Uçkur komplolarından nemalananlar Türkiyesi…
Şimdi…
Bu kaset, DVD, VCD… bilumum yayının kime zararı dokundu…
MHP’ye mi? CHP’ye mi?
Yooo…
Vallahi hiç birine zararı dokunmadı… Partilere hiçbir şey olmadı. Partilerin hiç bir kaybı olmadı… Zira Türkiye’de siyaset böyle işliyor… Saat gibi… Tik tak tik..tak… Birleştiiir: Taktik. İyi taktik…
Kime veya kimlere zararı dokundu…
Donunun uçkuru, elinde gezen bilumum zevata… Yani Kasetleri, DVD’leri internet sitelerinde, televizyonlarda, bilgisayarlarda gezen Partilerin üst düzey yöneticilerine…
Bu iş Kimlere zarar, kimlere fayda getirdi bir bakalıııım…
Osman Çakır: Samsun 1. sıra adayıydı. Yerine diş hekimi Cemalettin Şimşek geldi.
Mehmet Ekici: Yozgat 1. sıra adayıydı. MYK üyesi Sadir Durmaz 1. sıraya kaydı.
Deniz Bölükbaşı: Ankara 2. bölge 1. sıra adayıydı. Yerine 3. sıra adayı MYK üyesi Mustafa Erdem,
Cihan Paçacı: Ankara 2. bölge 2. sıra adayıydı. 4. sıra adayı Özcan Yeniçeri 2. Sıraya,
Mehmet Taytak: İstanbul 3. bölge 3. sıra adayıydı. Bu sıraya öğretim üyesi Ahmet Mucip Gökçen,
Ümit Şafak: İstanbul 2. bölge 2. sıra adayıydı. Yerine 3. sıra adaya eski DYP milletvekili Celal Adan,
Bülent Didinmez: İstanbul 1. bölge 2. sıra adayıydı. Yerine İstanbul Milletvekili Durmuş Ali Torlak,
Metin Çobanoğlu: Kırşehir 1. sıra adayıydı. Yerine Doktor Ahmet Hakkı,
Recai Yıldırım: Adana 1. sıra adayıydı. Yerine Adana Milletvekili Muharrem Varlı,
İhsan Barutçu: İstanbul 3. bölge 4. sıra adayıydı. Yerine Timur Can Ulusoy geldi.
Nasıl… Güzel hesap değil mi?
CHP’de durum ise Deniz Baykal gitti, Kemal Kılıçdaroğlu geldi… Baykal hala CHP’nin yanında destekçi…
Partilere bir şey oldu mu?
Yooo… Partiler hala yükselişte. Olan; adaylar ve yöneticilere oldu… İstifa ettiler, adaylıklarından çekildiler, adayların işgal ettiği sıraları da, bir sonraki adaylar aldı…
Şans mı dersiniz, komplomu dersiniz ben bilmem orasını… Ama istifa edenlerin yerine gelen adaylar çok ballı imiş. Kedi gibi dört ayak üzerine düştüler vesselam…
***
AK Parti der ki;”Vallahi haberimiz yok, biz tezgahlamadık, haberimiz olsaydı yayılmasına, yayımlanmasına, deşifre olmalarına engel olurduk”
Yahu Sen hükümetsin… İktidar ediyorsun. Türkiye’ye hükümet ediyorsun…
İçişleri Bakanlığı sana bağlı değil mi? Polis senin elinde… MİT senin elinde… O güçlü istihbarat ve son teknoloji senin elinde;”Haberimiz olsaydı engellerdik…”
Pöf pöf pöf… Güldürmeyin insanı…
Yemezler…
Bas baya göz yumdular, Altan alttan desteklediler… Bu çirkin siyaset anlayışından nemalanmak istediler… Düşündüler ki; Bu rezil görüntüler ortaya çıkarsa MHP tabanı AK Partiye kayar. Parti okkalı bir darbe alır. Seçimlerde barajı aşamaz. Hele de bir; Devlet Bahçeli tuzağa düşerde istifa ederse, Seçimler de yarışı AK Parti göğüsler…MHP tarih sayfalarına gömülür…
Başka bir entrika daha var bu skandal olayında. Oktay Vural etkeni…
Parti içerisinde Devlet Bahçeli’nin Genel Başkanlığını istemeyen ağırlıklı bir kesim; Oktay Vural’ın Genel Başkan olmasını istiyor. Bu kasetleri, görüntüleri, rezillikleri ortalık yere servis eden “Farklı Ülkücülük” adındaki grup benim ve milletin zannımızca, MHP’nin başına Oktay Vural’ı istemekte … Bu tezgah Oktay Vural’ın tezgahı mıdır, yoksa “Farklı Ülkücülük” grubu; donlarının uçkurları elinde gezen MHP’li üst düzey yöneticilerinin rezil-kepaze görüntülerini sırf partileri bu yüz karalarından kurtulsun diye mi yapar, onu bilemeyiz… Ben sadece sesli düşünüyorum.
Farklı Ülkücülük diyor ki tehdit mesajlarında;"Partimizin bu önemli süreçte baraj altında kalmasını istemiyoruz. İstifa edin. Devlet Bahçeli’de istifa etsin. Yerine Oktay Vural geçsin”
Yahu bu ne çelişkidir… Hem “Partim Baraj altında kalmasın istifa et”, hem de partinin yıpranması için elinden ne geliyorsa yap…
Bunu da yemezler…
Bu bence yeni bir siyasi dizayn operasyonu…
Siyasi gidişattan rahatsız olan bir grup var karşımızda. Ordu ellerinde değil ki, darbe yapsınlar. Yüksek yargıya da ulaşamıyorlar. Eee napak?…yeni bir siyasi mühendislik geliştirek… Uçkuruna düşkün üst düzey adamları tespit edek, peşlerine adam takak. Ne yerler, ne içerler, kimlerle görüşürler, alevera-daleveraları var mı? Kiminle yatar-kalkarlar, bulak. Sonra da kurak teçhizatı, motooor… Kayııııt… Altı üstü bir rec düğmesi değil mi?
Yanlış anlaşılmaya… Bu uçkuru çözük adamları savunuyor değilim haaa. Benim savunduğum şey…Hem dini-imanı, güzel ahlakı, temiz siyaseti savunacaksın…Hem de onunla-bununla yatıp-kalkan milletvekili aday ve üst düzey yöneticilerini anadan üryan ortalık yere deşifre edeceksin…
Anadan üryan diyorum… Görüntüleri internetten kaldırılmadan inceleme fırsatı buldum bir gazeteci olarak… Eeee ne yazacağımızı bilmek zorundayız. Görüntüler de harbi rezillik var. Ve MHP çatısı altında siyaset yapan bu adamları, ‘parti baraj altında kalmasın’ savunması ile anadan üryan dünyaya servis ediyorsun.
Yoook… Burada ki tasa, partinin yükselmesinin sağlanması değil arkadaşlar… Bu işleyişte savunulan ilke ile icraat tamamen birbirine tezat. Bu ahlaksızlığın dik alası… Ahlaksızlığın en büyüğü… O yöneticilerin, vekil adaylarının çoluğu-çocuğu, karısı, ailesi var… Böyle rezil bir haltı yemişler…Belli… Boyları-posları devrile inşallah… Ama böyle afişe edilmeleri de ahlaksızlık…
Türkiye’nin artık yeni bir siyasi mühendisliği var vesselam… Seks şantajlı siyaset Mühendisliği Bilimleri… Allah vere de MHP iktidar gelirse, bu mühendisliğin bir de okulu açılmaya…
Ha muhtıralarla darbe şantajı yaptın, ha Anayasa Mahkemesi ile parti kapatma yolunu kullandın, ha seks şantaj kasetleriyle Parti genel Başkanlarını devirip, aynı partileri baraj altına gömme yöntemini kullandın… Hepsi aynı kapıya çıkıyor…
Önce Baykal, şimdi de Bahçeli... Devirme politikası.
Açık siyasi mücadelenin, adil rekabetin yerini; komplolar, skandallarla, şantajlarla al aşağı etmek almışsa, buna nasıl demokrasi diyeceğiz? Siz söyleyin artık…
***
Hele de devirilmek istenilen Devlet Bahçeli’nin vizyonu ve misyonunu ele aldığımızda ortadaki büyük yanlışın ölçeğini görebiliriz…
MHP’nin lideri Bahçeli, üslubundaki agresifliğine rağmen, özünde her zaman şiddetten kaçınan bir yönetici. Yöneticiliği de öyle hafife alınır türden değil haaa… Höt dedi mi… Akan sular durur.
Bu adam ki;
Ülkücü hareketin yalan-yanlış sokağa çekilmesine ve ülkücülerin şiddetten uzak kalmalarını sağladı. Siyasetin meşru zeminlerde yapılmasına özen gösterdi ve ekibini bu yollu bir siyasi anlayışa çekti. Partisinin kaos planlarında kullanılmasına izin vermedi. Uzak tuttu. Ergenekon olaylarında nötür kalarak, partisini, gelecek zararlardan korudu. Bir anlamda partisini bu seçimlere pir-pak hazırladı.
Hal böyle olunca Ülkücü gençleri takviye güç olarak kullanmak isteyenlerin planları suya düştü. Şimdi ‘Yedek güç ülkücü Gençlik’ Devlet Bahçeli’nin yanında…Oldu mu ya şimdi? Bahçeli’yi al- aşağı etmek için uğraşanlar kaçırdılar treni, Hay Allah … Şu anda kasetlerle yapılmaya çalışılan da, Devlet Bahçeli'yi tasfiye edip, yeni Genel Başkan ve yeni yöneticilerle seçimden hemen sonra "Ergenekon'un vurucu sivil kanadı" olarak kullanabilecekleri bir MHP yaratmak… Amaç ta, hedef de bu…
Tevellütü yetenler veya kitaplardan okuyarak bilgi sahibi olanlar; 27 Mayıs 1960 darbesini, 12 Mart 1971 muhtırasını, ardından da gelen 12 Eylül 1980 darbesini ve sonuçlarını iyi hatırlasınlar. 12 Eylül 1980 darbesinin ardından partiler lağvedildi, parti liderleri önce askeri üslerde gözetim altında tutuldu, ardından yargılandı. Gerekçe Siyasi istikrarsızlık…
Yani şu andaki durumda farklı değil… Seçim sonrası bir darbe olmayacak tabi ama… Türkiye'de kıran kırana mücadele asıl seçim sonrasında başlayacak. Yeni anayasa yapılacak, Kürt meselesine kalıcı çözüm bulunacak. Ekonomiye ciddi bir balans ayarı verilecek…vs. Bunlar seçim sonrası, Türkiye ve halkı için hayati konular… Eee bu hayati konuda adım atılmasını engellemenin en pratik yolu da olayı sokak savaşlarına dökmek; kaos planlarını yeniden devreye sokmak… Sokağı siyasete alet etmek…
İçinde bulunduğumuz devran, bu devran… Hakkımızda milletçe hayrola…








