Çok uzun yıllardır bu mesleği yapıyorum. Onlarca seçim gördüm-geçirdim. Yüzlerce mitinge katıldım. Ancak Pazar günü Manisa Cumhuriyet Meydanı’nı dolduran mahşeri kalabalığın coşkusunun aynısını ne gördüm, ne yaşadım.
Manisa, böyle bir mahşeri kalabalığı tarihte gördü mü?
Gördü.
Ne zaman?
29 Mayıs 1977’de
Ne için?
5 Haziran 1977 Seçimleri için Manisa’ya mitinge gelen, Rahmetli Bülent Ecevit için…
Yaaa. Tarih tekerrürden ibaret.
Manisalı, Şehrin siyasi tarihinde bir Bülent Ecevit için, bir de Muharrem İnce için meydanlara sel suyu gibi aktı.
***
‘Yeni Kapı’yı kimse örnek vermesin.
Çünkü Yeni Kapı Mitingi darbe girişimi sonrasında; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın çağrısıyla başlatılan ve 'Demokrasi Nöbeti' olarak adlandırılan darbe karşıtı gösterilerin sonuncusu idi. 5 milyon kişinin katıldığı bu mitinge; HDP hariç (çünkü davet edilmedi), CHP, MHP ve tüm siyasi partililer iştirak etti. Çok kalabalıktı, öyle olmalıydı… Çünkü; tüm siyasi partilerin destek verdiği, MİLLİ bir mitingdi. Yenikapı'da yapılan 'Demokrasi ve Şehitler Mitingi' idi.
Bir siyasi parti mitingi veya bir seçim mitingi değildi.
Olması gerekendi…
Ama… Pazar günü CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce için, Cumhuriyet Meydanı’na akın eden binler; ne otobüslerle yevmiyeleri verilerek taşındı, ne işverenlerin zoru ile…
Ne partililer, ‘ille de mitinge geleceksiniz, yoksa…’ ile başlayan tehdit cümleleri kurdu, ne de esnaflar ‘ bu mitinge gitmeyeceksiniz. Yoksa…’ tehditlerine pabuç bıraktı.
Ne Soma’dan baretli maden işçileri alana yığdırılarak algı yönetimi yapıldı, ne de poşulu çiftçiler ön saflara dizilerek; ‘çiftçi senin yanında’ mesajları verdirildi.
Zira bu saydıklarımın hepsi ve fazlası; ‘DOĞAL GERÇEKLEŞTİ DOĞAL’
Hani Facebook sayfalarında ve sosyal medyalarda; Sponsor basarak (para basarak), daha fazla izleyici, takipçi, beğeni…vs. kazanılıyor yaaa…
O yollara tenezzül edilmedi. Çünkü hacet kalmadı.
O mahşeri kalabalık, ‘ORGANİKTİ, ORGANİK’
Hilesiz-hurdasız, sponsorsuz…
Taşıma kalabalık yoktu oralarda.
İlçelerden otobüslerle Cumhuriyet Meydanına akın eden vatandaşlar, kendi ceplerinden ödeyerek geldiler. İlçe örgütlerinin her biri ancak, birer otobüs kaldırabildi. Zira bütçeler buna yetti.
Hiçbir kurumdan ‘ALGI KALABALIĞI’ istenmedi. Hiç bir işletmeye veya kuruma baskı yapılmadı.
***
Kısacası Cumhuriyet Meydanı’nı hınça hınç dolduran 45 bin kişi, oraya kendi istekleri ile, iradeleri ile geldi…
Niye mi ?
Dinlemek istediler, görmek istediler Muharrem İnce’yi.
Bilmek, öğrenmek istediler; Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve halkının huzuru, refahı, güveni ve geleceği için yapacaklarını.
‘Samimi acaba vaatlerinde?’ sorusunun cevabını, Muharrem İnce’nin gözlerinin içine bakarak, analiz etmek istediler.
Türk Milleti’nin; inanmaya, güvenmeye ve yeniden toparlanmaya o kadar çok ihtiyacı var ki Muharrem İnce’nin ‘huzur’ vaadi; serinleterek boğazlardan akan soğuk limonata gibiydi. Rahatlattı, ferahlattı, umut verdi.
Eğer Muharrrem İnce; meydanlarda, basın kuruluşlarında, televizyonlarda, sokakta, Orada-burada… Anlattığı, söz verdiği, taahhüt ettiği tüm bu ‘huzur vaatlerini’ yerine getirebilirse;
Atatürk’ün O günün şartlarında başlattığı kalkınma ve demokrasi hamlesinin bir benzerini, bugünün şartlarında Muharrem İnce yapacak gibi görünüyor.
Ama… Eğer Kazanırsa.
Kazanır mı?
Şansını çok yüksek görüyorum. Hem de çok.
Çünkü çok seviliyor, güveniliyor ve şu an Muharrem İnce’ye ‘kurtarıcı ve yeniden imar edici’ gözüyle bakılıyor.
AK Parti teşkilatları, temsilcileri hiç celallenmesin. Şapkalar biraz öne koyulsun. Haaa, ‘hiç bir şey yapılmadı’ demiyorum. Yapıldı. Allah razı olsun. Ama bu kadar bütçe, yetki, otorite, biat alışkanlığı ile 16 senede yapılanları; gerçekten, samimi olarak, gönülden yeterli görüyorsanız ne anlatsak boş. Ne yazsak boş.
Mesela emeklilerin bir kesimi 900-1.000, 1.200 lira emekli maaşı alırken; ki asgari ücret bile değil… Diğer bir emekli kesimi 2.800, 3.000, 3.800 lira emekli maaşı almasındaki adaletsizliği; 16 sene geçti hala kimse düzeltmeye kalkmadı.
Amerika, Japonya, Çin…vs… Teknoloji devrimi yapmak, ihracat rekorları kırmakla mesai harcarken, Türk halkı liderler arasındaki söz düellolarını ve Survivor izleyerek, gün tüketiyor.
Bir basın toplantısında biz gazeteciler; sorumlu oldukları bakanlıkların, bakanlarına ne acıdır ki soru soramıyoruz biliyor musunuz…
Neden?
Çünkü bakanlar bile öyle çaresizler, öyle bastırılmışlar ki… Ziyarete, açılışa veya herhangi bir sebep ile gittikleri şehirlerde biat alışkanlığı ile hala; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘One Minute’unu, bölünmüş yollarını, köprülerini anlatıyorlar…
Bakanlara; ‘siz bu şehir için ne yaptınız? Bu şehre bir müjde getirdiniz mi?’ diye soramıyoruz. Zira cevap alamayacağınızı biliyorsunuz. Yapmamıştır, bilmiyordur, önemsemiyordur.
Amaaa
Sağ olsunlar milletvekilleri şehirleri ve kendilerini seçerek meclise gönderen halk için çalışıyor, proje yapıyor. Ancak Milletvekillerinin bakanlıklara götürdüğü proje dosyaları, teklifleri, çalışmaları öylece arşivleri süslüyor. Bilgisayarların harddisklerini şişiriyor.
Aslında AK Partili milletvekilleri de bu durumdan, işleyişten rahatsız. Seçildikleri şehirlere, kendilerini seçen halkın beklentilerini yerine getirememekten çok hoşnutsuzlar. Çünkü hepsi iyi niyetli ve çalışkan.
Ama ne yapsınlar. Elleri kolları bağlı. Onlara, ‘hayır bu projeyi veya işi yapamayız’ diyen hükümetin üst yetkilisinin boğazına mı sarılsınlar?
Yok, olmuyor.
Hükümetin yatırım planlamasında ki engelleri aşamıyorlar. Elleri mahkum.
Şehirlere yatırım getiremeyen hükümetin milletvekilleri bu sefer çareyi; konuşarak genel siyaset yapmakta buluyor.
Hükümeti övüyorlar, bölünmüş yolları, yapılan birkaç tane hastaneyi, okulu, barajı, köprüleri, okulu anlatıyorlar…
Ne yapsınlar. Onların kabahati yok ki…
Öğretilen O. Emredilen O.
Çok görmüyorum. Seçilen milletvekillerinin kabahati yok. Kabahat; düzeni kuranda, planlayanda, yönetende.
***
Uzatmayayım, sıkmayayım…
Gelelim Muhamrrem İnce’ye
Bir kere çok kıvrak zekalı. İyi konuşuyor. Hem de promptersiz. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dahil, diğer liderler gibi PROMPTERDEN OKUMUYOR. Doğaçlıyor, o anda düşünerek konuşuyor. Halkın gözünün içine bakıyor, onlarla diyalog kuruyor.
- Sert siyaset yapıyor ama kavga etmiyor.
- Milletvekillerinin diğer liderler gibi; karşısında el pençe divan durmasından rahatsız oluyor ki, milletvekilleri O’nun yanında çok rahat ve sevecen, huzurlular.
- Mütevazı ama otoriter.
- Kendisine ‘Sen’ diye hitap edilmesinden mutlu oluyor.
- Vicdanlı, halkçı…
Ne dedi ? Kısa kısa geçelim ve bu bahsi bitirelim.
- "Erdoğan meydanlara çıkıp diyor ki tek dertleri beni indirmek . Vallahi değil billahi değil benim derdim millet. Benim derdim mazotu, euroyu, doları benzin fiyatını indirmek. Seni indirdiğim zaman bunlar zaten inecek."
- "Benim Cumhurbaşkanlığımda çay toplamayacaksınız, düğme iliklemeyeceksiniz, ben salona girdiğimde ayağa kalkmayacaksınız. Türkiye'deki emir komuta içinde olan bu yargıyı özgürleştireceğiz."
- “24 Haziran’dan sonra faiz düşecek demiş. O da bana güveniyor demek ki.”
- “Sayın Erdoğan’ın projesi kanal, makina, hafriyat. Benim projem huzur.”
- “Erdoğan’a önerim, çıraklık, kalfalık, ustalık dönemim dedin, ben de sana emeklilik dönemin diyorum.”
- “İçime sızlatan bir şey. İçim sızlıyor. Engelliler, sadece otizmli çocuklar 352 bin kişi. Bu 352 bin çocuktan 21 bini eğitim alıyor. Geri kalanı hiç eğitim alamıyor. Bu aileler ne düşünüyor; çocuğun önce ölmesini istiyor. Ben ölürsem çocuğuma kim bakacak diyor. Ben değil devlet bakacak devlet. Öyle bir sistem kuracağız ki ben değil Muharrem İnce değil Türkiye Cumhuriyeti bakacak.”
- “Öğretmenler sözleşmeli öğretmenliğe son vereceğiz, hepsi kadroya geçecek.”
- “Öğretmene performans notu verecekmiş. Geç o işi. Size performans notu vererek isteyenlere bir güzel 24 Haziran'da performans notu verin.”
- “Ben nano teknoloji diyen bir cumhurbaşkanı, uzay madenciliği diyen bir cumhurbaşkanı, gençleri düşünen bir cumhurbaşkanı olacağım. O tezek desin, camiyi ahır yaptı desin ben bilgisayar, kuantum diyeceğim. Geleceği tasarlayacağız.”
- “Bir 19 Mayıs ve 29 Ekim'de nasıl emeklilere ramazan ve kurban bayramlarında ikramiye veriliyorsa sizlere 19 Mayıs'ta gençlik bursu, 29 Ekim'de cumhuriyet bursu vereceğim; 500 TL. Bütün öğrencilere vereceğiz. Gençler 475 lira burs alıyorsunuz. Okul bitiyor. Bu burs kesiliyor. Bir anda işte bulamıyorsun, babana tekrar muhtaç oluyorsun. Size öğretmen Muharrem abinizin sözü, okul bittikten sonra iş bulamazsanız, o aldığınız 475 lirayı 2 sene kesmeyeceğim, söz.”
- “Ben bu ülkenin gençlerini, fizik öğretmeni olarak güneş enerjisini depolayan batarya sistemini geliştirmek için Amerika ise Amerika, Almanya ise Almanya, uzaysa uzaya göndereceğim. Milletvekilinin maaşlarına zam yapmayacağım, öğrencilere vereceğim. Sarayın ışıklarını kısacağım size vereceğim” dedi.
- “Manisa'dan 5 milletvekili çıkaracak kadar oy istiyorum. Yüzde 50 çıksın mı, sokakta gördüm, bu ,iş bitmiş, çok hoşuma gitti.”
- ‘Oy veriyoruz ama sandıkta, YSK'da oylarımız giderse ne olacak.' Avukat arkadaşlarıma sesleniyorum. Cübbeleriniz arabanızın içinde tutun, ben Yalova'da oyumu kullanıp hemen arabama binip Ankara'ya gideceğin. Neden çünkü bir alavere dalavere yaparlarsa en az 50 bin avukatla YSK'nın önüne cübbeleriyle beraber gideceğiz. O YSK üyelerini uyarıyorum. Alavere dalavere işlerine girerseniz, Türkiye'nin bütün sokaklarına fotoğraflarınız asarım, sokağa çıkamazsınız.”
Mitingin yüzlerde gülücükler açtıran, göz pınarlarından yaşları yuvarlatan sürpriz bir anı vardı. Onu da anlatmadan geçemeyeceğim.
İncenin Konuşmasının sonunda mikrofunu alan CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, İnce'ye anneler gününde bir sürprizlerinin olduğunu belirterek, sahneye Muharrem İnce'nin annesi Zekiye İnce’yi davet etti. Bu sürpriz karşısında oldukça şaşıran ve duygulanan Muharrem İnce, annesine sımsıkı sarıldı ve ellerini öptü. Bu görüntüler mitinge katılan 45 bin ve mitingi ekranları başında izleyen milyonlarca kişinin zihnine mıh gibi kazındı.
CHP Manisa Milletvekilleri, İl Örgütü ve Muharrem İnce’nin sağ kolu Yaşar Tüzün’in bu anlamlı sürprizi, yıllarca akıllardan çıkmayacak, O kesin… Zira bir lider, ilk defa milyonların karşısında annesinin elini öpüyor…
Ve bu önemli buluşma Manisa’da gerçekleşiyor… Tarih bu durumu, böyle yazacak…








