sulama ihtiyacı varmış, çürümüş, kurumuş, zebil olmuş, tüccar-aracı kazıklamış… Kimsenin umurunda değil. Üretici her şartta, kendi başının çaresine bakmak zorunda.
Alınan ithalat kararı; yarın pazara inecek patates ve soğanın fiyatını düşürecek ve muhtemelen yine ürün tarlada kalacak, ya da yok pahasına satılacak. Haaa… Tüketici bundan memnun olacak ama olan yine üreticiye olacak. Üretici yine borç batağında debelenecek.
Klavye silahşörleri bu konuyu tespit edebildiler mi acaba? Hani çok iyi biliyorlar ya…
***
Hükümet ithalata izin vermek yerine önce aracı kurumları ayar vermeli. Aracı kurumların ve tüccarların üretici köylüden 1’e aldığı ürünü, hallerde, marketlerde 3-4, hatta 5 katı fiyata satılmasını engellemeli. Zira her hâlükârda kazanan tek kesim aracı firmalar ve tüccarlar.
Köylü ve üretici ise hep zarar, hep zarar.
Hükümet ‘fiyatlara müdahale ettik’ diye hiç övünmesin böbürlenmesin. Bir kere ithalat kararı; üreticiye kazık, ithalat yapan şirketlere ‘kıyak’ tır.
***
Ben söyleyince de, yazınca da; ‘tarafmışım’, ‘mış, muş’lar savruluyor ortalıklarda.
‘Taraf’ değilim.
Sadece cesaretliyim.
Rüzgar sağdan esince sağa, soldan esince sola yatan gazetecilerden değilim.
Seçimden sonra eğer iktidar değişikliği olursa; engin çayırlar misali sağdan sola veya soldan sağa yatan gazetecileri ve yazarları siz zaten göreceksiniz. Oysa ben baştan beri hep düm düzdüm. İktidar değişikliği olursa da, olmazsa da tavrım değişmeyecek. Doğru iş yapanı takdir eder, eğri işe sığamam, yazarım, söylerim… Biline… Tava kapağı gibi bir öyle-bir böyle hiç olmadım. Olmamda.
Eğer sırf vatandaşın sesi olmaya gayret gösterdiğim için ‘taraf’ olarak görülüyorsam, ‘evet tarafım. Vatandaşın, halkın tarafındayım.’
Var mı ötesi…
Zam, zam, zam… Nedir bu yahu? Alım gücü yok, zam ve vergi çok. Gelirin 4/1’i vergiye gidiyor. Bu zamlarla kalan 4/3’ü geçinebilen zaten bence; gelmiş-geçmiş tüm ekonomi bakanlarından daha hesap bilir…
***
Soğanı kilosu 7-8-9 liradan almaktan memnun olan tuzu kuruların, alamayan gariban vatandaş ile de biraz empati kurmasını isterdim doğrusu.
Bugün kadıncağızın biri, baktı baktı soğan tezgahına dedi ki kocasına usul usul, “Herif hadi, boş ver. Bu haftada soğansız yemekler yaparım. Makarna yaparım. 1 kilo soğana 7,5 lira vereceğime gider onunla; bir kilo domates, birkaç tane yumurta alır, soğansız menemen yapar, yeriz. Hadi boş ver gel gidelim.”
Yurdum insanın mutfak çözümleri işte…
Tuzu kurulara duyurulur !








