Size ‘ayda 600, 700, 1.000, 1.200, 1400 lira ile geçineceksiniz’ diyorlar.
Kimse de gıgını çıkartıp ta; “yahu çok becerebiliyorsan al 600 lira ile sen geçin bir ay” diye diklenemiyor.
Asgari ücret bile değil.
Zira diklenirse; eldeki bulgurdan da olmaktan, dımdızlak, hatta ‘donsuz’ ortada kalmaktan korkuyor, emekçi. Ne yapsın gariban.
Çok mu argo oldu? Çok mu mahalle ağzı oldu?
Hay Allah… Ne kadar da 'basit cümleleler' kurdum değil mi? Afilli bir giriş yapmadım mesela. Düm düz, bodozlama daldım konuya.
'Dımdızlak', ‘donsuz.’
Ne kadar da kaba ve sıradan değil mi?
Sen (halkı yönetenler); ‘O vergisi, bu vergisi’ diye vatandaşa 'kazığı kakıtırken' iyi de; ben yazarken, söylerken, şikayet ederken mi kötüyüm?
TRT'nin bir ay boyunca bom boş oturup, göbek kaşıyanlarının uçuk maaşlarını bile bir biz veriyoruz, biz. TRT çalışanlarının patronu biziz, emekçiler.
Artık bıçak kemiği bile kesti. Emekçi artık; ne mahalle ağzını saray ağzıyla, ne de argo kültürünü nezaketle süslemeye niyetli.
Bodozlama dalıyor artık Millet. Bıktırmasaydınız efendim… Bu kadar isyana sürüklemeseydiniz…
Bu saatten sonra artık emekçi, hiç te susmaya niyetli değil. Aylardır soğanın kilosu 5-7 lira arasında, patates 5 lira. Şehir içi taşımacılık 3,5 lira. Ekmek 1.5 lira. 750 gram tuz 2 lira…
Kimseciklerde tık yok.
Partili Sayın cumhurbaşkanı çıkmış; “stokçuların işi bu, denetleyin, cezalandırın…” Naraları atıyor.
Stokçular da diyor ki; “stok yapmıyoruz, depoluyoruz, çürüsünler mi?”
Çözüm yine yok. Soğan yine 5-7 lira, patates yine 5 lira…vs.
Daha kaç kalem yazayım? Sayfalar doldurmama gerek yok.
Bugünkü Bakanlar Kurulu’nda, 600 lira veya 1.200 lira emekli maaşı ile bir ay geçinebilecek; “bir baba yiğit bakan” varsa, çıksın “ben bunu başarabilirim” desin.
Yapamazsınız. Çünkü siz; “tuzu kurular” topluluğusunuz. Vatandaş geçinemiyormuş, bırak et-balık-sebzeyi, evine ekmek alamıyormuş, yeminle umurunuzda değil.
Sizi gidi, tuzu kurular siziii...
En iyisi siz o bakanlık koltuklarında çekilin hele bir geri, 600 lira verdiğiniz binlerce emekli Devleti sizin yerine bakın nasıl yönetiyor, enflasyonu nasıl düşürüyor görün.
Çok mu attım kafadan yine?
Yooo, sizin kadar atamadım henüz… O kadar mahir değilim; “bol keseden, boş atıp-tutmaya.”
Daha asgari ücret bile veremediğiniz emekliden, geçmişte ve şimdi; yine, yeniden oy istiyorsunuz.
Diyorsunuz ki;
“Yine oy verin bize de, sizi 31 Mart'tan sonra bu sefer donunuza kadar soyalım.”
Şunu söyleyeyim sadece…
Toplumdaki inanırlığınız ve güvenirliğinizi, vatandaşınızı borca mahkum ederek yine kendiniz bitirdiniz. Yani kendi ayağınıza sıktınız.
Hiç kimseciklerin; size zarar verecek hiçbir hamle yapmasına gerek kalmadı artık. Siz zaten kendinize, kimsenin veremeyeceği kadar çok zarar verdiniz. Ekonomiyle birlikte, halkıda batırdınız ya… İşte kendinize verdiğiniz en büyük zarar bu. Muhaliflere bile iş bırakmadınız iyi mi… Sizin en güçlü muhalifiniz, kendiniz.
Ceremesini de halk çekiyor.
Allah verede, ittifakçı belediyeciler vicdana gelsinler. Kendi şehirlerinde hiç olmazsa düzeni sağlama liyakatına sahip olabilsinler.
***
Ahval yıllardır böyle…
2015 yılında benim gibi yapılan haksızlıklar canına tak diyen, yiğit bir kadın çıktı ve dedi ki; “ben bu düzeni kurana karşı duracağım.”
Onun adı; Gönül Boran Özüpak.
Emeklilikte Yaşa Takılanlar Derneği (EYT) Genel Başkanı.
1974 yılında dünyaya geldi, Gönül Boran Özüpak. Eskişehir Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu. 25 yıl özel bir firmada pazarlama sorumlusu olarak görev yaptı. 2015 yılından bu yana da EYT Derneği'nin başkanlığını yürütüyor. Şimdilerde ise 81 ilde dernekleşmeye gidiyor EYT’liler.
Manisa’da ki EYT’lilerde bir heyecan bir heyecan… Gruplar kuruluyor, faaliyetler düzenleniyor, sosyal medyalardan bangır bangır yayınlar yapılıyor. Emeklilikte yaşa takılanlar (EYT) eyleme hazırlanıyor. EYT’liler 16 Aralık’ta İstanbul Beşiktaş Mustafa Kemal Kültür Merkezi’nde buluşarak, bundan sonra neler yapabileceklerine dair bir takvim belirleyecekler.
***
Beni buldular.
“Bize basın desteği verir misiniz?” diye sordular.
Verilmez mi…
Ezilen, hor görülen, 600 lira emekli maaşı reva görülen bu emekçi kesimine, destek verilmez mi?
Başım üstüne.
***
1999 yılında çıkarılan emeklilik yasasıyla kadınlar için 20, erkekler için 25 hizmet yılını dolduranların normal şartlarda emekli olmaları gerekirken, emeklilik hakları gasp edildi. Devlet kadınlarda 20, erkelerde 25 yıl olan emeklilik süresini ‘genç’ olarak nitelendiriyor. Sigorta prim gününü doldurulmasına rağmen emekli edilmeyen, üstelik sağlık hizmetlerinden yararlanabilmek için sağlık primi ödemek zorunda bırakılan EYT’liler, açlık ve yoksulluğa mahkum ediliyor.
Partili Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan bir konuşmasında bu kesim için birde evlere şenlik bir cümle kurdu.
“Bir de bunlar türedi.”
Bu cümle sayın Erdoğan’ın. Cümlenin yapısı “ötekileştirme, yok sayma” algısı ile özdeşleşmiş durumda.
Şimdi…
Devlette ve özel sektörde hala; bastonla işe gidip-gelen, daha çişini tutamayan 65 yaş üstü “YAŞLILARI” çalıştırıyorsunuz, emekli edemiyorsunuz, genç işsizlere iş alanları açamıyorsunuz, üretemeyen ‘YAŞLILARA’ maaş vermeye bütçeniz var da, hak ettiklerini almaya çalışanlara bütçe yok…
Sakın yanlış anlaşılmasın . Amacım 65 yaş üstüne hakaret etmek değil. Amacım 65 yaş üstü ve ‘yaşlı’ statüsünde olan kişilerin; emekli maaşlarının geçinebilecekleri seviyelere yükseltilmesi ve emeklilik yaşları geldiğinde gönül rahatlığı ile evlerine çekilmesinin sağlanmasının, gençlere istihdam ortamının yaratılmasının daha doğru olacağı görüşüm.
Düşünsenize emekli olan bir kişi borçsuz geçinebileceği bir maaş alabilecek olsa, çocuklarını okutabilecek olsa, kim 65 yaşından sonra işe gidip-gelmek ister. Oturur evinde emekliğinin keyfini çıkartır. Ama 1.200 lira emekli maaşı alan bir vatandaş 65 yaşında da olsa, 80 yaşında da olsa elbette çalışacak. Çünkü borcun içinde kulaç atıyor, ne yapsın?
Ancak maaşı enflasyonun sınırının üstünde olsa, emin olun evinden dışarı çıkmaz. Ailesiyle, dostlarıyla, sevdikleriyle vakit geçirmenin keyfini çıkarır. Böylece atama ve iş bekleyen milyonlarca işsize istihdam alanları açılır…
Yalan mı?
Değil…
Her yanlış icraat, yanlış sonuçlar zincirine yeni halkalar eklettiriyor.
İşsizliği çözmenin tek bir yolu var.
Emeklilik yaşı gelmiş herkesin;
- Emeklilik maaşını, borçlanmadan geçinebileceği oranlara yükselteceksin.
- Emeklilik yaşı gelmiş tek bir kişiyi işte çalıştırmaya devam etmeyeceksin. Hemen emekli edeceksin.
- O’nun yerine de taze beyinler, sağlıklı iş gücü sağlayacak yeni çalışanlar alacaksın. Böylece hem işsizler ordusu ortadan kalkacak, hem de üretimde zorlanan yaşlıları boş yere çalışıyor göstermeyeceksin, boş yere devletin bütçesini çar-çur etmeyeceksin.
Ha devlet bu kadar emeklinin maaşını ve tazminatını nasıl mı ödeyecek?
Eee devlet çalışandan; “armutun sapı- üzümün çöpü adıyla” ömrü boyunca kestiği vergileri kullansın işte…
Nerede o paralar?
Nereye Harcandı?
Maaşların 4’te birini alan devlet o paraları ne yaptı? Şimdi O paraları kullansınlar işte; bulup-buluşturup. Kime veya nereye verildiyse geri alınsın, hakkıyla çalışan ve emekli için kullanılsın.
O zaman ne emekli ayaklanır, ne işsiz… Belki benim gibi 1.200 lira emekli maaşı alan ötekileştirdiklerinizin maaşlarını da, en azından asgari ücrete çekersiniz haaa…
İnsafa gelip…
Demek ki ne yapmak lazım…
Demek ki; “ yerine koymak lazım.’
Demek ki; ‘!Onun gibi düşünmek ve yaşamak lazım.’
Demek ki; ‘600 lira ile 1.400 lira arasında bir maaş alıp, hem okul taksidi, hem çarşı-Pazar alışverişi, hem kira, hem ulaşım, elektrik, su, doğalgaz, telefon…vs giderlerini ödeyebilmek lazım.’
Demek ki; “nefes alabilecek kadar boşluk bırakmak lazım…’
***
Ne dedik yukarıda;
Demek ki; ‘Onun gibi düşünmek ve yaşamak lazım.’
İşte bu erdemi göstermeyen karar vericilerin, BU ERDEMİ HİÇ GÖSTERMEYE NİYETLİ OLMADIĞINA inanan EYT’liler sonunda kazan kaldırdı.
Geliyorlar… Ama sel gibi geliyorlar, 3,5 değil.
Sıkı geliyorlar. Güçlü geliyorlar. Dolmuş ve doymuş geliyorlar.
81 ilde teşkilanıyorlar şu an. Onların ne partisi var, ne de siyasi görüşü. Ne paraları var, ne de vakitleri.
Ama öyle bir toplumsal farkındalık yaratmayı başardılar ki; arkalarından sel gibi akıyor gönüldaşları.
Başlarında deli yürek; Gönül Boran Özüpak.
Yanlarında, yörelerinde kaderdaşları, meslektaşları, emekçi dostları. Kimsecikler onlara para vermiyor, imkan sunmuyor. Her şey gönüllük esası ile ilerliyor. İstanbul’a, İzmir’e, Bursa’ya gitmek için bile gereken otobüsleri, aralarında para toplayarak tutuyorlar; 3, 5, 20, 50, 80 lira…. Kim ne verebiliyorsa…
Siyaset üstüler…
Hepsi gönüllü. Hiçbir menfaat beklentileri yok. Hepsinin söylemi; “haklarımızı alabilelim, kendimiz için başaramazsak hiç olmazsa gelecek neslin hayatlarını, garantiye alırız. Başka da hiçbir beklentimiz yok.”
Bakın ne kadar yalın, dürüst ve kabulleniciler.
Fazlasında gözleri yok. Tek dertleri açlık sınırından sıyrılıp, borçsuz geçinebilmek.
Ne yatta, ne katta, ne Airbus A330VIP Presidental Vip Uçakta, ne Man adasında kaçak-göçek bir hayat…
Hiç birinde gözleri de, niyetleri de yok. Kırıp-dökmek te istemiyorlar.
Kendilerinin ne; Fransa’daki sarı yeleklilerle
Ne de; ‘Gezi’de tuzağa düşürenlerle benzeştirmiyorlar.
Ne vurmaya, ne kırmaya, ne de polisle karşı karşıya gelmeye niyetleri var.
İstanbul’a gidecekler, ses yükseltecekler, taleplerini sıralayacaklar, kendilerini gösterip hafızalara kazıtacaklar…
Aynı şeyi bir de İzmir’de tekrarlayacaklar…
Ki…
Devleti yöneten politikacılar ve partili Sayın Cumhurbaşkanı EYT’lilere reva gördüğü kaderden vazgeçsin.
***
Vazgeçer mi ?
Söyleyeyim…
Bugün; 600, 700, 800, 900, 1.000, 1.200, 1.400 lira emekli maaşı alan emekliler için kılını kıpırdatmayan, hatta “asgari ücret altında emekli maaşı almayan neredeyse artık kalmadı” açıklaması yapan bir lider, 31 Mart’tan sonra vicdana mı gelecek?
Gelecek.
Zira Sel gibi, tufan gibi akıp gelen EYT'lilerin oyunu kaybetmeyi göze alamayacak. Bu gönüllü, toplumsal örgütlenmeye sırtını dönemeyecek. Yeter ki siz sıkı durun, kenetlenin, mücadeleden vazgeçmeyin.
Yolunuz açık.
Sadece hedeften vazgeçmeyin, pusuladan şaşmayın yeter.








