Büyük resme bakmak ve bu toprağın çocuklarına inanmak…
Geldik yine can alıcı bir memleket meselesine…
Gözlerinde, bakışlarında gördüm.
Seslerinde, beden dillerinde hissettim.
Tavırlarında, konuşmalarında analiz ettim...
Ne kadar; bıkkın, yorgun ve sürekli kendilerine açıklamaktan, savunmaktan yorulduklarını.
Gönülleri kırgın, bedenleri yorgun...
Ancak yinede çınar ağacı kadar güçlü ve dikler.
Dimdik.
Mücadelede kararlılar. Zira kendilerine ve doğru yolda olduklarına inanıyorlar.
...
Bir tarafta Ticaret Bakanlığı, Reklam Kurulu'nun verdiği karar var.
39 milyon 900 bin liralık idari para cezası…
Durdurulan reklamlar…
Devam eden hukuki süreç…
Kısaca özetleyeyim;
Son günlerde dijital medyanın dehlizlerinde, sosyal mecraların fırtınalı havasında bir “Glint” fırtınası koparılıyor.
Ticaret Bakanlığı Reklam Kurulu, Manisa OSB’de kurulan bu yerli girişimin televizyon reklamlarındaki bazı iddialı ifadeleri, "%100 bitkisel" ve "kimyasal içermez" beyanlarını bilimsel olarak yeterince ispatlanamamış buldu.
Neticede hepimizin malumu olan o rekor ceza, yani 39,9 milyon TL’lik idari para cezası kesildi ve reklamlar durduruldu.
Elbette hukuk karşısında herkes eşittir; devletin kuralları, denetim mekanizmaları sorgulanamaz, ancak hukuki süreçlerin takipçisi olmak da bizim gazetecilik namusumuz.
Şirket de zaten hakkını adli makamlarda aramaya, bu yasal boşluğu hukuken kanıtlamaya çalışıyor. Kim olursa olsun, herkes aynı hukuk düzeninin içinde hesap vermeli. Buna kimsenin itirazı olamaz.
...
Meseleye sadece bir ceza makbuzunun dar pencerelerinden bakılmamalı. Bu ülkede ne zaman başını kaldıran, "Ben de varım" diyen bir yerli üretici çıksa, hemen omuzlarına çökmek marifet sayılır oldu.
Manisa Glint Herbal Clean Kimya A.Ş.
Glint...
Karşısında; 100 yıllık küresel deterjan ve temizlik ürünleri devleri, devasa lobiler var.
Ve onların karşısında dik durmaya çalışan, Manisa Organize Sanayi Bölgesi’nde günde 300 bin şişe üretim kapasitesine ulaşmış bir fabrika.
Gencecik iki girişimci: Şahin Tuna Vardar ve Huriye Yılmaz.
Bu memleketin gerçeğini görmek lazım. Biz köksüz, ruhsuz bir toplum değiliz.
Ancak ve yazıktır ki...
Sermaye birikimini, dürüstçe üretmeyi, küresel devlere kafa tutmayı birlik olup bir türlü başaramıyoruz, başaranın da paçasından aşağı çekiyoruz.
Hani eskiden ilkokulda ve ortaokulda teneffüslerde veya sokakta yürürken bir arkadaş grubuyla kol kola girer, bir güç oluşturur; “Önümüze gelene bir tekme, Önümüze gelene bir tekme...” diye diye tüm önümüze çıkanları tekmeler, kaos yaratır ve bunuda eğlence zannederdik ya...
Şimdide bu genç girişimcilerin Firmasına yapılan, aynı şey. Temizlik ve detarjan sektörünün devleri; hızla tüylenip, kanatlanıp uçan bu yavrunun çok kısa sürede palazlanmasını hazzetmiyorlar.
Belli ki;
“Önümüze gelene bir tekme, Önümüze gelene bir tekme...” diye diye, envai çeşit bahane ve yönetmeliklerin açıkları ile Manisa’dan çıkmış bu yerli firmayı, tekmeleye tekmeleye uçurumdan aşağı atmaya ant içmişler.
Glint’i...
Ancak ne tuhaftır ki;
devler tekmeleme peşinde koşarken, bizim çocuklar ise her şeye rağmen ihracat devi olmaya koşuyor.
Satışlar, siparişler aldı başını gidiyor.
Fabrika, ful kapasite çalışıyor.
Eee ne demişler; "Kul plan yapar, kader gülermiş"
Batıralım derken, bayındır ettiler veselam Glint’i.
...
Mesele yalnızca bundan ibaret mi?
İşte asıl soru burada başlıyor.
Çünkü aynı dosyanın içinde başka rakamlar da var.
Manisa Organize Sanayi Bölgesi'nde faaliyet gösteren bu fabrika...
Glint...
Günde 300 bin şişe üretim kapasitesi...
Ürünlerini 35 ülkeye ihraç eden bir şirket...
İstihdamının yüzde 84'ünü kadınların oluşturduğu bir üretim modeli...
Türkiye'de yaklaşık 120 bin satış noktasının 90 bininde yer alan bir marka...
Trendyol tarihinde günde 102 bin kargo çıkararak, rekor kıran bir satış organizasyonu...
Amazon, Walmart, Bim, Migros, Ebay, Hepsiburada, Pazarama, Rossmann, Koçtaş, Edeka, Şok, A101, KRC Food GmbH, Saffclean, Danube gibi dev firmalarla ve Türkiye’deki tüm zincir marketlerle ortak çalışma.
Bağımsız Nielsen verilerine göre bir yıl içinde yüzde 0,3'lük pazar payından, yüzde 31,5'e ulaşan bir büyüme...
firma ayrıca; Fransa’da uluslararası kabul gören bir sertifikasyon kuruluşundan alınan, Ecocert belgesi sahibi.
Manisa Glint Herbal Clean Kimya A.Ş.
...
Glint’in kurucularından Şahin Tuna Vardar ile Yönetim Kurulu Başkanı Huriye Yılmaz’ın anlattığına göre; Romanya'da üretim yatırımı bulunan, Amerika'da bayilik ağı oluşturan, Avrupa ve Orta Doğu'ya ihracat yapan bir girişim...
Şimdi durup düşünelim.
Bir ülke ekonomisi tam olarak neyle büyür?
Yeni fabrikalarla...
Yeni ihracat pazarlarıyla...
Yeni istihdamla...
Üreten insanlarla...
Yoksa sadece ithalat yaparak mı?
Biz yıllardır gençlere aynı cümleyi kuruyoruz.
"Üretin."
"Girişimci olun."
"Katma değer oluşturun."
"Dünyaya marka çıkarın."
Peki birileri gerçekten bunu yapmaya başladığında, aynı heyecanı gösterebiliyor muyuz?
İşte sorgulanması gereken yer tam burasıdır.
Huriye Yılmaz ile Şahin Tuna Vardar'ın anlattıkları doğru mudur, eksik midir, hukuken nasıl sonuçlanacaktır; buna mahkemeler ve ilgili kurumlar karar verir.
Ancak ortada inkâr edilemeyecek başka gerçekler de bulunuyor.
Bir fabrika üretmeye devam ediyor.
Kadınlar çalışıyor.
İhracat sürüyor.
Türkiye'den çıkan bir marka, 35 ülkeye ürün gönderiyor.
Günde 300 bin şişe üretim yapıyor.
Pazar payını bir yıl gibi kısa bir sürede yüzde 0,3'ten yüzde 31,5'e taşıyor.
Bu rakamlar, yalnızca şirketin bilançosunu değil; aynı zamanda Türkiye'nin üretim kapasitesini de anlatıyor.
Tam da bu yüzden şu soruyu sormak gerekiyor:
Bu ülkenin genç girişimcileri, neden kendilerini sürekli savunmak zorunda hissediyor?
Neden başarı hikâyeleri önce kuşkuyla karşılanıyor?
Neden büyüyen her yerli marka, aynı hızla tartışmaların merkezine oturuyor?
Elbette denetim olacaktır.
Olmalıdır da.
İnsan sağlığı söz konusuysa taviz verilemez.
Reklam beyanları bilimsel olarak ispatlanmak zorundadır.
Bunun alternatifi olamaz.
Ama denetim ile üretimin önünü kesmek aynı şey değildir.
Bir ülkede kurallar, üretimi cezalandırmak için değil; güvenli üretimi büyütmek için vardır.
Eğer yeni gelişen sektörlerde mevzuatın eksik kaldığı alanlar varsa, bunun çözümü üretimi durdurmak değil; kuralları güncellemektir.
Çünkü teknoloji beklemez.
Pazar beklemez.
Dünya beklemez.
Üreten de beklemez.
Bugün küresel ölçekte milyarlarca dolarlık markalara dönüşen şirketlerin tamamı, bir zamanlar küçük atölyelerde doğdu.
Onları büyüten şey yalnızca sermaye değildi.
Arkalarında duran ülkelerdi.
Bugün Manisa'da yükselen bu fabrikanın hikâyesi de yalnızca, temizlik ürünü üretmekten ibaret görünmüyor.
Bir yanda üretim...
Bir yanda ihracat...
Bir yanda kadın istihdamı...
Diğer yanda Manisa Basket'e yapılan yatırım...
Bütün bunlar aynı fotoğrafın parçaları.
Belki de artık, şu soruyu kendimize sormanın zamanı geldi.
Biz gerçekten, dünya markaları çıkarmak istiyor muyuz?
Yoksa, yalnızca bunu söylemeyi mi seviyoruz?
Çünkü dünya markaları, önce kendi ülkesinde nefes alabilmeli.
Hukuk işlemeli...
Denetim yapılmalı...
Bilim konuşmalı...
Ama aynı zamanda üretim de, yaşamalı.
Çünkü üretmeyen ülke, yalnızca tüketir.
İhracat yapmayan ülke, dövizi başkasından bekler.
Girişimcisini cesaretlendirmeyen ülke ise bir süre sonra yalnızca, başkalarının markalarını konuşur.
Bu toprakların yetiştirdiği her genç girişimci, haklı olmak zorunda değil.
Ama adil muamele görmeyi hak eder.
Çünkü üretim, yalnızca fabrika bacasından çıkan duman değil.
Üretim, bir memleketin geleceğe dair umudu.
Ve umut, korunması gereken en kıymetli sermaye.
...
Bakınız, bu iş sadece bir temizlik maddesi satma işi değil.
Bu iki genç yatırımcı için bir memleket sevdası, bu topraklara olan vefa.
Türkiye’ye, Manisa’ya...
Herkesin elini eteğini çektiği, ümidini kestiği bir dönemde Manisa Basket takımını küme düşme hattından devraldılar. Gece gündüz ter dökerek, milyonlarca liralık ciddi bütçeler harcayarak o takımı kurtardılar ve Basketbol Şampiyonlar Ligi’ne, yani Avrupa arenalarına kadar taşıdılar. Rakipleri onları Ankara’da şikayet dilekçeleriyle yorarken, onlar Manisa’nın, Ege’nin, Türkiye’nin adını Avrupa salonlarına altın harflerle yazdırıyorlar.
Bu ülkenin gençliğine, sporuna yatırım yapıyorlar.
...
Daha da önemlisi ne biliyor musunuz? Ekonomi diye kıvrandığımız, döviz diye inim inim inlediğimiz şu günlerde bu firmanın, tam 35 ülkeye ihracat yapıyor olması bu kadar
pasifize edilemez, görmezden gelinemez.
Tükiye’nin kaç firması, 4 senede 35 ülkeye ihracat yapabilmeyi başardı?
Hemde daha emekleme dönemindeyken.
Glint başardı işte...
Romanya’da fabrikaları var, Amerika’da bayilikleri var, Orta Doğu’ya kesintisiz mal gönderiyorlar. Türkiye ekonomisine, Manisa’nın yerli sanayisine can suyu oluyorlar.
Eğer biz bu genç girişimcilere, bu yerli sermayeye sahip çıkmazsak, yarın yabancı markaların kölesi olmaya devam ederiz.
Yatırımcıların önünü açmak, onlara köstek değil destek olmak; bu devletin de bu milletin de boynunun borcu.
Bırakın şu Glint’in yakasını yahu...
Çalışsın, üretsin ve istihdam alanları yaratsınlar.
Bu memleket bu ülkeye en çok bu lazım.
Üretim ekonomisi.
Bırakın çalışsınlar, üretsinler, satsınlar, kazansınlar, kazandırsınlar.
Her ürünün ithalatını yapmaya hevesli bazı aklı evvellere inat, ihracat yapsınlar.
35 ülkeye değil, 195 ülkeye, hatta Dünya genelindeki 208 ülkeye ihracat yapsınlar.
Fenamı olur?
Yazının sonunda bir kez daha, hatta tekrara düşerek hatırlatmazsam da çatlarım;
Yahu; hangi firmanın 3 milyon 900 bin dolar veripte, bir basket takımını satın almışlığı görülmüş?
Manisa’nın adını da, taa Avrupa salonlarına yazdırdığı?










