Manisa…
Türkiye’nin sanayi sektöründe ilk üç sırada yerini almış bir kent…
Caaanım Manisa…
Hangi dev firmalar var Manisa da?
Ooo ooo Sürüsüne bereket….
Geçen gün bir hastanenin acil servisinde ismi lazım değil, bir işçi ile karşılaştım. 26 yaşında dağ gibi, ihtişamlı bir erkek. Ağlıyordu. Sordum derdini. Bir dokun, bin ah işit derler ya. Adamcağız anında döküldü. Hafıza kaybı başlamış bende, çok çalışmak tan, uykuzuluk tan ve işimden olacağım korkusundan.” Ne kadar maaş alıyorsun? diye soracak oldum. Adam avaz avaz; ”Ne kadar olacak asgari ücret, hem de 10-12 saat ful çalışarak. Tuvalete dahi gidemeden. İdrar yollarım patlayacakmış nerdeyse. Nazi ordusu gibi yönetiliyoruz.” Dedi. Adamcağız meğer Manisa’nın dev fabrikalarından birinde çalışıyormuş!... Yine İsmi lazım değil, geçelim.
Eeee Memleketim işçisinin bu feryadını duyduktan sonra ne yapmalıyım dersiniz?
İşte şunu yapmalıyım…
Belene kampı vari işçi çalıştıran kodomanlar, fabrikalardaki insanlık dışı uygulamalarıyla işçileri açlıkla, yoksullukla, müebbet üretim hapsiyle köle gibi çalıştıranlar!... Hele bir buraya bakınız!...
Sizler cukkanızı dolduracaksınız diye, 10-12 saat köle gibi çalıştırdığız işçiye, asgari ücret vereceksiniz, yemek saatinde başında dikileceksiniz, tuvalete gittiğinde kaç dakikada döndüğünün kronometresini tutacaksınız, bütün sosyal haklarını kırpmanın yolunu bulacaksınız, iş kanunundaki açıkları yakalayıp lehinize kullanacaksınız, sonra da o işçiden verim bekleyeceksiniz, saygı bekleyeceksiniz. Pööööf. Pes doğrusu!...O zaman olmayan insanlığınızla, fabrikalarınız da siz üretim yapın. Geçin bantlarınızın başına 12 saat çalışında görelim… Yalnız…. Biriside o tuvalete girdiğinizde dışarıda kronometre tutsun. 3 dakikanız dolduğunda tuvaletteki malum durumunuz nasılsa, yarıda bırakıp dışarı çıkmak duygusu nasıldır, onu’da bir tadın ama. Bir de 350 milyonu muhasebe memurunuz tutuştursun elinize, gidinde evinizin bütüüüün eksiklerini görün o çooook parayla. Bu ikisini önce bir yapın. Yapın da görelim boyunuzun ölçüsünü. Yoksa vallahi çatlarım. Belkide sizde işçilikten o serveti elde edip patron oldunuz. Ne çabuk unuttunuz o günleri? Ne oldu dem vurduğunuz insanlığınıza? O o zamandı değil mi? Geçmiş geçmiştir meselesi…
Yaşamlarını devam ettirmek için işçilerin çalıştıkları fabrikalar onbinlerce işçiyi yutmaya, yok etmeye ve bir o kadar da sefalete itiyor. Bu sistem içinde, yaşayan ölülerden ne farkı var işçinin ? Hiç. Devletinin açıkladığı açlık ve yoksulluk sınırı altındaki asgari ücretlerle iş Patronları işçi sınıfını zaten yok sayıyorlar. Üstelik de asgari ücreti daha da indirmenin derdindeler. Gerçi yasal olarak bu rakam henüz indirilmese de patronlar zaten maaş günlerinde para yok diyerek kuş kadar verdiklerini karınca küçüklüğüne indiriyorlar. Hatta bazı iş yerlerinde işçinin aldığı asgari ücret iki taksitle ödeniyor. İlk duyduğumda çok öfkelenmiştim maaşın adı nasıl taksit olur diye. Ancak bunu işçiler öylesine kanıksamışlar ki, “Biz alıştık. Ne yapalım. Çaremiz mi var? Hiç yoktan iyidir.” Demişlerdi. Arkası kalınlar her yıl, artan yıllık kazançlarını açıklıyor. Aslında bunun tek bir ifadesi var çalışan için, “demek ki daha fazla sömürüldük, daha fazla çalıştık ve haklarımız daha fazla gasp edildi. “
Alın terinin en büyük timsali hastanedeki işçi arkadaşım, şöyle dert yanıyor bana; “Patronlar kâr edebilmek için etimizi, kanımızı, canımızı yani yaşamlarımızı istiyorlar. Siz hiç 60 yaşına gelip de dinç kalan, 60 yaşına kadar hastane kapılarını yüzlerce kez aşındırmamış bir işçi tanıyor musunuz? Erken yaşta yaşlanıp çeşit çeşit hastalıklarla kıvranıyoruz. İş kazalarıyla, meslek hastalıklarıyla bu dünyadan göçüp gidiyoruz. Yani hiç yaşamadan! Patronlarımız her geçen gün daha uzun süreli çalışmamız için iş saatlerini uzatıyor. Planlarımız, kendimize, ailemize, arkadaşlarımıza ayıracağımız vakit çalışma saatlerimize göre ayarlı. Ben vardiyalı bir fabrikada çalışan bir işçiyim. 3 vardiya, yani günün 24 saati fabrika açık, dolayısıyla biz işçiler de günün 24 saati uyanık ve her an çalışmaya açığız. Çalışma saatlerimizin her hafta değişmesi patronuma göre düzenli bir değişim. Ancak her hafta değişen bu saatlere alışmak bütün işçi arkadaşlarım ve benim için organizmamızda alt üstlüklere neden oluyor. Uyku saatlerimin düzensizleşmesi, bilincimin açık olmamasına, beynimin sürekli yarı uyur bir halde olmasına ve yaşadıklarımı hatırlamakta zorluk çekmeme neden oluyor. Patronların kendi yasaları dahi 5 yıl üst üste vardiyalı olarak çalışan işçilerin mahkemelerde tanıklıklarını kabul etmiyor. Yani bizi bitkisel hayata soktuklarını kendileri de kabul edip, 5 yılın sonunda bizi işe yaramaz insanlar haline getiriyorlar. Patronlar daha fazla ücret istemememiz, daha uzun saatler çalışmamız, tüm baskılarına boyun eğmemiz ve korkmamız için işsizliği bize karşı silah olarak kullanıyor. En küçük hak talebinde işsizlik tehdidini kafamıza bir yumruk gibi indiriyorlar. Oysaki iş saatleri kısaltıldığında tüm işçiler için çalışma imkânı olacak. Ne işsiz kalma korkusu, ne de gece vardiyası diye bir şey olmayacak. Dünyadaki mevcut kaynaklar ve teknoloji sayesinde çok kısa çalışma saatleriyle tüm insanlığın ihtiyaçları karşılanabilir. Bugün iktidarda, dünyanın yönetiminde patronlar var. Patronların kâr hırsı bizlerle birlikte dünyamızı bir yok oluşa doğru sürüklüyor. Hatırlıyor musunuz? Bir tarafta açlıktan ölen insanlar varken, kârlı satış yapamayacakları için patronlar tonlarca buğdayı, patatesi denize döktüler. Onlar yalnızca satmak için üretiyorlar. İnsanı düşündükleri yok. Onlar işçiyi bir mal gibi görüyorlar. “
Not: “Haaa sonunda bizim dilimizden anlayan ve konuşan biri çıktı” diyenler.
Ele alınmasını istediğiniz konu ve sıkıntılarınızı bana yazın. Sizin yanınızdayım.








