Dün Çarşambaydı. Çarşamba günleri Özel idare binasında vali Yardımcısı; Önceleri Sait topoğlu, Şimdilerde ise Salih Gürhan Başkanlığında Halk günleri yapılır. Vatandaş gider. Derdini anlatır. Kimi köyüne gidebilmek için, kirasını ödeyebilmek, kömürünü- ekmeğini alabilmek, çocuğunu okutabilmek, hasta aile bireylerine ilaç alabilmek için para ister, kimide yatacak yer, giyecek, iş, aş ister. Valilik bu vatandaşların kimilerine yardım edebiliyor, kimilerine de prosödür gereği edemiyor. Bir tarafta mağdur bir insan var… Aç-sefil….Diğer tarafta Devletin Prosödür karmaşasına mahkum bir Devlet adamı, Vali Yardımcısı…Vatandaş “köyüme gitmeye param yok” diyor. Vali Yardımcısı da ;”Resmi olarak böyle bir ödenek hakkımız yok” diyor. Vatandaş ezile büzüle, kafası omuzlarının arasında oradan uzaklaşıyor. Vatandaş istediğini alamadığına mı yansın, yoksa istediği için rencide olan gururuna mı? Eeeee, Devletin memuru Vali ne yapsın? O’nun da eli kolu bağlı. Devlet Fakiri için bir bütçe yaratacak ki, Valisi de hiç kimseyi geri çevirmesin….Yani aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık….
Peki Vatandaşı bu duruma düşüren kim? Bunun sorumlusu Kim?
Gepe genç bir delikanlı….Beni Özel idare merdiveninde yakalıyor. 25 yaşlarında…“Abla yatacak yerim yok. Manisa da hurdacılık yapıyorum. Akşamları Devlet Hastanesinin banklarında pinekliyorum. Ne olur tutacağım evin kirası verilsin…” diyor. Baktım yüzüne ay parçası. Dalyan gibi bir Delikanlı. Böyle bir delikanlı neden hastane bankında pineklesin? Neden yatacak bir evi olmasın? Sıcak bir çorba içemesin? Anlatıyor? “Köyümüz uzaktı abla. Köyümüzdeki öğrenciler başka bir köye okula gidiyorlardı. Ben Gidemedim. Okuyamadım. İlkokul mezunu bile değilim. Beni kim işe alır abla? Kim bana güvenir? Bende hurdacılık yapıyorum. Ama geçinemiyorum. Açım, açıktayım. Kimse dönüp te bakmıyor. İnsanlık ölmüş abla…“ Peki Suç bu delikanlıda mı, yoksa O’nun köyüne bir okul dahi yaptırıp ta öğretmen atayamayan, bu delikanlının okumasına engel olan bizim çok bilen hükümet edenlerimizde mi? Veya bu tür uzak köylere göreve gitmek istemeyen “bazı”sözde öğretmenlerimiz demi?
İki gözü iki çeşme Vali Bey’e derdini anlatıyor Nejla Nine…”Büyük oğlumu trafik kazasında kaybettim. Küçük oğlum üniversiteyi kazandı, parasızlıktan okutamıyorum. SSK pirimlerimi ödeyemediğim için tedavi olamıyorum. SKK ‘lı olduğum içinde hiçbir yerden yardım alamıyorum. Temizliğe gidiyorum. Üç kuruş elime tutuşturuyorlar. Kömürüm yok, ekmek alacak param yok. Evladımın mezar taşını dahi yaptıramadım.” Peki 51 yaşındaki Nejla ninenin yaşadıklarının hesabını kim versin? Tek dayanağı oğlu, çalışıp eve para getiren tek oğluna arabayla çarpıp ta hayatını elinden alıp kaçan, cani-serseri şoför mü? Hayatını idame ettirebilmek için bu yaşta temizliğe gittiği evde emeğinin hakkını gasp eden evin hanımımı? Yoksa yıllar boyu çalıştığı, ancak Necla Ninenin SSK pirimlerini ödemeyen ve bugün onu bir kuru ekmeğe muhtaç eden Özel şirketin vijdansız sahibimi? Kim? Kim Versin? Yada bütün bu ahlaksız, vijdansız insanların, istedikleri gibi at koşturmalarına çanak tutan yöneticilerimiz mi? Tencere dibim kara, Seninki benden kara….Kime ne hesap sorabiliriz ki? Hepsi sütten çıkmış ak kaşık. Hiç birinin bir taraflarda hiiiiiiç kirli bezi yoooooook. Piiiir, Paaaaak alimallah. Ehhhh ne diyelim. Elbet bir gün devran döner…Vatandaşın, hele hele fakirin hakkını gasp edenler elbet bir gün hak ettikleri yeri bulurlar. Yüce rabbimin adaleti çok büyük. Geçte olsa sahibini bulur. Endişem yok. Yalnız şu unutulmasın; “Bizimkiler bu beceriksiz yönetimlerine devam ederlerse; Türkiye ne eğitimde, ne üretimde, ne ticarette, ne Turizm de, nede bilimde bir arpa boyu yol alamaz. Aha da bu böyle biline…”








