Türkiye'nin 523 yıllık deprem tarihi
Kahramanmaraş'taki 7,7 büyüklüğündeki deprem Cumhuriyet tarihinin en büyük felaketlerinden biri olarak kayıtlara geçti. Amerikan Jeolojik Araştırma Merkezi'nin (USGS) ise büyüklüğünü 7,8 olarak açıkladı. Topraklarının büyük bölümü fay hatları üzerinde olan Türkiye'de, 1500'lü yıllardan itibaren farklı zamanlarda büyüklüğü 7 ve üstü olan 23 deprem yaşandı. Bu araştırma ile; bugüne kadar Türkiye'de meydana gelen depremler ve ortaya çıkan ağır bilançoları ortaya koyduk.
Haber-Araştırma: Nurgül Yılmaz
Avrasya-Arap-Afrika levhası arasında yer alan Türkiye, deprem ülkelerinden biri olarak görülüyor. Kuzey Anadolu Fay Hattı, Doğu Anadolu Fay Hattı ve Batı Anadolu Fay Hattı ile deprem kuşağında bulunan Türkiye, son olarak Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesinde gerçekleşen depremle sarsıldı.
Kahramanmaraş merkezli 7.7 şiddetindeki depremin ilk gününde korkutucu sonuçlar ortaya çıktı. Kahramanmaraş depremi; Cumhuriyet tarihinin en büyük ikinci felaketi 17 Ağustos Düzce depremini geçti.
Kahramanmaraş'taki 7,7 büyüklüğündeki deprem Cumhuriyet tarihinin en büyük felaketlerinden biri olarak kayıtlara geçti. Prof. Dr. Özener, depremin 17 Ağustos 1999'daki ile eşit büyüklükte olduğunu belirterek "Bu coğrafyada 24 yıllık sürede gördüğümüz en büyük depremle karşı karşıyayız" dedi
Kahramanmaraş merkezli deprem 6 Şubat 2023 tarihinde; yerel saat 04.17'de meydana gelen 7.7 şiddetinde olduğu açıklanan depremde AFAD'dan yapılan açıklamaya göre; Kahramanmaraş'ın Pazarcık ilçesi çok büyük bir deprem ile sarsıldı. Depremin büyüklüğü 7.7 olarak ölçüldü. Saat 04.17'de meydana gelen deprem yerin 7 kilometre derinliğinde gerçekleşti. Kahramanmaraş depreminde; Gaziantep, Sivas, Hatay, Şanlıurfa, Mersin, Samsun, Trabzon başta olmak üzere birçok kentte hissedildi. Çok sayıda ölü ve yaralı var. En büyüğü 6.6 olmak üzere 100 artçı deprem meydana geldi.
Kahramanmaraş depreminde (6 Şubat 2023 tarihi saat 23.10 itibariyle) 1762 can kaybı, 12 bin 68 yaralı var
AFAD Deprem Risk Azaltma Müdürü Orhan Tatar: Şu ana kadar 1762 can kaybı, 12 bin 68 yaralı var. Deprem nedeniyle 5 bin 606 bina yıkıldı. Tatar, afet bölgesindeki 9 ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığından 250 milyon lira, AFAD'dan acil durum ödeneği olarak 100 milyon lira olarak toplam 350 milyon lira ödenek gönderildiğini kaydetti. Ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan, 7 günlük milli yas ilan edildiğini duyurdu.
24 Yıllık geçen bir sürede en büyük deprem
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Haluk Özener, merkez üssü Kahramanmaraş'ın Pazarcık ilçesi olan depremin 17 Ağustos 1999'da meydana gelenle eşit büyüklükte olduğunu belirterek, "Dolayısıyla bu coğrafyada 24 yıllık geçen bir sürede gördüğümüz en büyük depremle karşı karşıyayız" dedi.
Özener, depremin 'moment magnitüd' büyüklüğünün 7,7 olduğunu, Kandilli'nin lokasyon tespitinin Gaziantep sınırları içinde, AFAD'ın tespitinin ise Kahramanmaraş il sınırında kaldığını belirterek, AFAD ve Kandilli'nin lokasyonlarının farklı gibi görünse de aslında birbirine çok yakın noktalar olduğunu ifade etti. İki lokasyon arasında 15 kilometre bulunduğunu, bunun da çok doğal olduğunu dile getiren Özener, 100 civarında artçı depremlerin yaşandığını, bunların yaklaşık 53'ünün 4'ün üzerinde olduğunu aktardı.
Türkiye tarihinin en büyük depremleri
9 Ağustos 1912'de 7,3 büyüklüğünde Mürefte,
7 Mayıs 1930'da 7,6 büyüklüğünde Hakkari
27 Aralık 1939'da 7,9 büyüklüğünde Erzincan
1942'de 7 büyüklüğünde Erbaa-Niksar
26 Kasım 1943'te 7,2 büyüklüğünde Kastamonu Ladik
1944'te 7,5 büyüklüğünde Bolu Gerede
1949'da 6,7 büyüklüğünde Bingöl Karlıova
1951'de 6,9 büyüklüğünde Çankırı Kurşunlu
1957'de 7,1 büyüklüğünde Bolu Abant
19 Ağustos 1966'da 6,9 büyüklüğünde Muş Varto
1967'de 7,2 büyüklüğünde Mudurnu
1970'te 7,2 büyüklüğünde Gediz
24 Kasım 1976'da 7,5 büyüklüğünde Van Çaldıran
13 Mart 1992'de 6,6 büyüklüğünde Erzincan
17 Ağustos 1999'da 7,4 büyüklüğünde Gölcük
12 Kasım 1999'da 7,2 büyüklüğünde Düzce
23 Ekim 2011'de 7,2 büyüklüğünde Van depremleri oldu.
Amerikan USGS ise Kahramanmaraş depreminin büyüklüğünü 7,8 olarak açıkladı
Amerikan Jeolojik Araştırma Merkezi'nin (USGS) ise büyüklüğünü 7,8 olarak açıkladığı deprem ile ilgili konuşan Dokuz Eylül Üniversitesi Deprem Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Zafer Akçı, "Yaklaşık 400-500 yılda bu boyutlarda bir deprem olmamış bu bölgede" açıklamasında bulundu.
Türkiye'nin 4. seviye alarm verdiği ve uluslararası camiadan yardım talebinde bulunduğu deprem, geçmişte yaşanan büyük depremleri de bir kez daha akıllara getirdi.
1500'LERDEN BU YANA 23 BÜYÜK SARSINTI
Topraklarının büyük bölümü fay hatları üzerinde olan Türkiye'de, 1500'lü yıllardan itibaren farklı zamanlarda büyüklüğü 7 ve üstü olan 23 deprem yaşandı. Geçtiğimiz yıl 33 bin 824 yer sarsıntısı kaydedilirken, 2020 yılında gerçekleşen büyüklüğü 4 ve üzerinde olan deprem sayısının 322 olduğu aktarıldı.
TÜRKİYE, ÜÇ FAY HATTININ MERKEZİNDE YER ALIYOR
Avrasya-Arap-Afrika levhası arasında yer alan Türkiye, sınırları içerisindeki Kuzey Anadolu Fay Hattı, Doğu Anadolu Fay Hattı ve Batı Anadolu Fay Hattı ile deprem kuşağında yer alıyor.
Türkiye, 10 Eylül 1509'da 7,2 büyüklüğünde "Büyük İstanbul Depremi", 23 Şubat 1653'de 7,5 büyüklüğünde "Doğu İzmir Depremi", 17 Ağustos 1668'de 8 büyüklüğünde "Anadolu Depremi", 10 Temmuz 1688'de 7 büyüklüğünde "İzmir Depremi", 3 Nisan 1881'de 7,3 büyüklüğünde "Sakız Adası Depremi" ve 10 Temmuz 1894'te de 7 büyüklüğündeki "İstanbul Depremi" ile sarsıldı.
Ayrıca 9 Ağustos 1912'de 7,3 büyüklüğünde "Mürefte Depremi", 18 Kasım 1919'da 7 büyüklüğünde "Ayvalık Depremi" ve 7 Mayıs 1930'da ise 7,6 büyüklüğünde "Hakkari Depremi" meydana geldi.
Bugüne kadar Türkiye'de meydana gelen depremler ve ortaya çıkan ağır bilançolar şöyle:
En büyük deprem Erzincan'da yaşandı
Türkiye'deki en büyük deprem, 27 Aralık 1939 tarihinde Erzincan'da gerçekleşti. 7.9 büyüklüğünde 52 saniye süren depremin ardından 32 bin 962 kişi hayatını kaybederken 100 bine yakın kişi yaralandı. Oluşan deprem neticesinde 116 bin 720 bina yıkıldı. Dünyanın büyük depremleri arasında sayılan bu deprem Türkiye'nin en ciddi deprem felaketlerinden birisi olarak kayıtlarda yer alıyor.
Türkiye 1500'lü yıllardan itibaren çeşitli depremlerle sarsıldı!
Kahramanmaraş depreminin ardından, Türkiye'nin en büyük depremleri gündeme geldi. İşte, 1500'lü yıllardan itibaren gerçekleşen Türkiye'nin en büyük depremleri...
Sismik açıdan oldukça aktif bir ülke olan Türkiye, Avrasya-Arap-Afrika levhası arasında yer alıyor. Türkiye, sınırları içerisinde Kuzey Anadolu Fay Hattı, Doğu Anadolu Fay Hattı ve Batı Anadolu Fay Hattıyla deprem kuşağında bulunuyor.
Uzmanlar, "Türkiye nüfusunun yüzde 60'a yakınının, faal olan ve zarar verebilen deprem alanları üzerinde yerleştiği"ni ifade ediyor. Bundan dolayı Türkiye'deki binaların kentsel dönüşüm projesi kapsamında depreme dayanıklı yapılması hedefleniyor.
Araştırma verilerimize göre, uzmanlarca büyüklüğü 7 ve üstü olan depremler "tehlike" arz ediyor.
Bu kapsamda Türkiye'de 10 Eylül 1509'da 7,2 büyüklüğünde "Büyük İstanbul Depremi", 23 Şubat 1653'de 7,5 büyüklüğünde "Doğu İzmir Depremi", 17 Ağustos 1668'de 8 büyüklüğünde "Anadolu Depremi", 10 Temmuz 1688'de 7 büyüklüğünde "İzmir Depremi", 3 Nisan 1881'de 7,3 büyüklüğünde "Sakız Adası Depremi" ve 10 Temmuz 1894'te 7 büyüklüğünde "İstanbul Depremi" oldu.
1900-1939 yılları arasında ise 9 Ağustos 1912'de 7,3 büyüklüğünde "Mürefte Depremi", 18 Kasım 1919'da 7 büyüklüğünde "Ayvalık Depremi" ve 7 Mayıs 1930'da 7,6 büyüklüğünde "Hakkari Depremi" meydana geldi.
1939-2018 yılları arasında Erzincan, Erbaa, Ladik, Gerede, Yenice, Fethiye, Abant, Manyas, Gediz, Muradiye, İzmit, Düzce ve Van depremleri yaşandı.
1939-2018 arasında 7 ve üzeri 14 büyük deprem oldu
İlk olarak 27 Aralık 1939'daki 7,9 büyüklüğünde "Büyük Erzincan Depremi"nde yaklaşık 33 bin kişi hayatını kaybetti, 100 bin kişi yaralandı ve 116 bin civarında bina yıkıldı. Erzincan depremi, dünyada meydana gelen büyük depremlerden biri olarak sayılıyor.
Bu deprem, Türkiye sınırları içerisinde yaşanmış en büyük sarsıntı oldu. Bu depremle birlikte ilk defa Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın varlığı anlaşılmaya başlandı ve Türkiye'de depremle ilgili konular ele alındı.
Tokat Erbaa'da 1942'de 7 büyüklüğünde meydana gelen depremde 3 bin can kaybı yaşandı.
Samsun'un Ladik ilçesi yakınlarında 26 Kasım 1943'te "Ladik Depremi" meydana geldi. 7,2 büyüklüğündeki geniş bir alanı etkileyen depremde 4 bin insan yaşamını yitirdi, binlerce kişi yaralandı ve binaların yüzde 75'i yıkıldı.
Bolu Gerede'de 1944'te 7,5, Çanakkale Yenice'de 1953'te 7,2, 1957'de Muğla Fethiye'de ve Bolu Abant'ta 7,1, Manyas'ta 1964'te 7 büyüklüğünde çeşitli depremler meydana geldi.
Türkiye tarihinin büyük depremlerinden "Varto"
Muş'un Varto ilçesinde 19 Ağustos 1966'da 6,9 büyüklüğünde deprem yaşandı. Bu deprem, ülke tarihinde büyük hasarlara yol açan depremlerinden bir tanesi olarak biliniyor.
Aynı yıl içinde Varto'da 2 ayrı sarsıntı oldu. İlki 7 Mart'ta 14 kişinin ölümüyle ve 75 kişinin yaralanmasıyla, ikincisi ise 19 Ağustos'ta 2 bin 394 kişinin ölümü ve 1500'e yakın kişinin yaralanmasıyla sonuçlandı.
Daha sonra 1967'de 7,2 büyüklüğünde Mudurnu, 1970'te de 7,2 büyüklüğünde Gediz depremleri oldu.
Türkiye'nin yer aldığı coğrafya, 1500'lü yıllardan itibaren çeşitli zamanlarda büyük depremlerle sarsıldı. 1509 yılında meydana gelen ve 'Küçük Kıyamet' olarak adlandırılan depremde 130 bin kişi öldü. Erzincan'da 27 Aralık 1939 tarihinde meydana gelen 7,9 büyüklüğündeki depremde 33 bin kişi yaşamını yitirdi. Gölcük'te 17 Ağustos 1999'daki 7,4 büyüklüğündeki depremde 17 bin 118 kişi hayatını kaybetti
1500'LÜ YILLARDAN İTİBAREN 7 VE ÜSTÜ BÜYÜKLÜĞÜNDE 23 DEPREM MEYDANA GELDİ
Türkiye'nin bulunduğu coğrafya, 1500'lü yıllardan itibaren farklı zamanlarda 7 ve üstü büyüklüğünde 23 depremle sarsıldı.
Türkiye'de 10 Eylül 1509'da 7,2 büyüklüğünde Büyük İstanbul Depremi, 23 Şubat 1653'de 7,5 büyüklüğünde Doğu İzmir Depremi, 17 Ağustos 1668'de 8 büyüklüğünde Anadolu Depremi, 10 Temmuz 1688'de 7 büyüklüğünde İzmir Depremi, 3 Nisan 1881'de 7,3 büyüklüğünde Sakız Adası Depremi ve 10 Temmuz 1894'te 7 büyüklüğünde İstanbul Depremi yaşandı.
1900-1939 yılları arasında ise 9 Ağustos 1912'de 7,3 büyüklüğünde Mürefte Depremi, 18 Kasım 1919'da 7 büyüklüğünde Ayvalık Depremi ve 7 Mayıs 1930'da 7,6 büyüklüğünde Hakkari Depremi meydana geldi. 1939-2018 yılları arasında Erzincan, Erbaa, Ladik, Gerede, Yenice, Fethiye, Abant, Manyas, Gediz, Muradiye, İzmit, Düzce ve Van depremleri oldu.
İSTANBUL 1509 DEPREMİ
Marmara Denizi'nin Adalar yakınlarında Osmanlı döneminde 10 Eylül 1509 yılında meydana gelen, İstanbul ile çevresinin 40 gün boyunca sallandığı belirtilen ve Kıyamet-i Suğra (Küçük Kıyamet) olarak adlandırılan 7,2 büyüklüğündeki depremde 130 bin kişi öldü, bin 70 yapı yıkıldı.
Depremde 160.000 nüfusa ve 35.000 yerleşim birimine sahip olan İstanbul'da, şehrin surları, Edirnekapı, Silivrikapı, Yedikule, İshak Paşa Kapısı, Topkapı Sarayı, Fatih Camisi, Anadolu Hisarı, Yoros Kalesi, Boğaziçi, Heybeliada, Burgazada, Silivri, Rumeli Hisarı, Kızkulesi, Haliç, Galata ve Pera ağır hasar gördü. Birçok kervansaray, hamam, mescit yıkıldı.
İstanbul ve Pera'nın bazı bölgelerinde, yerde yarılmalar, su ve kum fışkırmaları oluştu. Deprem, tsunamiye neden oldu. Tsunami, şehrin surlarını, Galata ve İstanbul'daki birçok duvarı aştı ve ağır hasara neden oldu. 10 Eylül 1509 depreminden sonra II. Bayezid, imparatorluğun her bölgesinden toplattığı 66.000 işçi, 3000 ustabaşı ve 11.000 asistanı görevlendirerek, imar işlerini başlattı.
İSTANBUL 1719 DEPREMİ
İstanbul ve çevresinde hissedilen 24 Mayıs 1719'da meydana gelen, büyük hasara yol açan depremde çok sayıda evle birlikte cami ve hamamlar yıkılırken, Mihrimah Sultan Camisi ile medrese kubbelerinde çökmeler, Yedikule ve Ahırkapı arasındaki sur ve burçlarda ise hasarlar meydana geldi. Bu deprem, İzmit'te de hasara yol açtı.
İSTANBUL 1766 DEPREMİ
İstanbul'da yine Osmanlı döneminde 22 Mayıs 1766'da meydana gelen ve artçılarla 3 ay sürdüğü belirtilen depremde çok sayıda evle birlikte aralarında Fatih Sultan Mehmed'in inşa ettirdiği Fatih Camisi'nin de bulunduğu birçok cami yıkılırken, Baruthane, Kapalıçarşı, Surlar, Saraçhane, Tophane, Yeniçeri kışlaları ve Topkapı Sarayı'nda ise hasarlar oluştu.
İzmit'ten Tekirdağ'a kadar uzanan geniş bir alanda etkili olan depremde 4 binden fazla kişi hayatını kaybetti. Deprem ile beraber Galata, Boğaziçi ve Mudanya kıyılarında deniz seviyesinde yükselmeler gözlendi ve Marmara Denizi'ndeki küçük adacıklar yarı-yarıya sular altında kaldı. Deprem Bozcaada, Selanik, İzmir ve güney Balkanlarda da hissedildi.
İSTANBUL 1894 DEPREMİ
İstanbul'da 10 Temmuz 1894'te meydana gelen ve geniş alanda hissedilip, büyük hasara yol açması nedeniyle 'Büyük hareket-i arz' olarak anılan depremde, Eminönü ve Fatih'teki yapılar ile Kapalıçarşı yıkılırken, Yalova ve Adapazarı da etkilendi.
ERZİNCAN 1939 DEPREMİ
Erzincan'da 27 Aralık 1939'te meydana gelen ve 116 bin dolayında yapının yıkıldığı 7,9 büyüklükteki depremde 33 bin kişinin hayatını kaybetti, 100 bin kişi de yaralandı. 116 bin binada hasar meydana geldi. Bu deprem, Türkiye sınırları içerisinde yaşanmış en büyük sarsıntı oldu. Depremle birlikte ilk defa Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın varlığı anlaşılmaya başlandı ve Türkiye'de depremle ilgili konular ele alındı. Erzincan depremi, dünyada meydana gelen büyük depremlerden biri olarak sayılıyor.
Dünyanın büyük depremleri arasında sayılan bu deprem Türkiye'nin en ciddi deprem felaketlerinden birisi olarak tarihe geçti. Can kayıplarının fazla olmasını bir nedeni de zorlu kış şartlarından dolayı yardımların güç koşullar altında ulaşması. 52 saniye sürdü. Deprem nedeniyle Karadeniz kıyısındaki Fatsa'da tsunami yaşandı.
Nedenleri
Türkiye’nin birinci derece deprem bölgesinde bulunan Erzincan, Kuzey Anadolu deprem kuşağının çok etkin bir bölümü olan Erzincan Ovası içinde. Tarihi belgelere göre Erzincan son bin yılda 11 kez tümüyle yıkıma uğradı. Yerleşmenin bulunduğu zemin, akarsu çökellerinden oluştu. Bu malzeme kentin yukarı kesimlerinde konglomeralaştı. Orta bölümlerde birbirini izleyen çakıl ve kum katmanlarına rastlanır. Bu katmanlar oldukça yerleşmiş ve sıkı yapılı. 1939 depreminden sonra yerleşim alanı dışında bırakılmış olan eski şehrin zemini, kalın bir tarihi enkaz örtüsüyle kaplı yerleşmemiş akarsu birikintilerinden oluştu. Erzincan'da bilinen ilk deprem Pontus zamanında oldu.
Konumu
Deprem sonrası kent merkezinde yıkılan bir bina
39 80 kuzey enlemi ve 39 51 doğu boylamı, odak derinliği 20 km olan depremin etkilediği alan doğuda Erzincan Ovası'ndan batıda Kelkit Vadisi'ne kadar uzanır. Hasara uğramış bölgelerin uzunluğu 400 km(Erzincan’ın doğusundan Amasya’ya kadar), genişliği ise (güneyde Sivas’tan kuzeyde Karadeniz'e kadar) 200 km'dir. Bu depremde Erzincan’dan Kelkit Vadisi'ni izleyerek Niksar’a kadar uzanan yaklaşık 350 km’lik bir kırık sistemi oluşmuştur. Kırıklar boyunca 1 m’lik düşey (atım) ve 4 m’lik yatay hareketler görülmüştür. Bu geniş alanı sarmış olan 35 deprem merkezi yaklaşık doğu-batı doğrultusunda dizilmiş başlıca dört sarsıntı çizgisi üzerinde etkinlik göstermiştir. Bunlar; Yukarı Yeşilırmak çizgisi, Kelkit-Deliçay çizgisi, Yaylalar ve Orta Yeşilırmak çizgisi ve kıyı çizgisidir. Bu çizgilerin hepsi de kırıklara karşılık gelmektedir. Kelkit Irmağı kırığı, Reşadiye’de doğu-güneydoğu ve batı-kuzeybatı doğrultusunda alçalmış ve yükselmiş ve böylece iki blok arasında 380 cm’lik bir düzey farkı doğmuştur. Deprem sırasında kıyı çizgisi Çarşamba ilçesinin kuzeyi ile Giresun arasında 15–100 m kadar geri çekilmiş ve Fatsa’da da bir deprem dalgası oluşmuştur.
Kültürel etkiler
Türk halkını derinden yaralayan deprem Kelkit ırmağı boyundaki tüm şehirleri vurmuş, en fazla can kaybının yaşandığı yerleşim birimlerinden biri de Tokat'ın Reşadiye ilçesi olmuş, köy ve mahalleriyle yerle bir olan kentte çoğu enkaz altında kalarak, bir kısmı da yanarak 2100 kişi ölmüştür.[8] Zorlu kış şartlarından dolayı depremden 15 gün sonra bir doktor, 25 gün sonra da Kızılay yardımı gelir. Dönemin Reşadiye Belediye Başkanı Tahir Bey de ailesiyle birlikte hayatını kaybetmiş. Anısına ağıt yakılmıştır. Daha sonra ağıt, Sevda Gül tarafından "Reşadiye Irmağı" isimli türkü olarak seslendirilmiştir.
Nâzım Hikmet'in 1939 Erzincan depremi üzerine yazdığı Kara Haber adlı şiiri vardır.
1939 ERZİNCAN DEPREMİ ŞİDDETİ - BÜYÜKLÜĞÜ KAÇTI, KAÇ SANİYE SÜRDÜ?
26-27 Aralık 1939 tarihinde Erzincan’da oluşan depremin yüzey dalgası büyüklüğü 7,9 richter ölçeğine göre büyüklüğü 7,2 idi. Depremin süresi 52 saniye olmuştu.
31939 ERZİNCAN DEPREMİNDE KAÇ KİŞİ ÖLDÜ?
Deprem sonucunda toplam 32.962 kişi hayatını kaybetmiş, yaklaşık 100.000 kişi de yaralanmıştır. Oluşan deprem neticesinde 116.720 bina yıkılmıştır. Dünyanın büyük depremleri arasında sayılan bu deprem Türkiye'nin en ciddi deprem felaketlerinden birisi olarak tarihe geçmiştir. Can kayıplarının fazla olmasını bir nedeni de zorlu kış şartlarından dolayı yardımların güç koşullar altında ulaşmasıdır. Deprem nedeniyle Karadeniz kıyısındaki Fatsa'da tsunami yaşanmıştır.
ERBAA 1942 DEPREMİ
Tokat'ın Erbaa ilçesinde 1942'de yerel saat ile 17.05'te meydana gelen 7 büyüklüğündeki depremde 3 bin kişi yaşamını yitirdi. Mercalli şiddet ölçeğine göre en büyük şiddet IX (Şiddetli) olarak hissedildi.
Erbaa’da deprem 20 Aralık 1942’de Pazar günü meydana geldi. Kurban Bayramının 3’üncü günü saat 17.00’da meydana gelen deprem 30 saniye sürdü. Dönemin Tokat Valisi İzzettin Çağpar Depremin vurduğu Niksar ve Merkez Üssü Erbaa’dan hiçbir haber alamadı.
Dönemin Tokat Valisi İzzettin Çağpar depremin ardından verdiği röportajda deprem anını ve yaşanan dehşeti şöyle anlattı: “Deprem saat 17.00’de oldu. 30 saniye sürdü ve ufki istikametten geldi. Niksar ve Erbaa’dan hiçbir haber alınmayınca jandarma komutanını Niksar’a yolladım. Ben de yanıma bir operatör alarak Erbaa’ya hareket ettim. Kasabaya yaklaşırken yeni bir bina olan Boğma (Niksar-Gözpınar) karakolunun tamamıyla yıkıldığını ve iyi bir tesadüfle jandarmaların kurtulmuş olduklarını gördüm. Depremin dehşetini Erbaa’da anladım. Erbaa yakınındaki Aladon (Aladun - Yeni Mahalle) ve Tepekışla köyleri tamamıyla yıkılmıştı, yer yer yangınlar çıkmıştı. Tarla içlerinden Erbaa’ya geçtik. 16 yangın kasabayı sarmıştı. Ev namına bir şey kalmamıştı. Herkes birbirinden habersiz ve feryat içinde idi. Memurların bir kısmı ölmüştü. Ziraat Bankası ve İnhisarlar (Tekel) müdürleri, sorgu hâkimi, posta muhabere memuru, nüfus kâtibi, hususi muhasebeden bazı memurlar, bir öğretmen maalesef kayıplar arasındaydı. Enkaz bütün yolları kaplamıştı, yangın manzaraya dehşet veriyordu.
“ENKAZ ALTINDA KALANLARI KURTARMAYA ÇALIŞTIK”
Vali Çağpar Çöken binalardaki Sobalardan çıkan yangınları dehşet verici bir manzara olarak nitelendirirken iletişimin yok denecek kadar az olduğu bölgeden iki kamyoncuyu itfaiye aramak için gönderdiklerini belirterek şöyle devam ediyor: “Elimize geçen iki kamyoncuyu Lâdik ve Tokat’ta itfaiye aramaya yolladık. Bir kısım asker ve efrattan toplayabildiğimiz halkla enkaz altında kalanları kurtarmaya çalıştık. Tokat ve arkasından Turhal itfaiyeleri pek kısa zamanda yetiştiler. Yangın söndürüldü. Seccade ve kerestelerden yapılan sedyelerle yaralıları ayakta kalan yegâne binaya, mektep binasına taşıdık. Sarsıntının bir bayram günü ve akşama doğru oluşu kahvelerde ve misafirhanelerde bulunanlar arasında zayiatı çok artmıştır. Bir iki kahveden otuzar, kırkar ölü çıkarılmıştır. Maalesef bazı vatandaşlar yangından kurtarılamamıştır. Pazartesi sabahı 21 Aralık 1942’de şeker fabrikaları ve civardan diğer doktorlar da Erbaa’ya yetiştiler. Köylerin taranması, ağır yaralıların Tokat ve Samsun hastanelerine taşınması pazartesi günü de devam etti.”( Cumhuriyet, 26 Aralık 1942).
DEPREMDE KAYMAKAM VE JANDARMA KOMUTANI GÖÇÜK ALTINDA KALDI Depremin ardından Niksar ve Erbaa’dan bölgeye yetkililer ulaşana kadar, haber alınamamıştır. Depremde Erbaa Kaymakamı Fazıl Kaftanoğlu ile Jandarma Komutanı göçük altında kalmış yapılan kurtarma çalışmaları sonucu enkaz altından sağ olarak çıkarılarak görev başına geçmiştir. Tam bir seferberlik hali Erbaa depremini haber alan komşu illerin valileri ve kaymakamların hemen harekete geçerek depremzedelere yardım elinin uzatmaya çalışmışlardır. Amasya Valisi Talat Öncel hemen bir yardım komitesi oluşturarak varlıklı ve hayırsever vatandaşlardan yardım istemiş, bir saat içinde 2000 ekmek, tenekelerle pekmez, zeytinyağı ve tıbbi malzeme toplanmış ve toplanan malzeme bir kamyonla saatler sonra Erbaa’ya gönderilmiştir. Ardından, Vali Talat Öncel bir heyetle birlikte 22 Aralık sabahı Erbaa’ya hareket etmiştir. Merzifon Kaymakamı da topladığı tıbbi malzeme ve gıda maddeleri ile birlikte felaket bölgesine ulaşmıştır (Başbakanlık Cumhuriyet Arşivleri 030.10.120.849.9/24). 21 Aralıkta da Sivas Valisi nasıl bir yardım yapabileceklerini sorması üzerine Tokat Valisi çadır istemiş, bunun üzerine askeri birlikten alınan 50 çadır Sivas’tan Tokat’a gönderilmiştir.
DEPREMDE 11 ASKER ŞEHİT
Samsun Valisi Faik Türel Tümen komutanıyla birlikte Erbaa’ya gelmiş incelemelerde bulunmuştur. Tümen Komutanının Erbaa’daki askeri birlikte yaptığı inceleme sonucu askerin kaldığı binaların hepsinin yıkıldığı, on bir askerin şehit olduğu, dört ağır yaralı, iki subay ve 16 erin hafif yaralandığı tespit edildi. Askerlik Şube binası yıkılmış ama can kaybı yaşanmamıştır. Deprem sırasında askerin akşam yoklamasında bulunması sebebiyle can kaybı sınırlı kalmış ve şehit olan askerler kışlada istirahatta olan erler olmuştur. İletişim yok 7 şiddetindeki deprem çok sayıda can ve mal kaybı dışında deprem, bölgesindeki haberleşme sistemini de ciddi hasara uğratmıştır. Tokat Valisi, haberleşmenin sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi için en az yirmi kangal telin yanında, kaza merkezi için otuzluk bir adet ve bazı karakollar için beşer, onar fişlik üç adet santral ile en azından on adet masa telefonunun Erbaa’ya gönderilmesini talep etmiştir. (BCA030.10.120.849.9/6; Cumhuriyet 26.12.1942).
ERBAA EKONOMİSİ BİR GÜNDE YOK OLDU 1942
depreminde dört otel, dört fırın, sekiz kahvehane, 127 dükkân, 13 depo, bir parti binası, bir mezbahane ve belediye binasının yıkılması Erbaa ekonomisinin aldığı büyük yarayı gözler önüne sermektedir. 1942 depreminde 16 yangın tespit edilmiştir. Yanan evlerin depolarında saklanan tütünler de yanmıştır. Örneğin sadece bir evde 2,5 ton tütün yanmıştır. 1936 yılında yayınlanan Cumhuriyet Gazetesinin Erbaa ile ilgili yaptığı özel habere göre her yıl asgari 1.5 Milyon kilogram tütün üretiminin gerçekleştirildiği Erbaa’da 1936 yılında 3.5 Milyon kilogram Tütün üretimi gerçekleşeceği tahminine yer verilmiştir. 1936 yılı verilerine göre her yıl 750 bin lira geliri sadece tütünden elde eden Erbaa için bu rakamlar Erbaa ekonomisinin aldığı büyük yarayı gösteren önemli bir örnektir (Cumhuriyet 15.08.1936). Depremden 5 gün sonra sağlık bakanı Erbaa ve Niksar’da Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekili (Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı) Dr. Hulusi Alataş da 23 Aralık’ta deprem bölgesine gitmek üzere Ankara’dan yola çıkmıştır. (Cumhuriyet 24.12.1942). Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekili 25 Aralık günü Niksar ve Erbaa’ya gelmiş, halkla görüşmüş ve ihtiyaçlarını tespit ederek gereken talimatları verdikten sonra Lâdik’e geçmiştir. Alataş’ın ziyareti sonunda verdiği bilgilere göre Ankara’dan deprem bölgesine gönderilen sağlık ekipleri ve doktorların görevleri tamamlanmış ve yerlerine dönmüşlerdir. Barakaların çevresinin temizliği ve halkın sağlığı konusunda gerekli işler için Erbaa Hükümet doktoru ile Belediye doktoru görevlendirilmiştir. Diğer yandan Erbaa depremzedeleri için İstanbul Kapalıçarşı yorgancılar esnafı 39 yeni yorgan, bir yün battaniye ve 21 lira para bağışında bulunmuştur (Cumhuriyet 26.12.1942). Zileliler de ilk günlerde yardım olarak Erbaa ve Niksar’a beş ton muhtelif erzak, iki balya giyecek eşyası, dört ton çivi yardımında bulunmuşlardır. Bundan başka deprem bölgesinde baraka inşaatında çalışmak üzere Erbaa ve Niksar’a on beş marangoz gönderilmiştir (Cumhuriyet 27 Aralık 1942). Depremden 5 gün sonra 25 Aralık 1942’de yapılan ilk tespitler sonrası korkunç bilanço 443 ölü, 645 yaralı tam hasarlı bina 2047, kısmen hasarlı bina sayısı ise 2017 olarak açıklandı.
Depremden en çok neresi etkilendi ?
Erbaa Merkez, Ahur(Tosunlar), Aladun(Yeni Mahalle), Andıran(Umutlu), Eriyaba(Evyaba Mahallesi), Tepekışla, Yukarıçandır, Aşağıçandır, Hacıpazar köyleri depremden en çok etkilenen alanlar olmuştur. İkinci derecede etkilenen yerler ise Hayati(Doğanyurt), Mürüs (Gümüşalan), Geyne(Yoldere), Emeri(Bağpınar), Gelegin, Küfe, Ayan, Gendekse(Ocakbaşı), Ravak(Ağaçalan), Karayaka, Ferenge(Üzümlü), Holay(Ballıbağ), Zilhor(Karşıyaka Mahallesi), Gelendere, Sonusa(Uluköy), Yemişen bükü(Taşova), Kızılçubuk, Fidi (Akça), Değirmenli, Çalgara(Çalkara) köyleridir. 3.Derecede etkilenen alan ise eski ismiyle o zamanlar köy olan Zuday köyü (Alpaslan Kasabası) olmuştur.
3000 KİŞİ YAŞAMINI YİTİRDİ
Neredeyse ayakta bina kalmayan Erbaa Depreminden öncesine dair kesin nüfus kayıtları yoktur. 1936 yılında elde edilen verilere göre Erbaa 8-10 Bin nüfusa sahip 160 köyü bulunan bir kasabadır. 7.0’lık depremin ardından resmi kayıtlara göre deprem 3 bin kişinin hayatını kaybetmesine sebep olmuştur. Depremin ardından yaraların sarılması amacıyla Erbaa’nın yerinin değiştirilmesi dahil çalışmalar başlatılmıştır. (Cumhuriyet 15.08.1936 Eski Erbaa alüvyon arazi üzerinde kurulduğu ve Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde yer aldığı için yapılan jeolojik araştırmalar sonrası hazırlanan raporla birlikte 15 Nisan 1944’de yeni yerine taşınmaya başlamıştır.
VALİ İZZETTİN ÇAĞPAR “İHTİYARLARIN BEDDUASINI, GENÇLERİN DUASINI ALACAĞIM”
O dönemi yaşayanlar eski evlerini bırakıp Erbaa’nın yeni yerine taşınmasını istememişlerdir. Erbaa’nın taşınma sürecini anlatırken yaşanan zorluklar şu şekilde kaleme alınmıştır: “Eski zenginlerin evinde mobilyalar, meyve bahçeleri, çifte havuzlar, şadırvanlar, şato gibi evler vardı. Bunlar göçmek istemediler. 200-400 dönüm arazileri, tütünleri, ahırları vardı. Gidenleri de caydırmağa çalıştılar.” (Bir Zamanlar Erbaa/S.101-102) Yerel ve Merkezi Yönetimin Erbaa’nın taşınması konusundaki gayretli ve tavizsiz çabaları Dönemin Tokat Valisi İzzeddin Çağpar tarafından “İhtiyarların bedduasını, gençlerin duasını alacağım” şeklinde özetlenmiştir. 15 Nisan 1944 tarihinde yeniden kurulan Erbaa’nın temeli törenle atılmıştır. Yeni Erbaa’ temelinin atılması sırasında orada bulunan Tokat milletvekili Refik Ahmet Sevengil hatıratında şunları yazmıştır: “İlk günlerde harabelerin üzerine yeni barakalar yapılmasına izin verilmişti. Fakat aynı zamanda ilim hizmete koşuldu, jeologlar gönderilerek günlerce incelemeler yaptırıldı. Kasaba yerinin dolma, çamur, alt ve üst tabakaları çürük, daima sarsıntılarda kayacak, her zaman yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyleyen raporlar önünde Hükümet, kasabanın yerini değiştirmeye karar verdi. Uzun çalışmalar sonunda yeni şehir planı tamamlandı. Bu plana göre Ardıçtepe’de yeni Erbaa’yı kurma programının tatbikatına başlandı. Hükümet, yolları, resmi daireleri, memur evlerini yapacak, meydanları düzelterek yeni şehrin eksikliklerini tamamlayacaktır. Osmancık’tan satın alınan kereste fabrikasının kurulması bitmiştir. Bugünden itibaren çalışmaya başlamıştır. Yüz yirmi ton çivi aylardan önce hazırdı. Koyulhisar’dan alınmış olan 7.000 metreküp kereste6 halka parasız veriliyor. Belediyeler Bankasından ödünç alınan para yeni Erbaa’nın hususi binalarının yapılıp tamamlanması için halka yardıma ayrılmıştır” (Ulus 16 Nisan 1944). Temel atma töreni kalabalık bir halk kitlesi önünde yapılmıştır. Bu törende, yeni kasabanın kereste ihtiyacını karşılayacak olan hızar fabrikası Tokat Valisi ile Vilayet çalışanları, komşu kaza kaymakamlarının ve halkın katılımıyla açılmıştır. Erbaa Kaymakamı, bu fabrikanın yeni kasabanın kurulmasına yetecek kadar kereste ihtiyacını karşılayacağını belirtmiş ve halkın şükran hislerini ifade ederek fabrikanın açılışını yapmasını Validen rica etmiştir. Vali, fabrikanın Erbaalılara uğurlu olmasını dileyerek kurdeleyi kesmiş ve işletmeye açmıştır.
ERBAA’NIN YENİ YERİNE TAŞINMASI
Eski Erbaa alüvyon arazi üzerinde kurulmuş olup, gerek Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde yer alması, gerekse 1942 Niksar-Erbaa deprem kırığı ve Esençay Fayı’na yakın bir konumda bulunması nedeniyle deprem bakımından oldukça riskli bir bölgede yer almaktadır. Erbaa’nın 1939, 1942 ve 1943 yıllarında art arda gelen depremlerde büyük yıkıma uğraması, bulunduğu yerde şehrin ayakta kalmasının mümkün olmayacağı, taşınmasının kaçınılmaz olduğu fikrini uyandırmıştır. 1943 depreminden sonra 1944 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla Erbaa’nın bulunduğu yerden güneye (“Ardıçlık” olarak adlandırılan yere) taşınması kararlaştırılmıştır. Taşıma işine devlet öncülük etmiştir. Depremlerden önce yaklaşık 800 civarında hanenin bulunduğu tahmin edilmektedir. Depremden 6 yıl öncesine kadar 8-10 bin nüfusa 160 köye sahip Erbaa’da depremlerle birlikte, geniş aileler birkaç parçaya bölünerek küçük barakalarda ayrı ayrı kalır. Yeni Erbaa’ya taşınıldığında, bu kişiler yine ayrı ayrı kalma arzusunu gösterince, mesken talebinin 1100 haneye çıktığı zamanın Erbaa Kaymakamı Enver Saatçigil tarafından belirtilmektedir. Bakanlar kurulunca verilen yer değiştirme yolundaki karar yer değiştirme sebebini de aydınlatır. Komisyon kollarının tetkik ve faaliyetini gösteren raporlara göre: Deprem bakımından fay hatlarına yakın olan ve onların üzerinde bulunan yerlerin terk edilmesi, Deprem hatlarına nispeten uzak ve fakat zemini zelzeleye mukavim olmayan yerlerin yasak bölge ilanı talimatnamesine tamamen uygun olması keyfiyetleri prensip olarak kabul edilmiştir. Zaruret gereği artık fay hattının iki kilometre kadar uzağındaki Ardıçlık mevkiine taşınma hazırlıkları başlamıştır. Alman bir şehir plancının kısa sürede hazırladığı imar planı planlı ve metotlu şekilde yeni şehrin kurulmasına imkan vermiştir. Depreme dayanıklılık açısından daha uygun bir yer seçilmiştir eski Erbaa’nın yer aldığı Kelkit ırmağının yakınındaki alüvyon zeminden nispeten daha dirençli zemine taşınılır. Eski yerleşim yerinden fazla uzaklaşılmadığı için halkın kendilerine ait olan tarım alanlarından faydalanmasında bir sıkıntı yaşanmamış, tarım arazileri el değiştirmemiştir. Çevre il ve ilçelerle ulaşım bağlantısında eski yerleşim yerinden fazla uzaklaşılmadığı için sorun yaşanmamıştır. Yeni yerleşim yerinin seçiminde içme ve sulama suyu temini de etkili olmuştur. İmar planının uygulanmasına başlanır. Yaşanan depremlerin fakir düşürdüğü halkın hükümet desteğine ihtiyacı vardır. İmar planının tatbikatında amme hizmetlerinin tesis ve işletilmesinde, fakir halkın taşınmasında dönemin hükümeti elinden gelen her türlü fedakarlığı gösterir. Esasen bu ilgi ve yardım Erbaalıların yaralarını çabucak sarmasına imkan vermiş, kısa zamanda 1100 haneden ibaret eski kasabanın büyük bir bölümü bu suretle yeni Erbaa’ya taşınmış yuvalarını kurmuşlardır. O vakitler gençlik çağlarında olan Ahmet Bulut taşınma sürecini şu sözlerle anlatır: “Alman şehir plancının yaptığı planın uygulanmasına Ali Bey refakat ediyordu. Ziya Kasnakçıoğlu ve Enver Saatçigil’in büyük fedakarlıkları oldu. Her haneye ihale tahsis yapıldı. Kızılay tarafından halka büyük yardımlar yapıldı. Kızılay başkanı Eşref Yıldırım idi. İverönü, Geyne ve Taşova’daki taş ocaklarından halkın tamamına taş yardımı yapıldı. Kereste fabrikası kuruldu. Her aileye taş yardımı yapıldı ama kereste yardımı yapılmadı. Halkın bir kısmı kereste ihtiyacını eski yıkıntılardan karşıladılar. Tomruklar Koyulhisar’dan Kelkit çayına bırakıldı. Tomruklar ırmaktan Erbaa’ya ulaştı. Tespit edilen ailelere kereste yardımı yapıldı. Mimar Ali Aksu vardı, kendisi aslen mimar değildir. Fakat hazır planları halka dağıttığı için halk kendisine mimar derdi. Kasabanın nirengi noktaları tespit edildi. Halka arsalara göre deprem tipi evlerin (8x8, 10x8, 10x10, 10x11, 12x12) hazır planları dağıtıldı. Ardıçlık mevkii eskiden bağ evlerinin olduğu bir yerdi. Buraya taşınılınça Gümüşhane’den taş ustaları, Karadeniz sahilinden ahşap ustaları geldiler, binlerce usta. Şehir şantiye alanıydı. Hükümet konağı, sağlık ocağı 161 tane de lojman yapıldı.” Yeni imar planına göre 15 Nisan 1944’te Kaymakamlık konağından başlayarak Çomooğlu bağında ilk temel atılır. Hükümet mahallesi şehir merkezinde bütün teferruatlarıyla kurulur ve bir ana caddeyle istasyona bağlanır. Kara Ali Diki çevresindeki saha yazlık ve villalar için ayrılır. Deprem sebebiyle Kızılay genel merkezi eliyle yapılan eşya ve para yardımlarını halka deprem ve yardım komisyonu dağıtır. Prensip olarak para yardımından ziyade malzeme yardımı yapılır. Yapılan taş yardımları evlerin temellerinin atılması içindir. Yardımlar belli bir sıra gözetilerek yapılır. Taş yardımı alı temelini bitirmeyenlere sair yardımlar verilmez. Bu tertibe özellikle riayet edilmesinin sebebi 2. Dünya harbinin etkileri yüzünden verilen yardımların başka maksatlarla elden çıkarılmasını engellemektir. Kızılay ödeneği ile fakir halka dağıtılmak üzere 120 küçük tip ev, 18 memur evi, hükümet konağı, bir ilkokul, kaldırım inşaatları için de altmış bin liralık yardım yapılır. Yeni yerleşim yerine taşınılmasını hızlandırmak için bir hızar fabrikasının getirilip Erbaa’ya kurulması imkan sağlar. Gerek halkın gerekse kamu binalarının kereste ihtiyacı bu şekilde karşılanmıştır.
ERBAA 42’DEN 46’YA YENİDEN KURULUYOR
Hükümet konağının inşaatı on iki ay gibi bir zamanda bitirilir. Bütün resmi daireler hükümet konağı içinde yer almaktadır. Hükümet konağını Samsunlu müteahhit mısırlı oğullarından Nuri Mısırlıoğlu yapar. Bina önündeki taşlar Niksar’dan getirilmiştir. Bugün ki Erbaa’nın meydanında yapılan değişikliklerde bu taşlar sökülmemiştir ve muhafaza edilmiştir. Yeni Erbaa’nın bu ilk binası, uzun yıllar hükümet konağı olarak faaliyet göstermiş, ilk yüksek öğrenim binası olmuş bugün ise kent müzesi olarak faaliyet göstermektedir. Hükümet konağının hemen yanına bir meclis salonu, dokuz odası ve bir vestiyer bulunan belediye binası eş zamanlı olarak inşa edilir. Belediye binasının arka tarafına geniş bir saha üzerine hal binası inşa edilir. Hal binası, deprem sonrasında halkın moral değerlerini yükseltmek için hazırlanan bir tiyatro oyununa da ev sahipliği yapar. İçerisinde sekiz oda ve hamam bulunan modern ceza evi de aynı tarihlerde inşa edilir. Şehir merkezindeki büyük camii de Kızılay Yardımları ve halkın yardımları marifetiyle 1946 yılının Ağustos ayında bitirilir. Erbaa halkı, eski yerleşim yerlerinde bir ortaokul yaptırmayı arzu etmelerine rağmen yaşanan depremler sebebiyle bu arzularını gerçekleştirme imkanı bulamazlar. Yeni yerleşim yerine taşınılmasıyla halkın yardımı ile Ağustos 1946’da bu arzu da gerçekleşir. Kasabanın içme suyu ihtiyacı ilk etapta dokuz çeşme aracılığı ile kasaba içine imbat deresinden alınmak suretiyle dağıtılır. Yeni Erbaa’da evler deprem tipi evler olarak dizayn edilir. Bunlar genelde karkas yapı ile yapılmış tek katlı evlerdir. Bunun yanında eski kasaba eşrafı yeni yerleşim yerine taşınırken yaptırdıkları binalarda eski Erbaa’nın yapı zarafetini yaptırdıkları konaklarla yeni Erbaa’ya taşımışlardır. Bunların en güzel örnekleri şehir merkezindeki Mustafa Bey Konağı, villalar mevkiinde Reşit Bey Konağı, Dokumacıoğlu Konağı gibi yapılardır. Her geçen gün modernleşen, yeni imar planları ile çağdaş yapıların ortaya çıktığı Erbaa’da yaklaşık yetmiş yıllık geçmişleri ile bu yapılar, eski Erbaa’nın yeni Erbaa’ya taşıdığı izlerdir.
LADİK 1943 DEPREMİ
Samsun'un Ladik ilçesinde 26 Kasım 1943'te meydana gelen 7,6 büyüklüğündeki deprem, Taşova'dan Ilgaz'a kadar uzanan yerleşim yerlerinde hissedildi. Bölgedeki binaların yüzde 75'inin yıkıldığı depremde yaklaşık 2 bin 300 kişi hayatını kaybetti, 5 bin kişi de yaralandı.
VARTO 1966 DEPREMİ
Muş'un Varto ilçesinde 1966'da 2 büyük deprem meydana geldi. İlki 7 Mart'ta meydana gelen depremde 14 kişi yaşamını yitirirken, 75 kişinin yaralandı. 19 Ağustos'ta meydana gelen büyüklüğü 6,9 Ms olan deprem sonucunda 2.394 kişi öldü bin 500 kişi ise yaralandı. Deprem, Varto'daki tüm yapıları mahvetmiştir
Şair Cemal Süreya Keşke Yalnız Bunun İçin Sevseydim Seni adlı şiirinin dizelerinde bu depremin yarattığı yıkıma karşı kayıtsız kalmadı.
ÇALDIRAN 1976 DEPREMİ
Van'ın Muradiye ilçesinde 24 Kasım 1976'da meydana gelen ve 10 bine yakın yapının hasar gördüğü 7,5 büyüklükteki depremde yaklaşık 3 bin 840 kişi hayatını kaybetti, 500 kişi ise yaralandı. 9 bin 232 binada hasar oluştu. Depremde enkaz altında kalanların yanı sıra yağmur ve karla birlikte sıfırın altında 17 dereceye kadar düşen zorlu havada donarak ölenler de kayıtlara geçti.
GÖLCÜK 1999 DEPREMİ
Kocaeli Gölcük'te 17 Ağustos 1999'da , yerel saatle 03.02'de meydana gelen deprem 7,4 şiddetinde meydana geldi. Depremde büyük çapta can ve mal kaybı yaşandı. Yaklaşık 45 saniye süren ve Türkiye'nin deprem geçmişinde en uzun deprem olarak bilinen Gölcük Depremi, tüm Marmara Bölgesi'nin yanı sıra Ankara'dan İzmir'e kadar geniş bir alanda hissedildi. Yıkıcı sarsıntıda Kocaeli, Gölcük, Düzce, Sakarya, İstanbul ve Yalova'da büyük can ve mal kaybı yaşandı. Resmi olarak 17 bin 118 kişinin öldüğü, 25 bine yakın kişinin de yaralandığı açıklandı. Depremden en çok etkilenen Kocaeli'de 9 bin 477 kişi yaşamını yitirdi, 9 bin 881 kişi de yaralandı.
DÜZCE 1999 DEPREMİ
Düzce'de 12 Kasım 1999'da 7,2 büyüklüğündeki deprem 30 saniye sürdü. Birçok ilde etkili olan deprem, Ukrayna'dan bile hissedildi. Söz konusu depremde 894 kişi hayatını kaybetti, 2 bin 679 kişi yaralandı ve binlerce kişi evsiz kaldı. Düzce Afet ve Acil Durum Müdürlüğü verilerine göre, 1999'daki depremlerde Düzce genelinde 16 bin 666 konut, 3 bin 837 iş yeri ağır hasar gördü, 10 bin 968 konut ile 2 bin 573 iş yerinde orta hasar, 13 bin 70 konut ve 1606 iş yerinde ise az hasar tespit edildi.
BİNGÖL DEPREMİ
1 Mayıs 2003 tarihinde Bingöl'de yaşanan 6,4 büyüklüğündeki depremde en az 176 kişi yaşamını yitirdi, 625 binada da hasar meydana geldi.
VAN 2011 DEPREMLERİ
Van'ın Tabanlı ilçesi merkezli 23 Ekim 2011'de 7,2 büyüklüğündeki deprem 25 saniye sürdü ve 601 kişi öldü. Kurtarma çalışmalarına yurt içinden 140 ekip, 4 bin 418 kişiyle katıldı. Dünyadan 10 ülke de 12 ekiple çalışmalara destek verdi. Van, 9 Kasım 2011'de saat 21.23'te büyük bir depremle daha sarsıldı. Merkez üssü Edremit ilçesi olan 5,6 büyüklüğündeki depremde 2'si otel olmak üzere 25 bina yıkıldı. Sonuç itibarıyla Türkiye'nin bulunduğu coğrafya, 1500'lü yıllardan itibaren çeşitli zamanlarda 7 ve üstü büyüklüğünde 23 depremle sarsıldı.
AYVACIK DEPREMİ
Öte yandan, büyüklüğü 7'nin altında ancak etkisi şiddetli olan depremler de meydana geldi. Ege Denizi'nde Bodrum ve Kos açıklarında 21 Temmuz 2017'de 6,6 büyüklüğünde deprem oldu. Aynı gün 200'e yakın artçı sarsıntı yaşanırken, Bodrum ve diğer tatil merkezlerinde binlerce kişi sabaha kadar uyuyamadı ve geceyi sokakta geçirdi.
Gümbet çevresinde çok sayıda tekne alabora olurken, sokakları basan sular araçları da sürükledi.
20 Şubat 2019'da Marmara Bölgesi genelinde hissedilen, merkez üssü Çanakkale'nin Ayvacık ilçesi olan 5 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Bu deprem İstanbul, Bursa, Balıkesir, Çanakkale, Edirne ve çevre illerde de hissedildi.
ELAZIĞ DEPREMİ
24 Ocak 2020'de Elazığ'ın Sivrice ilçesinde meydana gelen ve 22 saniye süren depremde 41 kişi yaşamını yitirirken, 1466 kişi de yaralandı.
İZMİR DEPREMİ
30 Ekim 2020 tarihinde İzmir'in Seferihisar ilçesinde gerçekleşen depremde 116 kişi hayatını kaybetti, 1034 kişi ise yaralandı.
Muradiye Depremi
Van'ın Muradiye ilçesinde 24 Kasım 1976'da 7,5 büyüklüğündeki depremde, enkaz altında hayatını kaybedenlerin yanı sıra sıfırın altında 17 dereceyi bulan soğuk hava nedeniyle donarak ölümler de gerçekleşti.
Bölgenin 1939'daki Erzincan Depremi'nden sonra yaşadığı en şiddetli deprem olarak bilinen "Muradiye Depremi"nde 3 bin 840 kişi yaşamını yitirdi, yaklaşık 500 kişi yaralandı ve 10 bin bina hasar gördü.
45 saniye süren "Gölcük Depremi"
Kocaeli Gölcük'te 17 Ağustos 1999'da 7,4 şiddetinde meydana gelen depremde büyük çapta can ve mal kaybı yaşandı.
Yaklaşık 45 saniye süren ve Türkiye'nin deprem geçmişinde "en uzun deprem" olarak bilinen Gölcük Depremi, tüm Marmara Bölgesi'nin yanı sıra Ankara'dan İzmir'e kadar geniş bir alanda hissedildi.
Yıkıcı sarsıntıda Kocaeli, Gölcük, Düzce, Sakarya, İstanbul ve Yalova'da büyük can ve mal kaybı yaşandı.
Resmi olarak 17 bin 118 kişinin öldüğü, 25 bine yakın kişinin de yaralandığı açıklandı. Depremden en çok etkilenen Kocaeli'de 9 bin 477 kişi yaşamını yitirdi, 9 bin 881 kişi de yaralandı.
7,2 büyüklüğündeki "Düzce Depremi"
Düzce'de 12 Kasım 1999'da 7,2 büyüklüğündeki deprem 30 saniye sürdü. Birçok ilde etkili olan deprem, Ukrayna'dan bile hissedildi. Söz konusu depremde 894 kişi hayatını kaybetti, 2 bin 679 kişi yaralandı ve binlerce kişi evsiz kaldı.
Düzce Afet ve Acil Durum Müdürlüğü verilerine göre, 1999'daki depremlerde Düzce genelinde 16 bin 666 konut, 3 bin 837 iş yeri ağır hasar gördü, 10 bin 968 konut ile 2 bin 573 iş yerinde orta hasar, 13 bin 70 konut ve 1606 iş yerinde ise az hasar tespit edildi.
25 saniye süren "Van Depremi"
Van'ın Tabanlı ilçesi merkezli 23 Ekim 2011'de 7,2 büyüklüğündeki deprem 25 saniye sürdü ve 601 kişi öldü. Kurtarma çalışmalarına yurt içinden 140 ekip, 4 bin 418 kişiyle katıldı. Dünyadan 10 ülke de 12 ekiple çalışmalara destek verdi.
Van, 9 Kasım 2011'de saat 21.23'te büyük bir depremle daha sarsıldı. Merkez üssü Edremit ilçesi olan 5,6 büyüklüğündeki depremde 2'si otel olmak üzere 25 bina yıkıldı.
Sonuç itibarıyla Türkiye'nin bulunduğu coğrafya, 1500'lü yıllardan itibaren çeşitli zamanlarda 7 ve üstü büyüklüğünde 23 depremle sarsıldı.
Son yıllardaki korkutan depremler
Öte yandan, büyüklüğü 7'nin altında ancak etkisi şiddetli olan depremler de meydana geldi. Ege Denizi'nde Bodrum ve Kos açıklarında 21 Temmuz 2017'de 6,6 büyüklüğünde deprem oldu. Aynı gün 200'e yakın artçı sarsıntı yaşanırken, Bodrum ve diğer tatil merkezlerinde binlerce kişi sabaha kadar uyuyamadı ve geceyi sokakta geçirdi.
Gümbet çevresinde çok sayıda tekne alabora olurken, sokakları basan sular araçları da sürükledi.
20 Şubat 2019'da Marmara Bölgesi genelinde hissedilen, merkez üssü Çanakkale'nin Ayvacık ilçesi olan 5 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Bu deprem İstanbul, Bursa, Balıkesir, Çanakkale, Edirne ve çevre illerde de hissedildi.
Farklı köylerde yaklaşık 10 evde küçük çapta hasara neden olan sarsıntının ardından bölgede büyüklükleri 1 ile 3,6 arasında 46 artçı sarsıntı meydana geldi.
1930 HAKKARİ DEPREMİ
Türkiye-İran sınırında gerçekleşen deprem 7.2 büyüklüğünde olmuştur ve birçoğu kerpiçten olan evler sebebiyle 2514 kişi hayatını kaybetmiştir.
1939 ERZİNCAN DEPREMİ
Dünyanın en büyük depremlerinden biri olan Erzincan depreminin büyüklüğü 7.9 olarak kayıtlara geçmiştir. Bu depremde 32.962 vatandaş hayatını kaybederken, 100.000’den fazla kişi yaralanmıştır.
1942 NİKSAR - ERBAA DEPREMİ
Erbaa’nın resmen haritadan silindiği bu depremin büyüklüğü 7.0 olarak kayıtlara geçmiştir. 3000 kişi hayatını kaybederken 6300 kişi yaralanmıştır.
1943 TOSYA-LADİK DEPREMİ
Yangınların çıktığı, yolların kullanılamaz hale geldiği bu depremin büyüklüğü 7.2 olarak kayıtlara geçmiştir. 4000 kişi hayatını kaybetmiştir.
1944 BOLU-GEREDE DEPREMİ
Tüm köylerin ve kasabaların yerle bir olduğu bu depremin büyüklüğü 7.2 olarak kayıtlara geçmiştir. 3959 kişi hayatını kaybetmiştir.
1966 VARTO DEPREMİ
Muş’un Varto ilçesinde meydana gelen depremin büyüklüğü 6.9 olarak kayıtlara geçmiştir. 2394 kişi hayatını kaybederken 1489 kişi de yaralandı.
1975 LİCE DEPREMİ
Diyarbakır’ın Lice ilçesinde meydana gelen 6.2 büyüklüğündeki depremde 2385 vatandaş hayatını kaybetti.
1976 ÇALDIRAN DEPREMİ
Van’ın Çaldıran ilçesinde meydana gelen 7.5 büyüklüğündeki depremde 3840 kişi hayatını kaybetmiş, yerleşim yerlerinin yüzde sekseni yıkılmıştır.
1999 GÖLCÜK DEPREMİ (MARMARA)
Merkez üssü Kocaeli - Gölcük olan 7.5 büyüklüğündeki depremde 18.373 kişi hayatını kaybederken, 48.901 kişi yaralanmıştır. Etkileri oldukça kötü olan bu deprem sebebiyle 600.000’den fazla kişi evsiz kalmıştır. 52 ülke kendi yardım konvoylarını yollamıştır. Dönemin ABD başkanı deprem bölgesini ziyarete gelmiştir.
1999 DÜZCE DEPREMİ
845 vatandaşın hayatını kaybettiği Düzce depreminin büyüklüğü 7.2 olarak kayıtlara geçmiştir. 5000’ yakın kişi de yaralanmıştır.
2011 VAN DEPREMİ
Merkez üssü Van - Tabanlı olan depremin büyüklüğü 7.2 olarak kayıtlara geçmiştir. 604 vatandaş hayatını kaybederken 4152 kişi de yaralanmıştır.
2020 ELAZIĞ DEPREMİ
40 saniyeden uzun süren Elazığ depreminin büyüklüğü 6.8 olarak kayıtlara geçmiştir. 41 kişi hayatını kaybederken 1607 kişi yaralanmıştır.
30 Ekim 2020 İzmir Kuşadası Depremi
Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi (DAUM) uzmanlarının imzasını taşıyan rapora göre, 30 Ekim saat 14,51'de meydana gelen 6,6 büyüklüğündeki deprem, Kuşadası Körfezi açıklarında, Doğanbey Mahallesi'nden yaklaşık 23 kilometre güneyde Ege Denizi'nde yaşandı.
Özellikle Bayraklı ilçesini vuran depremde 117 kişi yaşamını yitirdi, 1034 kişi yaralandı.
İzmir'in tüm ilçelerini ve çevre illeri sarsan deprem, hafızalara yıkılmış binalar, enkazın altından saatler sonra kurtarılan Ayda, Elif, İnci gibi umudun simgesi haline gelen çocuklarla kazındı.
Depremin ardından hayatta kalanların umudunu ve yitirilenlerin acısını paylaşmak için Türkiye'nin her yerinden yardıma koşan gönüllüler, sivil toplum kuruluşları ve resmi kurum görevlilerinin canla başla çalışması da unutulmadı.
Enkaz altında küçük elleriyle hayata kocaman sarıldılar. İzmir'de tarifsiz acıların yaşandığı deprem bölgesi, enkaz yığınına dönen binaların altında kalan çocukların yaşam mücadelesine de tanıklık etti. Arama kurtarma ekiplerinin depremin hemen ardından yıkılan binaların enkazında geceli gündüzlü gerçekleştirdiği özverili çalışmayla 3 yaşlarındaki Ayda Gezgin ve Elif Perinçek, 14 yaşındaki İdil Şirin, 16 yaşındaki İnci Okan ve 15 yaşındaki Günay Özışık, depremden saatler sonra beton blokların arasından gün ışığına çıkarıldı.
Enkaz yığınına dönen Doğanlar Apartmanı'ndan depremden 65 saat sonra çıkarılan Elif Perinçek, hem kurtarma ekiplerinin hem de tüm Türkiye'nin umudunu yeniden tazeledi. Arama kurtarma ekiplerinin tozlar içinde bulduğu ve küçük bir göz hareketinden yaşadığını anladığı Elif, yeniden ışığa kavuştuğunda kurtarıcılarının parmaklarına küçük elleriyle sıkı sıkı sarıldı.
Rıza Bey Apartmanı'nın enkazından 91 saat sonra çıkarılan Ayda Gezgin'e ise doktorlar daha beton blokların arasında kurtarılması beklerken müdahalede bulundu. Alkışlar ve gözyaşlarıyla enkazdan alınan minik Ayda, Ege Üniversitesi Çocuk Hastanesinin Yoğun Bakım Ünitesinde tedavi altına alındı. Ayda'nın enkazdan çıkarılırken çağırdığı annesi Fidan Gezgin ise depremde hayatını kaybetti.
Emrah Apartmanı'nın enkazından 58 saat sonra 14 yaşındaki İdil Şirin'in kurtarılmasıyla da büyük sevinç yaşandı. Rıza Bey Apartmanı'nın yığınları altından 17 saat sonra çıkarılan 16 yaşındaki İnci Okan, yaşama tutunanlar arasındaki yerini aldı. Doğanlar Apartmanı'nın enkazından 10 saat sonra çıkarılan 15 yaşındaki Günay Özışık ise kurtarılmayı beklerken çektiği cep telefonu görüntüleri ve yaşama azmi ile gündeme geldi.
Türkiye seferber oldu
Türkiye, İzmir'de yaşanan depremin ardından yaraların hızla sarılması için seferber oldu. Devletin bölgede yürüttüğü yoğun çalışmaların yanı sıra depremzedeler için ülkenin dört bir yanından yapılan yardımlar İzmir'e ulaştırıldı.
Deprem sonrasında Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının (AFAD) koordinasyonunda, arama kurtarma faaliyetlerinden binalardaki hasar tespit çalışmalarına, depremzedelerin acil ihtiyaçlarının giderilmesinden psikososyal desteğe uzanan uygulamalar hızla devreye alındı.
Ulusal, il ve ilçe düzeyinde hangi çalışmaların yürütüleceği, hangi kurumların ne gibi görevleri üstleneceğinin tek tek belirlendiği Türkiye Afet Müdahale Planı (TAMP) ışığında bakanlıklar ve ilgili kuruluşların tamamı, depremin ilk dakikalarından itibaren vatandaşların yardımına koştu.
AFAD, AKUT, Jandarma Arama ve Kurtarma timleri, sivil toplum kuruluşları ve belediyelerden ekiplerin yer aldığı 7 binin üzerinde görevli, gece gündüz enkaz altındaki vatandaşları kurtarmak için adeta zamanla yarıştı.
Türk Kızılay tarafından acil barınma ihtiyacının karşılanabilmesi amacıyla geçici barınma merkezleri oluşturuldu ve hemen sıcak yemek dağıtımına başlandı.
Geçici barınma merkezleri kuruldu
AFAD verilerine göre, depremzedelerin geçici barınma ihtiyacının karşılanması için 3 bin 20 çadır kuruldu. AFAD koordinasyonunda, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Karayolları ve Devlet Su İşleri ekiplerinin katılımıyla Bayraklı'daki Haydar Aliyev Caddesi'nde kurulumuna başlanan 493 konteynerlik yaşam alanı, 26 Kasım'da hizmete girdi.
Konteyner kentin bir sokağına Rıza Bey Apartmanı enkazından 91 saat sonra kurtarılan Ayda'nın, bir sokağına da Doğanlar Apartmanı enkazından 65 sonra çıkarılan Elif'in isimleri verildi.
Hasar tespitleri yapıldı ve inşaat projeleri başlatıldı
Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünce kent genelinde 930 personel tarafından 215 bin binada gerçekleştirilen hasar tespit çalışması hızlıca tamamlandı.
İzmir'de 679 bina üzerindeki 3 bin 828 bağımsız bölüm ağır hasarlı, 789 binadaki 9 bin 117 bağımsız bölüm ise orta hasarlı olarak tespit edildi.
Bayraklı ilçesindeki 7 alanda, aralarında depremde yıkılan binaların da bulunduğu yerler için Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) tarafından yapım ihalesi gerçekleştirildi.
İzmir'de 22 Şubat'ta düzenlenen törenle 7 proje bölgesinde 1444 konut ile 208 dükkanın ve Bayraklı Şehir Hastanesinin yanında bulunan rezerv alanındaki proje bölgesinin ilk etabı olan 397 konutun temeli atıldı.
Bayraklı Şehir Hastanesi yanındaki 375 hektarlık rezerv alanda ilk etapta zemin artı dört ve zemin artı beş kat olmak üzere yapımına başlanan 34 blokun kaba inşaatı tamamlandı.
Rezerv alana TOKİ tarafından 8 bin 100 konutun inşa edilmesi planlanırken, yapılan ihalelerle 8 etapta 3 bin 640 konutun yapımı devam ediyor.
Ege Denizi Seferihisar açıklarında 6,6 büyüklüğündeki depremle sarsılan İzmir ve civarında, son 111 yılda 6 ve üzeri büyüklükte 8 deprem yaşandı.
Sismik açıdan oldukça aktif bir ülke olan Türkiye'nin bu konudaki kritik kentlerinden İzmir'de geçmişten günümüze pek çok şiddetli deprem meydana geldi.
İzmir ve yakınlarında 1900'lü yıllardan itibaren 6 ve üzerindeki büyüklükte yaşanan deprem sayısı, bugünkü 6,6 büyüklüğündeki depremle 8 olarak kayıtlara geçti.
19 Ocak 1909'da 6 büyüklüğündeki Foça depremini yaşayan kentte, bu afette 700 ev yıkıldı, ayrıca 1000 ev hasar gördü.
Bölgede 31 Mart 1928'de yaşanan 6,5 büyüklüğündeki Torbalı depremi de yaklaşık 2 bin evin yıkılmasına yol açtı. Deprem. İzmir, Manisa, Alaşehir, Uşak, Bayındır, Tire ve Ödemiş'te hasara neden oldu.
22 Eylül 1939'da meydana gelen 6,6 büyüklüğündeki Dikili Depremi'nde ise 1000 ev yıkıldı.
23 Temmuz 1949'daki 6,6 büyüklüğündeki Karaburun Depremi'ni yaşayan bölgede 2 bin 200 ev hasar gördü. Evlerin bazıları yıkılırken, bazılarının ağır hasarlı olduğu tespit edildi.
Merkezi Ege Denizi olan 6,8 büyüklüğündeki Söke-Balat Depremi'nin yaşandığı 16 Temmuz 1955'te ise 300 ev enkaza dönüştü.
6 Kasım 1992'de Seferihisar ilçesine bağlı Doğanbey Mahallesi merkezli 6 büyüklüğündeki depremin yaşandığı bölgede 60 kadar yapıda hasar oluştu.
12 Haziran 2017'de ise yine Karaburun merkezli 6,2 büyüklüğündeki deprem meydana geldi.
İzmir 30 Ekim 2020 Seferihisar depremi
İzmir 30 Ekim 2020’de Seferihisar ilçesinin 17 kilometre açığında 6,6 büyüklüğünde depremle sarsıldı.
İzmir'in Seferihisar açıklarında 6.6 büyüklüğündeki deprem meydana geldi. Deprem, Seferihisar’ın yanı sıra kent merkezi ve çevre ilçelerde yoğun olarak hissedildi. İzmir’de bazı binaların yıkıldığı, çok sayıda binada da hasar oluştuğu belirtildi. AFAD, depremde 1'i boğulma olmak üzere 25 kişinin hayatını kaybettiğini, 804 kişinin yaralandığını bildirdi.
Deprem İzmir’in yanı sıra Aydın, Muğla, Manisa, Denizli, Çanakkale, Bursa, İstanbul, Uşak, Kütahya, Bursa, Yalova, Tekirdağ ve Edirne’de de hissedildi. Depremle birlikte vatandaşlar yakınlarına bilgi vermek isteyince, operatörlerde yoğunluk oluştu. Hastaneler, itfaiye, polis ve sağlık ekipleri, alarm durumuna geçti.
#DEPREM: Ege Denizi'nde İzmir'in Seferihisar ilçesinde saat 14.51'de 6,6 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi.
AFAD BİLANÇOYU GÜNCELLİYOR
İçişleri Bakanlığı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), merkez üssü İzmir'in Seferihisar açıkları olan depremde 1’i boğulma sonucunda olmak üzere toplam 25 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. İzmir'de 738, Manisa'da 5, Balıkesir'de 2 ve Aydın'da 54 kişi olmak üzere toplam 804 vatandaşımız yaralanmıştır.
2023 KAHRAMANMARAŞ DEPREMİ
AFAD, merkezi Kahramanmaraş'ın Pazarcık ilçesi olan 7,4 büyüklüğündeki depremde saat 06.30 itibarıyla 7 ilde 76 kişinin yaşamını yitirdiğini, 440 kişinin yaralandığını açıkladı.
Türkiye, tarihinin en büyük depremlerinden birini yaşadı. Kahramanmaraş, saat 04.17'de 7.7 büyüklüğünde deprem ile sarsıldı. Kahramanmaraş depremi sonrası Gaziantep'te 6.4 ve 6.5 büyüklüğünde peş peşe iki büyük deprem yaşandı. Kahramanmaraş Elbistan'da saat 13.24'te 7.6 şiddetinde bir deprem daha meydana geldi. Devlet, tüm birimleriyle ilk andan itibaren arama-kurtarma çalışmaları için teyakkuz haline geçti. Son olarak, 2316 can kaybının olduğu, 13 bin 293 de yaralının olduğu açıklandı. Deprem nedeniyle 6 bin 217 bina yıkıldı. Başkan Erdoğan da depremler nedeniyle 7 gün süreyle milli yas ilan edildiğini duyurdu.
Türkiye'de son yüzyılın en yıkıcı depremlerinden biri meydana geldi. Kahramanmaraş depremi, Gaziantep, Adıyaman, Şanlıurfa, Malatya, Elazığ, Hatay, Mersin, Osmaniye gibi çevre illerde de şiddetli bir şekilde hissedildi. Başkan Recep Tayyip Erdoğan yaptığı ilk açıklamada, arama-kurtarma ekiplerinin deprem bölgelerine sevk edildiğini kaydetti. AFAD, depremi '4. seviye' olarak ilan etti. Gaziantep, Malatya, Kahramanmaraş ve Adıyaman'daki 4 havalimanı sivil uçuşlara kapatıldı.
00.24: Milli Savunma Bakanlığı: Hava Kuvvetlerimiz çetin hava şartlarına rağmen tüm imkânlarıyla gökyüzünde köprü kurmaya devam ediyor. Sabah saatlerinden itibaren 37 hava aracımızla 120 sorti icra ettik. Depremden etkilenen bölgelere yardım ulaştırmaya ve destek vermeye devam ediyoruz.
23.51: Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, kışla mutfaklarında hazırlanan yemeklerin yaklaşık 15 bin depremzede vatandaşımıza ulaştırıldığını söyleyerek Hatay'da ihtiyacı karşılamak üzere 'seyyar sahra hastanesi' kurulacağını duyurdu.
PEŞ PEŞE ARTÇI DEPREMLER
23.40: Malatya'nın Yeşilyurt ilçesinde 5.2 büyüklüğünde artçı sarsıntı kayda geçti.
23.37: Kahramanmaraş'ın Pazarcık ilçesinde 5.5 büyüklüğünde artçı deprem meydana geldi. Sarsıntı, yerin 6,87 kilometre derinliğinde gerçekleşti.
CAN KAYBI ARTIYOR
23.24: AFAD Deprem Risk Azaltma Müdürü Orhan Tatar: Ölü sayısı an itibarıyla 2 bin 316, yaralı vatandaşımızın sayısı 13 bin 293 ve yıkılan bina sayısı 6 bin 217. 7 bin 840 kişi enkaz altından sağ olarak çıkarıldı. Şu anda sahada aktif olarak görev alan arama kurtarma ekibi sayısı yaklaşık 25 bin civarında.
22.08: AFAD Deprem Risk Azaltma Müdürü Orhan Tatar: Şu ana kadar 1762 can kaybı, 12 bin 68 yaralı var. Deprem nedeniyle 5 bin 606 bina yıkıldı. Tatar, afet bölgesindeki 9 ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığından 250 milyon lira, AFAD'dan acil durum ödeneği olarak 100 milyon lira olarak toplam 350 milyon lira ödenek gönderildiğini kaydetti.
21.41: Aile Bakanlığı: Kahramanmaraş'da 111, Adana'da 113, Hatay'da 126, Gaziantep'de 64, Osmaniye'de 48, Malatya'da 59, Adıyaman'da 38, Diyarbakır'da 117, Şanlıurfa'da 92, Kilis'de 40 olmak üzere toplam 808 psikososyal destek personelimiz ve 179 aracımızla vatandaşlarımıza destek sağlıyoruz. Ayni yardımların toplanıp ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması için 10 ilimizde toplam 15 depo kurduk. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarımızda görevli 359 personelimiz ile ayni yardımların dağıtım koordinasyonunu sağlıyor ve arama kurtarma çalışmalarına destek veriyoruz. Acil ihtiyaçların karşılanması amacıyla 10 ilimizdeki Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarımıza ilk etapta 250 milyon TL nakdi yardım aktardık. Çalışmalarımızı aralıksız sürdürüyoruz.
21.05: AFAD Deprem Risk Azaltma Müdürü Orhan Tatar: 1511 iş makinesi, görevlendirildi. Afet bölgesi için 250 milyon lira acil durum ödeneği gönderildi Tüm AFAD birimleri teyakkuzda ve bölgeye sevk edildi. 1651 can kaybı, 11 bin 119 yaralı, 5 bin 606 binada göçük var. 6 bin 445 kişi ise enkazdan çıkartıldı. Bölgede tedbiren ham petrol akışı durduruldu. Deprem bölgelerine mobil baz istasyonları sevk edildi.
20.37: Başkan Recep Tayyip Erdoğan: 6 Şubat 2023 tarihinde ülkemizde meydana gelen depremler sebebiyle yedi gün süreyle millî yas ilan edilmiştir. Bütün yurtta ve dış temsilciliklerimizde 12 Şubat 2023 Pazar günü güneşin batışına kadar bayrağımız yarıya çekilecektir.
20.21: Hatay'daki AFAD Koordinasyon Merkezinde, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişci ile açıklama yaptı.
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca: Şu ana kadar tespit edilen 1651 vatandaşımız hayatını kaybetti. 11 bin 119 yaralımız mevcut. astanelerimizde tüm sağlık çalışanlarımız tam kadro görev başında, yaralılarımızı tedavi ediyor. 10 ildeki ekiplere ve ambulanslara ilaveten il dışından 602 ambulans, 187 UMKE timi, 2 ambulans uçak ile toplam 2 bin 256 acil sağlık personelinin hasar gören illere ulaştı
Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar: 17 uçakla hava koridoru oluşturduk. TSK bünyesindeki doğal afet timleri bölgede çalışıyor. Seyyar Sahra Hastanesi için çalışmalar sürüyor. Mehmetçiğin yardımlarını görmezden gelen bazı yayınlar gördük. Mehmetçiğin emeğini görmeyen bazı gözler, duymayan bazı kulaklar var. Onlardan da özür bekliyoruz.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez: Böylesini ilk defa gördüm. Ekiplerimiz ilk andan itibaren müdahale ettiler. BOTAŞ'ın bazı doğalgaz hatlarında hasarlar var. Arıza sayısı çok olduğu için ekip takviyesinde bulunduk. Deprem bölgesinde bazı kesintiler kontrollü yapılıyor.
Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişci: Bakanlık olarak bir uçak 6 helikopter 1098 araç 4794 çalışanımızla birlikte olay mahaline intikal ettik. 140 barajdan 34 tanesi kritik öneme haiz barajlar olduğu için incelemeler yapılıyor.
19.38: BM Genel Kurulunda, Türkiye ve Suriye'deki depremlerde hayatını kaybedenler için bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.
18.34: Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, yaptığı son dakika açıklamasında, Kahramanmaraş'ta meydana gelen depremde 1541 kişinin hayatını kaybettiğini, 9733 kişinin yaralandığını açıkladı.
Deprem bölgelerindeki son durumu paylaşan Oktay, şu ifadeleri kullandı:
"Hatay'da 520 kaybımız 700 yaralımız var. 1278 yıkılan bina. Osmaniye 205 can kaybı, 1003 yaralı, 101 yıkılan binamız var. Adıyaman'da 20 kaybımız, 200 yaralımız var. Osmaniye'de 205 kişi hayatını kaybetti. Şanlıurfa'da 30 kaybımız, 1071 yaralımız var. Gaziantep'te 309 kaybımız, 1597 yaralımız var. Kilis'te 13 kaybımız, 244 yaralımız, 50 yıkılan binamız var. Adana'da 58 kaybımız var. Malatya'da 106 kaybımız var. 1941 yaralımız, 300 yıkılan binamız var. Elazığ'da da 6 yıkılan binamız var. Deprem bölgelerinde vatandaşlarımız fırınlardan ekmeklerini ücretsiz şekilde alabilirler"
18.21: AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik Adana'da depreme ilişkin yaptığı açıklamada "Vatandaşlarımız için her türlü tedbir alındı. Enkazların altındaki canlar çıkartılmaya çalışılırken etrafındaki binaları da boşaltıyoruz. Yemek ve giyecek ihtiyacı için tek tek geziyoruz. Şu an için herhangi bir eksik gözükmüyor. Elimizde her türlü imkan ve kapasite var. Buradaki uzman ekipler ne derse o şekilde çalışmak gerekiyor. Cep telefonları çok meşgul etmemek gerekiyor. Kimse enkaza kendi başına müdahale etmesin." dedi.
Türkiye’nin Tektonik bilgileri
Türkiye, sismik olarak oldukça aktif bir ülkedir ve hem Avrasya levhası, hem de Arap levhası ile Afrika levhası arasında yer alıyor. Ayrıca; kendi sınırları içerisinde Kuzey Anadolu Fay Hattı, Doğu Anadolu Fay Hattı ve Batı Anadolu Fay Hattı ile deprem kuşağında. Doğu Anadolu ile Kuzey Anadolu Fay Hatları yanal atılımlarla gerçekleşirken, Batı Anadolu Fay Hattı ise normal faylarla gerçekleşerek Ege'nin genişlemesine sebep oluyor. İran-Irak sınırında yer alan ve Afrika levhasının ana parçalarından biri olan Bitlis-Zagros Fay Hattı ise, Türkiye'nin doğusuna itme kuvveti uygulamaktadır ve bu yüzden dalma-batma zonu gerçekleşmekte, bu sebepten dolayı Doğu Anadolu Bölgesi her yıl birkaç milimetre yükseliyor.
Türkiye deprem risk haritası: Türkiye'deki fay hatları neler, Doğu Anadolu fay hattı nereden geçiyor?
Türkiye deprem risk haritası, Kahramanmaraş'ın Pazarcık ilçesinde meydana gelen 7,7 ve Elbistan ilçesinde meydana gelen 7,6 şiddetindeki depremlerin ardından sorgulanmaya başladı. AFAD tarafından paylaşılan Türkiye deprem risk haritasıyla birlikte, Türkiye'deki fay hatlarının neler olduğu ve hangi bölgelerden geçtiği merak ediliyor. Peki, Türkiye'deki fay hatları neler, Doğu Anadolu fay hattı nereden geçiyor? İşte Türkiye deprem risk haritası.
Türkiye deprem risk haritasıyla birlikte, Türkiye'de bulunan fay hatlarının nerelerde olduğu ve Doğu Anadolu fay hattının nereden geçtiği sorgulanıyor. Kahramanmaraş'ta meydana gelen 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlerin ardından vatandaşlar fay hattı bölgelerini araştırmaya başladı. İşte AFAD tarafından sunulan Türkiye deprem risk haritası.
DOĞU ANADOLU FAY HATTI NEDİR?
Doğu Anadolu Fay Hattı, Türkiye'nin doğusunda olan doğrultu atımlı bir fay hattıdır. Anadolu Levhası ile kuzeye doğru hareket eden Arap Levhası arasındaki dönüşüm tipi tektonik sınırı oluşturur. İki levhanın göreli hareketlerindeki fark, fay boyunca sol yanal harekette kendini gösterir. Doğu ve Kuzey Anadolu fayları, Avrasya Levhası ile devam eden çarpışma nedeniyle sıkıştırılan Anadolu Levhasının batıya doğru hareketini birlikte barındırır.
Doğu Anadolu Fayı, Ölü Deniz Çatlağı'nın kuzey ucundaki Maraş Üçlü Bitişmesi ile başlayıp Kuzey Anadolu Fayı ile birleştiği Karlıova Üçlü Bitişmesi'nde kuzeydoğu yönünde son bulur.
DOĞU ANADOLU FAY HATTI NEREDEN GEÇİYOR?
Doğu Anadolu Fay Hattı, Hatay, Osmaniye, Gaziantep, Kahramanmaraş, Adıyaman, Elazığ, Bingöl, Muş'a kadar devam ettikten sonra Erzincan'dan itibaren Kuzey Anadolu Fay Hattı ile birleşir.
TÜRKİYE DEPREM RİSK HARİTASI
AFAD tarafından paylaşılan bilgilere göre, Türkiye Deprem Tehlike Haritası yenilenerek, 18 Mart 2018 tarihli RG'de yayınlanmış, 1 Ocak 2019 tarihinde de yürürlüğe girmiştir.
Proje, Başkanlığımız tarafından yürütülmekte olan Ulusal Deprem Araştırma Programı (UDAP) kapsamında desteklenmiştir. Ayrıca, Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) tarafından da destek verilmiştir. Ayrıca "Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği" de aynı tarihli RG'de yayınlanmış olup, eş zamanlı olarak yürürlüğe girmiştir.
İşte riskli bölgelere göre Türkiye deprem tehlike sıralaması;
BİRİNCİ DERECE RİSKLİ BÖLGELER
İzmir, Balıkesir, Manisa, Muğla, Aydın, Denizli, Isparta, Uşak, Bursa, Bilecik Yalova, Sakarya, Düzce, Kocaeli, Kırşehir, Bolu, Karabük, Hatay, Bartın, Çankırı, Tokat, Amasya, Çanakkale, Erzincan, Tunceli, Bingöl ve Muş, Hakkari, Osmaniye, Kırıkkale ve Siirt.
İKİNCİ DERECE RİSKLİ BÖLGELER
Tekirdağ, İstanbul (1 ve 2. Bölge), Bitlis, Kahramanmaraş, Van, Adıyaman, Şırnak başta olmak üzere, Zonguldak, Tekirdağ, Afyon, Samsun, Antalya, Erzurum, Kars, Ardahan, Batman, Iğdır, Elazığ, Diyarbakır, Adana, Eskişehir, Malatya, Kütahya, Çankırı, Uşak, Ağrı ve Çorum.
ÜÇÜNCÜ DERECE RİSKLİ BÖLGELER
Eskişehir, Antalya, Tekirdağ, Edirne, Sinop, İstanbul, Kastamonu'yu, Ordu, Samsun, Giresun, Artvin, Şanlıurfa, Mardin, Kilis, Adana, Gaziantep'in de bazı bölgeleri ve Kahramanmaraş, Sivas, Gümüşhane, Bayburt, Kayseri, Yozgat, Çorum, Ankara, Konya, Mersin ve Nevşehir.
EN AZ RİSKLİ BÖLGELER
Türkiye Deprem Haritasına göre deprem riskinin en az olduğu dördüncü ve beşinci grupta yer alan iller ise Sinop, Giresun, Trabzon, Rize, Artvin, Kırklareli, Ankara, Edirne, Adana, Nevşehir, Niğde, Aksaray, Konya ve Karaman’dır.
MTA GÜNCEL DİRİ FAY HATTI HARİTASI İÇİN TIKLAYIN
---
#Deprem #Türkiyedekidepremler #depremler #depemlertarihi #Türkiyedekidepremlertarihi #depremtarihi #kahramanmaraşdepremi #Erzincandepremi #İzmirdepremi #Düzcedepremi #Müreftedepremi #Hakkaridepremi #Erzincandepremi #ErbaaNiksardepremi #KastamonuLadikdepremi #Bolu Gerededepremi #Bingöl Karlıova #Çankırı Kurşunludepremi #Bolu Abantdepremi #MuşVartodepremi #Mudurnudepremi #Gedizdepremi #VanÇaldırandepremi #Erzincandepremi #Gölcükdepremi #Düzcedepremi #Van depremleri #İzmirdepremi #SeferihisarDepremi #Bayraklıdepremi#KahramanmaraşDepremi #Türkiyedepremleri #depremtarihi #depremarşivi #depremtarihleri #depremaraştırma
---
[Türkiye’de Deprem Gerçeği ve TMMOB Makina Mühendisleri Odasının Önerileri Oda Raporu]
1900 SONRASI TÜRKİYE’DEKİ DEPREMLER
Türkiye en etkin deprem kuşaklarından biri üzerinde (Akdeniz-Alp-Himalaya) yer
almaktadır. Dünyadaki toplam depremlerin beşte birinin meydana geldiği bu kuşak,
birbirine karşıt olarak uzanan kırıkların oluşturduğu bir ağ görünümü ile
Türkiye’yi, Kuzey, Güney ve Batı’dan üç asli kırık sistemiyle kat etmekte, bu asli
sistemlere, yerel kırık zonları da eklenmektedir. Deprem haritası ve bu haritaya
esas sismisite verilerine göre, Türkiye topraklarının %93’ü deprem bölgeleri içinde
yer almaktadır. Öyle ki Türkiye’de yalnızca son 5,5 yılda irili ufaklı 50 bin 942;
yalnızca 2008 yılı içinde 11 bin 706; 1 Ocak 2009 – ile 31 Temmuz 2009 tarihleri
arasında ise 9.272 deprem yaşanmıştır.
Yeryüzünde 600 milyon insanın deprem açısından riskli bölgelerde yaşadığı tahmin
edilirken Türkiye nüfusunun % 98’i deprem tehdidi altında yaşamaktadır. Sanayi
kuruluşlarının % 98’i deprem bölgelerinde ve %73’ü de aktif fay zonları içinde yer
almaktadır. Aynı şekilde barajlarımızın %95’i bu tehlikeli topraklar üzerinde
bulunmaktadır.
Diğer yandan enerji santralleri ve deprem ilişkisi de ilginç sonuçlar üretmeye
adaydır. Yapılan bir araştırmaya göre, 1996 yılında enerji santrallerinin sayısı 124
iken, 122’si deprem riski taşıyordu ve 65 tanesi Birinci Derece Deprem Bölgesinde
yer alıyordu. Bugün ise özelleştirmeler sonucu yaklaşık olarak bin (1.000) enerji
santrali bulunmakta ve 419’u (% 41’i) Birinci Derece Deprem Bölgesinde yer
almaktadır. Bu durum söz konusu riskin büyüdüğü anlamına gelmektedir.
1900 yılından bugüne kadar belli başlı 180 büyük deprem yaşanmıştır. Aşağıda
1900 yılından 2006 yılı başına kadar Türkiye’de gerçekleşen depremlere ilişkin
bilgiler bulunmaktadır.*
* 2006 sonrasında can kaybı ve bina ağır hasarına yol açan büyük deprem olmamıştır.
[Türkiye’de Deprem Gerçeği ve TMMOB Makina Mühendisleri Odasının Önerileri Oda Raporu]
2
1900’den Bu Yana Yaşanan Başlıca Depremler
Yer Tarih Ağır Hasarlı Bina Can Kaybı
Kağızman 1900-07-12 2.000 140
Erzurum 1901-11-08 10.000
Çankırı 1902-03-09 3.000 4
Malazgirt 1903-04-28 4.500 2.626
Patnos 1903-04-28 12.000 3.560
Göle 1903-05-28 8.000 1.000
Zara 1905-02-10 1.500
Çemişgezek 1905-12-04 15
Mürefte 1912-08-09 5.540 216
Afyon-Bolvadin 1914-10-04 1.700 400
Tokat 1916-01-24 5.000 500
Soma 1919-11-18 16.000 3.000
Çaykara 1924-05-13 700 50
Pasinler 1924-09-13 4.300 310
Afyon-Dinar 1925-08-07 2.043 3
Milas 1926-02-08 598 2
Finike 1926-03-18 190 27
Kars 1926-10-22 1.100 355
İzmir-Torbalı 1928-03-31 2.100 50
Sivas-Suşehri 1929-05-18 1.357 64
Hakkari Sınırı 1930-05-06 3.000 2.514
Denizli-Çivril 1933-07-19 200 20
Bingöl 1934-12-15 200 12
Erdek 1935-01-04 600 5
Digor 1935-05-01 1.300 200
Kars-Kötek 1936-03-23 100
Kırşehir 1938-04-19 3.860 149
Kırşehir 1938-12-16 300
İzmir-Dikili 1939-09-22 1.235 60
Tercan 1939-11-21 500 43
[Türkiye’de Deprem Gerçeği ve TMMOB Makina Mühendisleri Odasının Önerileri Oda Raporu]
3
1900’den Bu Yana Yaşanan Başlıca Depremler (devamı)
Yer Tarih Ağır Hasarlı Bina Can Kaybı
Erzincan 1939-12-26 116.720 32.962
Niğde 1940-01-10 586 58
Kayseri-Develi 1940-02-20 530 37
Yozgat 1940-04-13 1250 20
Muğla 1941-05-23 500 2
Van-Erciş 1941-09-10 600 194
Erzincan 1941-11-12 500 15
Muğla 1941-12-13 400
Bigadiç-Sındırgı 1942-11-15 1.262 7
Osmancık 1942-11-21 448 7
Çorum 1942-12-02 300 26
Çorum 1942-12-11 816 25
Niksar-Erbaa 1942-12-20 32.000 3.000
Adapazarı-Hendek 1943-06-20 2.240 336
Tosya-Ladik 1943-11-26 25.000 2.824
Bolu-Gerede 1944-02-01 20.865 3.959
Düzce 1944-02-10 900
Mudurnu 1944-04-05 900 30
Gediz-Uşak 1944-06-25 3.476 21
Ayvalık-Edremit 1944-10-06 1.158 27
Adana-Ceyhan 1945-03-20 650 10
Van 1945-07-29 2.000 12
Van 1945-11-20 1.000
Denizli 1945-12-21 400 190
Kadınhan-Ilgın 1946-02-21 509 2
Varto-Hınıs 1946-05-31 1.986 839
Harmancık 1949-02-05 150
İzmir-Karaburun 1949-07-23 824 1
Karlıova 1949-08-17 3.000 450
Kığı 1950-02-04 100 20
[Türkiye’de Deprem Gerçeği ve TMMOB Makina Mühendisleri Odasının Önerileri Oda Raporu]
4
1900’den Bu Yana Yaşanan Başlıca Depremler (devamı)
Yer Tarih Ağır Hasarlı Bina Can Kaybı
İskenderun 1951-04-08 13 6
Kurşunlu 1951-08-13 3.354 52
Hasankale 1952-01-03 701 133
Misis 1952-10-22 511 10
Yenice-Gönen 1953-03-18 9.670 265
Karaburun 1953-05-02 73
Edirne 1953-06-18 323
Kurşunlu 1953-09-07 230 2
Aydın-Söke 1955-07-16 470 23
Eskişehir 1956-02-20 1.219 2
Fethiye 1957-04-25 3.100 67
Bolu-Abant 1957-05-26 4.201 52
Başköy 1957-07-07 300
Köyceğiz 1959-04-25 59
Hınıs 1959-10-25 300 18
Bitlis 1960-02-26 80
Germencik 1960-04-10 100
Tokat 1960-07-26 22
Marmaris 1961-05-23 61
Muş 1962-02-10 97
Iğdır 1962-09-04 1
Denizli 1963-03-11 54
Çınarcık-Yalova 1963-09-18 230 1
Denizli 1963-11-22 298
Siirt 1964-03-24 100 1
Malatya 1964-06-14 678 8
Denizli 1963-03-11 54
Çınarcık-Yalova 1963-09-18 230 1
Denizli 1963-11-22 298
Siirt 1964-03-24 100 1
[Türkiye’de Deprem Gerçeği ve TMMOB Makina Mühendisleri Odasının Önerileri Oda Raporu]
5
1900’den Bu Yana Yaşanan Başlıca Depremler (devamı)
Yer Tarih Ağır Hasarlı Bina Can Kaybı
Malatya 1964-06-14 678 8
Manyas 1964-10-06 5.398 23
Salihli 1965-03-02 150 12
Denizli-Honaz 1965-06-13 488 14
Karlıova 1965-08-31 1.500
Varto 1966-03-07 1.100 14
Adana-Bahçe 1966-04-07 100
Varto 1966-07-12 90 12
Varto 1966-08-19 20.007 2.394
Adana-Bahçe 1967-04-07 91
Adapazarı 1967-07-22 5.569 89
Pülümür 1967-07-26 1.282 97
Akyazı 1967-07-30 2
Amasra-Bartın 1968-09-03 2.073 29
Bingöl-Elazığ 1968-09-24 2
Fethiye 1969-01-14 42
Gönen 1969-03-03 20 1
Demirci 1969-03-23 1.100
Demirci 1969-03-25 1.826
Alaşehir 1969-03-28 4.372 41
Karaburun 1969-04-06 443
Gediz 1970-03-28 9.452 1.086
Çavdarhisar-Kütahya 1970-04-19 41
Demirci 1970-04-23 150
Gürün 1970-07-02 150 1
Burdur 1971-05-12 1.389 57
Bingöl 1971-05-22 5.617 878
Sarıkamış 1972-03-22 100
Ezine 1972-04-26 400
Van 1972-07-16 400 1
[Türkiye’de Deprem Gerçeği ve TMMOB Makina Mühendisleri Odasının Önerileri Oda Raporu]
6
1900’den Bu Yana Yaşanan Başlıca Depremler (devamı)
Yer Tarih Ağır Hasarlı Bina Can Kaybı
İzmir 1974-02-01 47 2
Gelibolu 1975-03-27 980 7
Lice 1975-09-06 8.149 2.385
Kars-Susuz 1976-03-25 762 2
Doğu Beyazıt 1976-04-02 236 5
Ardahan 1976-04-30 300 4
Denizli 1976-08-19 887 4
Çaldıran-Muradiye 1976-11-24 9.552 3.840
Lice 1977-03-25 210 8
Palu 1977-03-26 842 8
İzmir 1977-12-09 11
İzmir 1977-12-16 40
Foça 1979-06-14 22
Antakya 1981-06-30 2
Muş-Bulanık 1982-03-27 424
Biga 1983-07-05 85 3
Erzurum-Kars 1983-10-30 3.241 1.155
Erzurum-Balkaya 1984-09-18 187 3
Malatya-Sürgü 1986-05-05 824 8
Sürgü-Malatya 1986-06-06 1.174 1
Kars-Akyaka 1988-12-07 546 4
Erzincan-Tunceli 1992-03-13 6.702 653
Dinar 1995-10-01 4.909 94
Çorum-Amasya 1996-08-14 707
Çorum-Amasya 1996-08-14
Antakya 1997-01-22
Karlıova 1998-04-13 69
Adana-Ceyhan 1998-06-27 10.675
Kayseri 1998-12-14 45
Gölcük-Kocaeli 1999-08-17 66.441 17.408
[Türkiye’de Deprem Gerçeği ve TMMOB Makina Mühendisleri Odasının Önerileri Oda Raporu]
7
1900’den Bu Yana Yaşanan Başlıca Depremler (devamı)
Yer Tarih Ağır Hasarlı Bina Can Kaybı
Gölcük-Kocaeli 1999-09-13
Marmara Adası 1999-09-20
Düzce-Bolu 1999-11-12 15.389 845
Orta-Çankırı 2000-06-06 2.106
Uruş-Güdül 2000-08-22
Hendek-Akyazı 2000-09-23
Bolvadin-Afyon 2000-12-15 250 6
Sultandağı-Afyon 2002-02-03 4.401 42
Pülümür-Tunceli 2003-01-27 67 1
Merkez-Bingöl 2003-05-01 7.800 184
Urla-İzmir 2003-04-10
Bandırma-Balıkesir 2003-06-09
Doğanyol-Malatya 2003-07-13
Buldan-Denizli 2003-07-23
Buldan- Denizli 2003-07-26
Buldan- Denizli 2003-07-26
Buldan- Denizli 2003-07-26
Merkez-Adıyaman 2004-02-26
Merkez-Bingöl 2004-03-03
Aşkale-Erzurum 2004-03-25 1.212 10
Aşkale-Erzurum 2004-03-28
Doğubeyazıt-Ağrı 2004-07-02 531
Gökovakörfezi-Muğla 2004-08-04
Gökovakörfezi-Muğla 2004-08-04
00:00:00
Sivrice-Elazığ 2004-08-11
Ula-Muğla 2004-12-20
Merkez-Hakkari 2005-01-25 82 3
Karlıova-Bingöl 2005-03-12 760
Karlıova-Bingöl 2005-03-14
Bala-Ankara 2005-07-30
[Türkiye’de Deprem Gerçeği ve TMMOB Makina Mühendisleri Odasının Önerileri Oda Raporu]
8
1900’den Bu Yana Yaşanan Başlıca Depremler (devamı)
Yer Tarih Ağır Hasarlı Bina Can Kaybı
Urla-İzmir 2005-10-17 96
Urla-İzmir 2005-10-17
Seferihisar-İzmir 2005-10-20 100
Pötürge-Malatya 2005-11-26
Yedisu-Bingöl 2005-12-10
Toplam 554.365 92.463
Kaynak: T.C. Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü Deprem Araştırma
Dairesi Başkanlığı Sismoloji Şube Müdürlüğü
Bu verilere göre 1900–2009 yılları arasında Türkiye’de 223 büyük deprem
meydana gelmiştir. Bu depremlerde resmi verilere göre 86.000 insanımız hayatını
kaybetmiş, 549.000 yıkık veya ağır hasarlı konut tespit edilmiştir.* Güvenilir
kaynaklarca yukarıdaki 180 deprem incelenmiştir. Bu depremlerden 25’i ile ilgili
can kaybı ve ağır hasarlı bina verisi bulunmamaktadır. 180 depremin 70’inde can
kaybı yaşanmayan bina ağır hasarı oluşmuş; 3’ünde ise can kaybı yaşanmış, bina
ağır hasarı gerçekleşmemiştir. Diğer 155 depremden 12’si Cumhuriyet öncesi
dönemde (1900–1919) olmuş, bu depremlerde toplam 11 bin 446 kişi ölmüş, 69 bin
255 bina hasar görmüştür. Toplamda ise 1900’lerden bugüne dek yaşanan ve ağır
hasarlı bina ve can kaybı verileri bulunan 155 depremde 92 bin 463 kişi ölmüş, 554
bin 365 bina ağır hasar görmüştür.
Bu depremlerden gerek can kaybı gerekse ağır hasarlı bina açısından en büyük ikisi
1939 Erzincan depremi ile 1999 Gölcük merkezli Marmara depremidir. Erzincan
depreminde 116 bin 720 bina ağır hasar görmüş ve 32 bin 962 yurttaşımız
yaşamlarını kaybetmiştir. 1999 Marmara depreminde ise 112 bin 724’ü yıkık ve
ağır hasarlı olmak üzere toplam 376 bin 479 konut ve işyerinde hasar saptanmış ve
resmi rakamlara göre 17 bin 408 ve/veya 17 bin 480 yurttaşımız yaşamlarını
kaybetmiştir.
20. yüzyılda dünyada, 16’sı yüzyılın ilk yarısında olmak üzere gerçekleşen 31
büyük çaplı deprem arasında Türkiye’den Gölcük ve Erzincan Depremleri yer
almıştır. 20. yüzyılda dünyada yaşanan depremlerde toplam 1 milyon 548 bin 450
kişi ölmüştür.
[Türkiye’de Deprem Gerçeği ve TMMOB Makina Mühendisleri Odasının Önerileri Oda Raporu]
9
MARMARA DEPREMİ
17 Ağustos 1999’da merkez üssü Kocaeli/Gölcük olan ve Marmara depremi olarak
da anılan depremi yakın tarihimizdeki diğer depremlerden ayıran, yarattığı yıkımın
boyutları oldu. 7,8 şiddetinde gerçekleşen Marmara Depreminin etkileri esas olarak
Marmara Bölgesinde yaşandı ancak Ankara’dan İzmir’e kadar geniş bir alanda da
ciddi etkileri görüldü.
Resmi rakamlara göre bu depremde 17 bin 480 kişi öldü, 43 bin 953 kişi yaralandı
ve 505 kişi de sakat kaldı. 327 bin 871 konut, 48 bin 508 işyeri, toplamda 376 bin
479 konut ve işyeri hasar gördü*. 133 bin 683 bina çöktü, 600 bin kişi evsiz kaldı.
Resmi olmayan rakamlara göre ise, ölü sayısı 50 bin, yaralı sayısı 100 bine
yakındır.
Bu depremde yalnızca Gölcük ilçesi itibarıyla ise 5 bin 383 kişi ölmüştür. Bu,
Gölcük’te o tarihte yaşayan her 5 kişiden birinin öldüğü anlamına gelmektedir.
Marmara Depreminden geniş bir alan ve yoğunlukta yaklaşık 16 milyon insan
değişik düzeylerde etkilendi.
Marmara Depreminde illere göre saptanan ölü sayıları şöyledir.
İl Ölü Sayısı
Bolu 270
Bursa 268
Eskişehir 86
İstanbul 981
Kocaeli 9.477
Sakarya 3.891
Yalova 2.504
Zonguldak 3
Toplam 17.480
Depremden yaklaşık 3 ay sonra 12 Kasım 1999 tarihinde merkez üssü Düzce olan
7,5 şiddetinde bir depremin daha yaşandığı bölgede ikinci büyük deprem
sonucunda da 763 kişi yaşamını kaybetti.
* Kocaeli, Sakarya ve Yalova’da yapılan hasar tespitlerinin % 30’una konut ve işyeri sahibi
vatandaşlar tarafından itiraz edilmiş, itiraz kabulleri ise Kocaeli’nde % 86, Sakarya’da % 50,
Yalova’da % 42 oranında olmuştur. Zira hasar tespiti yapan 1.200 personelin tamamı konuyla
ilgili yeterli eğitimden geçmemiştir. Daha önemlisi hasar tespit kriterlerinin netlikle belirtilmemiş
olması da hasar tespitini sorunlu kılan bir faktör olmuştur.
[Türkiye’de Deprem Gerçeği ve TMMOB Makina Mühendisleri Odasının Önerileri Oda Raporu]
10
Toplam hasar gören 376 bin 479 konut ve işyeri içinde yıkık ya da ağır hasarlı
konut sayısı 112 bin 724, orta hasarlı konut sayısı 124 bin 131, az hasarlı konut
sayısı ise 139 bin 524’tür.
Buna karşın konut yapımında Kocaeli’nde 17 bin 348, Sakarya’da 7 bin 28,
Düzce’de 8 bin 4, Bolu’da bin 458, İstanbul’da bin 209, Yalova’da 5 bin 508,
Bursa’da 80 ve Eskişehir’de 30 olmak üzere toplam 40 bin 665 konut yapımı
planlanması ve nihai planda toplam 43 bin 53 konut yapılmış olması dikkat
çekicidir.
Bu konutların 2 bin 574’ünün hibe yoluyla, 12 bin 68’inin Dünya Bankasınca, 15
bin 502’sinin Avrupa Konseyi Kalkınma Bankası kredisiyle, 3 bin 50’sinin Avrupa
Yatırım Bankası kredisiyle, 7 bin 650’sinin bütçeye konulan ödenekle yapımı
planlanmıştır. Burada kamunun payının % 17 gibi düşük bir oranda kalması
düşündürücüdür.
Deprem Sonrası Yapılan Konut Sayıları ve Finansman Kaynakları
İLLER Hibe
Dünya
Bankası
(PUB)
Avrupa
Yatırım
Bankası
(PUB)
Bayındırlık
ve İskân
Bakanlığı
Avrupa
Konseyi
Kalkınma
Bankası
Toplam
Kocaeli 656 8.480 1.120 7.520 17.776
Sakarya 1.488 2.572 1.000 3.168 8.228
Düzce 1.004 466 7.000 8.470
Bolu 1.734 1.734
İstanbul 650 160 1.928
Yalova 358 5.118 5.476
TOPLAM 3.061 12.056 2.586 7.650 17.700 43.053
Kaynak: Afet İşleri Genel Müdürlüğü, Kriz Merkezi
Ayrıca depremzedelerden ev almak veya kendi arazisi üzerine konut yapmak
isteyenlere 6 milyar TL tutarında kredi verilmesi planlanmıştır. Ancak bunun konut
yapımında ciddi bir sayısal gösterge oluşturmayacağı bellidir. Şöyle ki
afetzedelerin kendi arsaları üzerinde bina bedelinin yarısı oranında kredi yardımı
alarak evlerini yapmaları yöntemi ile yaklaşık 8 bin konut yapılmıştır.
[Türkiye’de Deprem Gerçeği ve TMMOB Makina Mühendisleri Odasının Önerileri Oda Raporu]
11
Hak sahiplerinin ülkenin herhangi bir kentinde tamamlanmış konutlardan satın
almaları için kredi desteği sağlanması yönteminden de 6 bin kişi yararlanmıştır.
Deprem sonucu oluşan konut açığı ise halen sürmektedir. 2008 yılı itibarıyla 58
bin konut açığı bulunmaktadır.
Marmara Bölgesinde Konut Durumu
İLLER Yıkılan
Konut
Yapılan
Konut Konut Açığı
Sakarya 24.588 8.264 16.324
Kocaeli 34.275 17.860 16.415
Yalova 14.113 5.478 8.635
Düzce 24.588 8.756 15.832
Bolu 2.532 1.734 798
Toplam 91. 853 42.902 58.004
Kaynak: Afet İşleri Genel Müdürlüğü verileri
Yapılan konutların büyük bir kısmına depremzedeler yerleşmiş, fakat yer
seçiminde yapılan hatalar, yapılan konutların depremzede vatandaşların
ihtiyaçlarına uygun olmaması gibi nedenlerle bir kısım kalıcı konut boş durumda
kalmıştır. Bu durum afet yönetimi kapsamında yeniden inşa aşamasında da önemli
hatalar yapıldığını göstermektedir.
Böylesi büyük maddi-manevi yıkım ve kayıplara yol açan bu depremin vicdani ve
hukuki açıdan adil sonuçlara yol açacak şekilde soruşturulması ve sorumluların
hesap vermesi gerekmekteydi. Ancak geçen süre içinde, sorumluluk silsilesinin
belirsizliği, adli sistemin ve bilirkişilik kurumunun yetersizliği v.b. etkenler
çelişkili kararlar oluşmasına ve açılan davaların sonuçsuz kalmasına neden
olmuştur. Oysa bu süreçte asıl sorumlu olan kamu yöneticileri, birkaç örnek dışında
ciddi bir yargılamaya tabi tutulmamış, tutulamamıştır. Kamu görevleri yargılama
usulleri açısından izne tabi ve koruma altındadır. Bu nedenle açılan genel
sorumluluk davalarında genellikle yetkisizlik kararı verilebilmektedir.
Marmara Depreminden sonra inşaat hatalarından dolayı çöken binalarda oluşan
ölüm ve yaralanmalara sebebiyet vermekten dolayı binaların müteahhitlerine
yaklaşık 2.100 dava açıldı. Bu davalardan 1.800’ü Şartlı Salıverme Yasası ve
hukuki boşluklardan dolayı cezasız kalmıştır. Geriye kalan 300 davanın 110
kadarına ceza verilse de çoğu ertelenmiştir. Diğer davalar ise 16 Şubat 2007 günü
7,5 yıllık zaman aşımı sürelerini doldurmuş ve düşmüştür.
[Türkiye’de Deprem Gerçeği ve TMMOB Makina Mühendisleri Odasının Önerileri Oda Raporu]
12
Deprem sonrası açılan davaların bir kısmına örnek oluşturması bakımından
aşağıdaki bilgiler önem taşımaktadır.
• Düzce Ersoy Apartmanı: 36 kişi öldü, dava zaman aşımına uğradı.
• Düzce Ömür Hastanesi: 11 kişi öldü, dava zaman aşımına uğradı.
• Yalova Ceylankent Sitesi: 98 kişi öldü, 2 sanığa verilen hapis cezaları
ertelendi.
• Kocaeli Ubay Apartmanı: 58 kişi öldü, müteahhit hakkında verilen ceza
ertelendi.
• Yüksel Sitesi: 316 kişi öldü, 5 sanığa verilen çeşitli cezalar ertelendi.
• Can Göçer ve Zafer Çoşkun: Veli Göçer'in oğlu ile ortağı yakalanamadığı için
haklarındaki dava zaman aşımına girdi.
• Sakarya: 695 davadan sadece 5 kişiye ceza çıktı, diğer davalar zaman aşımına
uğradı.
• Kocaeli: 600 dava açıldı, 12 kişi 10’ar ay hapis cezası aldı. 6'sının cezası infaz
edildi, 6'sı için süre istendi.
• Yalova: 173 dava açıldı, hemen hemen tamamı sonuçlandı. Ceza aldığı bilinen
tek isim olan Göçer 18 yıl 9 ay hapse mahkûm edildi.
• Düzce: Yaklaşık 220 dava açıldığı sanılıyor. Yargılamalar sonucu hiç kimse
cezaevine girmedi.
Temyiz edilen bazı davalarda, suçun oluştuğu tarih olarak, depremin gerçekleştiği
değil, binanın yapıldığı tarih esas alındığı için “zaman aşımı” nedeniyle dava
sonuçları ortadan kaldırılmıştır. Fakat Yargıtay Ceza Daireleri Genel Kurulu suçun
oluştuğu süreyi depremin olduğu tarih olarak belirleyince zaman aşımı süresi 2007
Şubat ayına kadar uzamış, ama bu kez de davalar süresinde sonuçlanamayınca,
yargılananlar “zaman aşımı” dolayısıyla yine kurtulmuşlardır.
Davalara bütünsel olarak bakıldığında, yargıya intikal eden olay sayısının, toplam
hasarlı bina sayısının oldukça küçük bir kısmı olduğu anlaşılmaktadır. Birçok bina
için dava açılamamıştır. Bunun en önemli nedeni, birçok yerde enkazın yeterli
inceleme olanağı vermeyecek biçimde ortadan kaldırılmasıdır. Bir diğer neden de
birçok bina için dava açacak insanların bulunmaması ya da ortaya çıkamamasıdır.
Aynı zamanda açılan davalar içinde cezai hükümle sonuçlananların oranı da
oldukça düşük bulunmaktadır. Bu durumun en önemli nedenleri, mahkemelerin ve
[Türkiye’de Deprem Gerçeği ve TMMOB Makina Mühendisleri Odasının Önerileri Oda Raporu]
13
mahkeme bilirkişilerinin ihtisaslaşmamış olmasından kaynaklanan hatalı raporları,
yorumları ya da sorumluluk isnat edilen kişilerin somut olarak tanımlanamamalarıdır.
Sayıştay’ın “Bayındırlık ve İskân Bakanlığının Marmara ve Düzce Depremleri
Sonrası Faaliyetleri Hakkında Performans Denetim Raporu”na göre hasar tespit
çalışmaları için 1.200 teknik personel görevlendirilmiş ve 20 günde 334 bin konut
ve işyerinin hasar tespiti yapılmıştır. Yani bir görevli günde ortalama 14 bina hasar
tespiti yapmıştır.
İlk belirlemelere göre; konut ve işyerlerinin 77 bin 345’inin yıkık ya da ağır
hasarlı, 77 bin 169’unun orta hasarlı, 89 bin 872’sinin az hasarlı olduğu tespit
edilmiştir. Hasar tespitlerine itiraz için bir haftalık süre tanınmış ve 27.09.1999
tarihinde itirazlarla ilgili hasar tespit çalışmalarına başlanmıştır. Ancak 12.11.1999
tarihinde gerçekleşen Düzce depremi dolayısıyla itiraz süresi tüm illerde
07.12.1999 tarihine kadar uzatılmış, çalışmalar Yalova, Sakarya ve Kocaeli’nde
03.02.2000 tarihinde tamamlanmıştır. Bu üç ilde hasar tespit raporlarının yaklaşık
⅓’ine depremzedeler tarafından itiraz edilmiş ve itirazların Kocaeli'nde % 86’sı,
Sakarya’da % 50’si, Yalova’da % 42’si kabul edilmiştir.
Hasar Tespitlerine Yapılan İtirazlar
Sakarya Kocaeli Yalova
Hasar Tespiti Yapılan Bina ve İşyeri Sayısı 188.102 110.179 96.300
Hasar Tespitlerine Yapılan İtiraz Sayısı 39.500 38.300 25.200
Kabul Edilen İtiraz Sayısı 29.000 19.489 10.675
Kaynak: http://www.sayistay.gov.tr/rapor/perdenrap/2002/2002-3deprem/marmaradep.pdf
Hasar tespit çalışmalarının sonuçlarına karşı çok sayıda itiraz olması ve sonradan
bu itirazların büyük bir bölümünün ikinci incelemelerde haklı bulunması, ilk hasar
tespitlerinin sağlıklı yapılmadığını ve gerçekleri yansıtmadığını göstermektedir.
Hasar tespitleriyle ilgili bu sonucun ortaya çıkmasında hasar tespit çalışmalarına
katılan personelin büyük bir bölümünün deneyimli, eğitimli, belgelendirilmiş ve
ilgili meslek odalarının mesleki denetim sürecinden geçmiş olmaması ve hasar
tespit ölçütleri ile hasar tespit formlarının yeterli olmaması büyük rol oynamıştır.
İmalat sanayi ve ağır sanayi üretim tesisleri, petrol rafinerileri, kentsel alan ve
nüfus yoğunluklu bu bölgede, deprem olduktan sonra yaşanan hemen müdahale
edilememe durumu, depremin ilk anlarından itibaren yaşanan haberleşme, ulaşım,
[Türkiye’de Deprem Gerçeği ve TMMOB Makina Mühendisleri Odasının Önerileri Oda Raporu]
14
barınma ve yardım dağıtımı kaosu, kısaca afet yönetimi ve arama kurtarma
çalışmalarının yetersizlikleri, acı sonuçlara yol açmıştır. Depremin boyutunun
büyüklüğü ve bu çaptaki bir afete hazırlıklı olunmaması, can, mal kayıpları, hasar
tespiti sorunları ve diğer yakıcı büyük sonuçlara yol açmıştır.
Marmara Depremi, afetlere ilişkin yürürlükteki mevzuatın eksikliklerini ve
sorunları bir bütün olarak açığa çıkaran bir afet olma özelliği kazanmıştır.
Geçmişten bu yana, deprem ve afetler gerçekleştikten sonra gündeme gelen yara
sarmacı ve zararların asgari düzeyde giderilmesi için mevzuat düzenlemelerine
başvurulması yaklaşımı, Marmara Depremi’nde de izlenen yanlış bir yöntem
olmuştur.
Büyük Marmara Depreminin insani, sosyal, hukuki sonuçları ve hasar tespitleri ile
ilgili yaptığımız değerlendirmeler ve aktardığımız verilerden sonra depremin
yarattığı ekonomik tahribata dair de bir değerlendirme yapmak gerekir. Bu, bundan
sonraki depremlerde yaşanacak insani, sosyal, ekonomik tahribatları minimuma
indirmek için son derece önemli ve gereklidir.
Marmara Depreminin Ülke Ekonomisine Etkisi
Marmara Depremi gerek nüfus yoğunluğu gerekse üretim hareketlilikleri
bakımından Türkiye’nin çok önemli bir hattında etkili oldu. Depremi içine alan
Yalova, Kocaeli, Sakarya, İstanbul, Düzce, Bolu, Bursa ve Eskişehir illeri Türkiye
nüfusunun yaklaşık % 23’ünü kapsamıştır. Bu illerin Gayri Safi Milli Hasıla
(GSMH) içindeki payı da % 35’ti. Depremin en fazla tahribatta bulunduğu Kocaeli,
Sakarya ve Yalova’nın GSMH içindeki payı ise % 7 seviyesinde idi. İçinde petrol
rafinerileri, petrokimya tesisleri, tekstil hammadde üretimi, motorlu kara taşıtları
yapımı, lastik sanayi ve metal ana sanayi tesisleri gibi birçok ağır iş kolunu
bulunduran bölgenin bir diğer önemi de diğer sektörler için ara malları üreten
tesisleri de barındırmasıydı.
Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) 1999 Marmara Depreminin
ekonomi üzerindeki etkilerine dair yürüttüğü çalışmada depremin etkileri,
doğrudan maliyetler, dolaylı maliyetler ve ikincil maliyetler olarak
sınıflandırılmıştır. Doğrudan maliyetler; sermaye mallarına ve stoklara depremin
etkisini gösterirken, dolaylı maliyetler, üretim ve gelir kayıplarının yanında acil
yardım harcamalarını da içermektedir. İkincil etkiler ise depremin kısa ve uzun
dönemde ekonominin genelindeki, örneğin mali politikalar ve ödemeler bilançosu,
enflasyon, işsizlik gibi göstergeler üzerindeki etkilerini yansıtmaktadır.
TÜSİAD, DPT ve Dünya Bankası tarafından hazırlanan çeşitli çalışmalarda
Marmara Depreminin ekonomik sonuçlarına dair birbirine yakın rakamlar
verilmektedir. Örneğin toplam maliyet TÜSİAD’a göre 17 milyar dolar, DPT’ye
[Türkiye’de Deprem Gerçeği ve TMMOB Makina Mühendisleri Odasının Önerileri Oda Raporu]
15
göre 15–19 milyar dolar, Dünya Bankası’na göre 12–17 milyar dolardır. Bu
verilere ilişkin ayrıntılı rakamlar aşağıdaki tabloda görülmektedir.
Marmara Depreminin Maliyetleri (Milyar Dolar)
MALİYETLER TÜSİAD DPT DB
Doğrudan Maliyetler 10 6,6-10,6 3,1- 6,5
Konutlar 4 3,5- 5 1,1- 3
Şirketler 4,5 2,5- 4,5 1,1- 2,6
Altyapı 1,5 0,5-1 0,9
Dolaylı Maliyetler 2,8 2- 2,5 1,8 – 2,6
Katma Değer Kaybı 2 2- 2,5 1,2- 2
Acil Yardım Harcamaları 0,8 - 0,6
Toplam Hasar Kaybı (Yuvarlatılmış) 13 9-13 5-9
İkincil Etkiler
Genel Değer Kaybı 2 - 3
Mali Maliyetler 2 5,9 3,6- 4,6
Kaynak: OECD, Economic Effects of the 1999 Turkish Earthquakes:
An Interim Report, Economics Department Working Papers No. 247, 2000, p.37.
Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) açısından bakıldığında ise zarar TÜSİAD’a
göre GSYİH’nin % 9’u, DPT’ye göre % 8–10’u, Dünya Bankası’na göre % 6,3–
9’u oranında olmuştur.
Büyük Çaplı Bir Marmara Depreminin Yaratacağı Olası Ekonomik,
Sosyal Tahribat
Marmara Denizindeki olası en az 7 büyüklüğündeki bir depremden etkilenmesi
beklenen ve sanayinin kalbinin attığı İstanbul, Bursa, Kocaeli ve Sakarya’da, ciddi
ve güvenilir envanter bulunmaması nedeniyle bu afetten sanayinin ne kadarının,
hangi oranda etkilenebileceği tam olarak saptanamasa da bununla ilgili yapılmış
araştırmalar mevcuttur ve elimizdeki veriler itibarıyla bir takım sonuçlara ulaşmak
olanaklıdır.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA)
tarafından yapılan çalışmalarda büyüklüğü 7,5 ve 7,7 olan iki ayrı deprem
senaryosuna göre oluşacak muhtemel kayıp ve hasar durumu şu şekildedir (*):
• 50 bin ile 60 bin arasında ağır hasarlı bina
• 500 bin ile 600 bin arasında evsiz aile
• 70 bin ile 90 bin civarında ölü
[Türkiye’de Deprem Gerçeği ve TMMOB Makina Mühendisleri Odasının Önerileri Oda Raporu]
16
• 120 bin ile 130 bin civarında ağır yaralı
• 400 bin civarında hafif yaralı
• Bin ile 2 bin noktada su sızıntısı
• 30 bin doğalgaz servis kutusunda gaz çıkışı
• 140 milyon ton enkaz
• 1 milyon kişi için kurtarma operasyonu
• 330 bin çadır
• 50 milyar dolar civarında maddi kayıp1
2006 yılı verilerine göre kamu ekonomisine kaynak sağlayan her 100 TL’den 53,7
TL’si yukarıda belirtilen 4 il tarafından karşılanmaktadır. Ayrıca ülkemizin nüfus
ağırlığı olarak en büyük sanayi, ticaret ve turizm faaliyetleri anlamında motor gücü
diyebileceğimiz ili olan İstanbul’un, depremden etkilenme riski olan bölgelerin
başında ve birinci ve ikinci derece deprem tehlikesi içeren bir alanda olduğunu
düşündüğümüzde, kaybın ne kadar büyük olacağını kestirmek çok zor değildir.
Dış Ticaret Müsteşarlığı verilerine göre bu 4 ilin toplam ihracatı 2006 yılı
verilerine göre 53 milyar 174 milyon doları buluyor. Bu rakam aynı zamanda
Türkiye’nin toplam ihracatının % 72,3’üne denk gelmektedir. Bu, olası bir
Marmara depreminde yaşanabilecek kayıplar konusunda oldukça fikir vermektedir.
Bu bölge içerisindeki sanayi kuruluşlarının bir depremde hasar görmesi ile ortaya
çıkacak olan sanayi üretiminin durması, işsizlik, yoksulluk gibi önemli sorunlarla
birlikte ciddi bir çevre kirliliği de yaşanacaktır. Marmara’da bir deprem durumunda
sanayinin insan sağlığına zararlı hangi maddeleri hangi oranda çevreye salacağı
hâlâ bilinmemektedir. Sanayi ve yerleşimin iç içe geçtiğini düşündüğümüzde tablo
daha da karanlıklaşmaktadır.
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’nün
raporlarına göre İstanbul’da toplam 35–40 bin binanın tamamen, 70 bin binanın
ağır, 200 bin binanın da orta derecede hasar göreceği öngörülüyor. Bu kapsamda,
sadece İstanbul'da kayıpların 11 milyar dolarlık kısmının yalnızca bina hasarlarına
bağlı olacağı tahmin edilmektedir.
Bu noktada depreme karşı alınan önlemler konusu son derece önem taşımaktadır.
(*) T.C. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı Deprem Dairesi Başkanlığı,
Deprem Riskinin Araştırılarak Deprem Yönetiminde Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi
Meclis Araştırma Komisyonu Raporu
[Türkiye’de Deprem Gerçeği ve TMMOB Makina Mühendisleri Odasının Önerileri Oda Raporu]
17
DEPREME KARŞI ALINAN ÖNLEMLER VE MEVCUT DURUM
Genel Durum
Depremlerin de içinde yer aldığı afetler hidrometrik (sel, fırtına, kuraklık, sıcaklık
veya soğuk hava), jeolojik (deprem, yanardağ patlaması, heyelan, deniz dalgası,
tsunami), çevre ve teknolojik etkenler (orman yangını, tanker veya sanayi kazaları)
veya iklim değişikliği (ozon tabakası incelmesi, sera etkisi) niteliğini taşıyabilirler.
Afet ve özel olarak depremlerin etkilerinin eskiye oranla daha şiddetli hissedilmesi
artan nüfus yoğunluğu, sanayileşme ve kentleşme ile yakından ilgilidir.
Bu alanda karşılaşılan sorunların temel nedeni, yıllardır uygulanan siyasi ve
ekonomik rant amaçlı, hatalı ve denetimsiz yapılaşma politikalarıdır. Bu nedenle
planlı, güvenlikli ve çağdaş kentleşmeyi yaratacak ve depremlerde yıkımı en aza
indirecek düzenlemeler gündeme gelmemektedir.
7. Beş Yıllık Kalkınma Planından beri kamusal hizmetlerde olduğu gibi afetlerle
ilgili yasa ve mevzuatlara ilişkin yaklaşımlarda da özelleştirme ve piyasaya
açılmacılık egemen kılınmıştır. 1999 Marmara depremi sonrası Dünya Bankası’nın
dayattığı zorunlu deprem sigortası da bu temelde gündeme gelmiş ve etkisiz
kalmıştır.
17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 Marmara depremleri ile 2003 Bingöl ve diğer
depremlerin ivedilikle gerektirdiği dersler çıkarılmamış, mühendislik önlemlerini
içeren “afet yönetimi” çalışmaları yürütülmemiş, Deprem Şurası, Ulusal Deprem
Konseyi oluşumu v.b. girişimlerin hakkı verilmemiştir.
2000 yılında bir Başbakanlık Genelgesiyle oluşturulan Ulusal Deprem Konseyi,
Türkiye'de bir Ulusal Deprem Stratejisi geliştirilmesi gerekliliğini belirtmiş ve
“Deprem Zararlarını Azaltma Ulusal Stratejisi” raporunda şu saptamaları dile
getirmiştir: “Deprem ve afetlerle ilgili olarak yürürlükte bulunan mevzuatın
bütünlük ve tutarlık gösteren bir politika ya da strateji oluşturmadığı bir gerçektir.
Ayrıca, bunları yürütmekle yükümlü organ ve kurumların da bir sistem oluşturmak
şöyle dursun, kimi durumlarda karşıt işleyişler gösteren çok başlı bir yapılanma
gösterdiği, üzerinde görüş birliği bulunan bir olgudur. Bu nedenlerle, mevcut
sistemde yapılacak iyileştirmelerin, başvurulacak yeni düzenleme alanlarının,
yasal önlem ve kurumlaşmaların neler olması gerektiği ve bunların hangi
kuruluşlarca nasıl yerine getirileceğinin bilimsel açıdan belirlenmesi bir temel
ödev olarak durmaktadır.” Bu yaşamsal saptamalarda bulunan Konseyin kaderi ise
son derece trajik olmuş ve 2007 başında hiçbir gerekçe açıklanmaksızın
feshedilmiştir.
1999 Marmara Depremi sonrasında kurulan TBMM Araştırma Komisyonu
Raporunda söylenenler anlamlıdır. Denilmiştir ki: “Yeni bir deprem politikası
[Türkiye’de Deprem Gerçeği ve TMMOB Makina Mühendisleri Odasının Önerileri Oda Raporu]
18
oluşturulmalı devlet politikası olarak uygulanmalıdır... Gecekondulaşma, kaçak
yapılaşmayı teşvik eden imar affı politikasından kesinlikle vazgeçilmelidir. Planlama
ve yapı sektöründe görev alan meslek dallarının uzmanlık alanlarının yetki ve
sorumluluklarını belirleyen meslek yasaları çıkarılmalıdır. Bu yasalarda meslek
odalarına üyelerini denetleme yetkisi verilmelidir. Gereği yerine getirilmezse odalar
da sorumlu tutulmalıdır.”
İTÜ’nün 31 Aralık 1999 tarihli bir değerlendirme raporunda da olası afetler için
kentlerin imar planı yapılırken acil durum istasyonları ve ulaşım ağının belirlenmesi,
doğal afetlerin yaratacağı zararlara karşı okullar ve hastaneler öncelikli olmak üzere
durumlarının denetlenmesi, acil boşaltma durumları için yapıların yanlarında boş
yeşil alan bırakılması gibi önerilere yer verilmiş; olası bir gaz sızıntısı durumunda
aydınlatma için yakılacak bir kibritle ne tür durumlara yol açılabileceğine işaret
edilmiş; başta telekomünikasyon olmak üzere tüm kent altyapı yatırımlarının
depreme ve diğer doğal afetlere karşı dirençlerinin araştırılması, uydu aracılığıyla
iletişim sağlanabilecek bir donanıma kavuşturulması gereğine dikkat çekilmiştir.
Raporda üzerinde durulan önemli bir nokta da, öncelikle kamu yapılarında olmak
üzere, yıkım öncesi ve sonrasında kaçış, çıkış nokta ve yollarının belirlenmesi
gereğidir.
Ancak depremin üzerinden tam 10 yıl geçmesine karşın toplumsal hafıza zayıflığı ve
yaşanan felaketlerden gerekli derslerin alınmamış olması aynı sorunları yıllar sonra
tekrar tekrar tartışmamıza neden olmaktadır.
1999 yılında deprem sonrasında TBMM’de gündeme gelen bazı mevzuat
değişiklikleri bile hâlâ komisyonlarda bekler durumdadır. Diğer yandan 1999
Marmara Depremi sonrasında 38 Yasa ve Kanun Hükmünde Kararname, 28
Kararname, 6 Yönetmelik, 17 Tebliğ ve 9 genelge yürürlüğe girdiği de
belirtilmektedir. Ancak bunların büyük bir kısmı için, afetlerin sonuçlarına yönelik
düzenleyici önlemler diyebiliriz.
“Deprem Bölgelerinde Yapılacak Binalar Hakkında Yönetmelik” ise 06.03.2007
tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve 03.05.2007 tarihli Resmi
Gazete’de yayımlanan “Deprem Bölgelerinde Yapılacak Binalar Hakkında
Yönetmelikte Yapılacak Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmelik” ile de bir
değişikliğe gidilmiştir. Ayrıca 2010–2014 arasında bu yönetmelikte yeni revizyon
çalışmaları yapılması da planlanmaktadır.
Depremlerle ilgili önemli bir sorun da, mühendislik hizmeti görmüş binalar için
hazırlanan formların kullanılmaması ve daha basit ve kırsal binalar için hazırlanan
formların kullanılmasıdır. Daha önce bu raporun Marmara Depremi bölümünde
değinilen hasar tespiti kaynaklı hukuki karmaşanın temelinde bu sorun da
bulunmaktadır.
[Türkiye’de Deprem Gerçeği ve TMMOB Makina Mühendisleri Odasının Önerileri Oda Raporu]
19
Diğer yandan “Mevcut yapı stokunun büyük bir bölümünün, fen ve sanat
kurallarına, yasa ve yönetmelik hükümlerine uygun olarak yapılmadığı,
mühendislik hizmetlerinin bulunmadığı, kaçak ruhsatsız ve ruhsata aykırı yapıların
bulunduğu, yaşadığımız doğal afetlerin sonuçlarından anlaşılmaktadır. Bu
nedenlerle mevcut yapıların büyük bir bölümü doğal afetlere karşı güvenli
bulunmamaktadır” gibi son derece önemli saptamalar bizzat ilgili Bakanlık
tarafından yapılan çalışmalarda belirtilmektedir.
Ancak konu “yapılması gerekenlere” gelince, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Strateji
Geliştirme Başkanlığınca hazırlıkları yapılan 2010–2014 yıllarını kapsayacak olan
Stratejik Plan kapsamındaki “Stratejik Yönetim Projesi Süreç Raporu”nda kritik bir
yanlışa düşülmektedir. Raporda önce, “Geçmiş depremlerde mevcut bina stoğunun
önemli bir kısmının deprem güvenliğinin yetersiz olduğu ortaya çıkmıştır” denilmekte
ama hemen ardından “Çok sayıda binanın detaylı mühendislik hesapları ile deprem
güvenliğini belirlemek hem insan kaynağı hem de finansal açıdan mümkün değildir.
Bu nedenle alternatif bir yola ihtiyaç vardır. Bu proje kapsamında mevcut yapı
stoğundaki riski yüksek binaların detaylı mühendislik hesapları kullanılmadan hızlı
bir biçimde belirlenebilmesi için hızlı değerlendirme yöntemleri geliştirilmesi
planlanmaktadır” denilmektedir.
TMMOB Makina Mühendisleri Odası, bu yaklaşımın bilimsel teknik gereklilikler
açısından kabul edilemez bir yönelim olduğunu ve mühendisliğin kamusal hizmetten
tasfiyesini öngördüğünü bu rapor aracılığıyla kamuoyu ile paylaşır.
“İnsan kaynağı” gerekçesindeki mühendislik faktörü, işsiz mühendisler ordusu ve
mesleği dışında iş yapmak zorunda kalan mühendislerin çok sayıda olduğu gerçeği
atlanarak değerlendirilmektedir. Diğer yandan mühendislik ve detaylı mühendislik
hesapları gereklerinin bir “maliyet” veya “finansal” bir sorun olarak görülmesi,
toplumun can ve mal güvenliğinin bilimsel teknik gereklilikler dışında ele alınmak
istendiği sonucunu verecektir. Bu durum, kamusal denetim alanının bizzat kamu
tarafından mühendislerin dışlanması yoluyla zayıflatılmasına yol açacaktır. Açık ki
bu durum deprem güvenliği çalışmalarını sekteye uğratacak, hasar tespiti
çalışmalarında düşülen yanlışlar yinelenecek ve yapıların güvenliğini oluşturma,
iyileştirme ve deprem süreçlerinde yine aciz durumda kalınmasına neden olacaktır.
Oysa depremle ilgili sorunlar ve yapı güvenliğinin sağlanması, jeoloji, jeofizik, şehir
planlaması, inşaat, mimarlık, elektrik ve makina mühendisliği disiplinleri ile birinci
dereceden bağlantılıdır. Mühendislik, mimarlık gerekleri ve meslek odalarının yapı
denetimi ve güvenliği alanına bizzat kamu tarafından öncelikli olarak dahil edilip
edilmemesi, deprem sorununa yaklaşımda temel bir sorun olarak varlığını
koruyacaktır.
[Türkiye’de Deprem Gerçeği ve TMMOB Makina Mühendisleri Odasının Önerileri Oda Raporu]
20
Yapı Denetimi”nin Önemi ve Durumu
İnşaat Mühendisleri Odası’nın “Türkiye’de Konut Sorunu ve Konut İhtiyacı
Raporu”nda, TÜİK verilerine göre Türkiye’de 15 milyon civarında yapı stoku
bulunduğu ve bu stokun % 55’inin ruhsatsız ve kaçak, % 60’ının 20 yaş üzeri
konutlardan oluştuğu ve % 40’ının depreme karşı güçlendirilmesi gerektiği
belirtilmektedir. Diğer yandan gerek yasal düzenlemelerin eksikliği, gerekse
denetimlerdeki boşluklar, sağlıksız yerleşim alanlarının önünü açmakta ve bu noktada
“yapı denetimi” konusu birinci dereceden önem taşımaktadır.
Diğer yandan makina mühendisliği disiplini açısından çok önemli bir konuyu
oluşturan, depremlerde oluşan kayıpların % 80’e varan kısmının taşıyıcı sistemlerin
gördüğü zarara bağlı olarak tesisatlarda oluşan hasarlar nedeniyle meydana
gelmesidir. Oysa uzmanların görüşüne göre bir yapının taşıyıcı sisteminin maliyetinin
toplam yapı maliyeti içindeki payı % 35’i geçmemektedir. Bu durum, konunun bir
rant – kâr alanı haline çevrildiğini göstermektedir.
1999 Marmara depremi sonrasında “güvenli yapılaşma” adına getirilen “yapı
denetimi” düzenlemeleri ise sorunları çözememiş hatta yeni kargaşa yaratmış;
denetimsiz yapılaşmayı teşvik eden, kamusal denetim alanını ticarileştirerek
özelleştiren, katılımcılığı reddeden, meslek odalarının önerilerine kapılarını kapatan
bir anlayış tercih edilmiştir.
Bu nedenle depremle ilgili en önemli yasal düzenlemelerden biri olan 4708 sayılı
Yapı Denetim Yasası’nda ciddi eksik ve yanlışlar bulunmaktadır. 17 Ağustos 1999
depremi ardından gündeme gelen 595 sayılı KHK’nin Anayasa Mahkemesi’nce
iptali üzerine yine aynı anlayışla hazırlanan 4708 sayılı Yasanın sonuçları 2003
Mayıs’ında Bingöl depreminde bir kez daha ortaya çıkmıştır. Odamız ve
TMMOB’nin tüm uyarılarına rağmen bu yasanın kapsamına birinci derece deprem
bölgesindeki birçok ilimiz ısrarla alınmamıştır.
Yasada yapı denetimi tam anlamıyla bir piyasa faaliyeti olarak görülmüş ve
kamusal denetim dışlanmıştır. “Türkiye Deprem Haritası”na göre 50 il, “Birinci
Dereceden Deprem Bölgesi” içinde yer almaktadır.* Fakat yasa milli gelirden % 67
* Türkiye Deprem Haritasına göre il sınırlarının tamamı Birinci Derecede Deprem Bölgesi
içinde yer alan 20 il: Amasya, Aydın, Balıkesir, Bartın, Bingöl, Bolu, Denizli, Düzce, Hakkari,
Hatay, İzmir, Kastamonu, Kırşehir, Kütahya, Manisa, Muğla, Muş, Sakarya, Tunceli, Yalova.
İl sınırlarının bir kısmı Birinci Derecede Deprem Bölgesi içinde yer alan 35 il: Adıyaman,
Afyon, Ağrı, Ankara, Antalya, Batman, Bayburt, Bilecik, Bitlis, Burdur, Bursa, Çanakkale,
Çankırı, Çorum, Erzincan, Erzurum, Gümüşhane, Isparta, İstanbul, Kahramanmaraş, Karabük,
Kırıkkale, Kocaeli, Konya, Malatya, Ordu, Osmaniye, Samsun, Sivas, Şırnak, Tekirdağ, Tokat,
Uşak, Van, Zonguldak.
[Türkiye’de Deprem Gerçeği ve TMMOB Makina Mühendisleri Odasının Önerileri Oda Raporu]
21
gibi en yüksek pay alan 19 ili kapsamış, yapı denetimini ticarileştirme
/özelleştirmeye en uygun iller seçilmiştir.** 35’i “Birinci Dereceden Deprem
Bölgesi” içinde yer alan diğer 62 ilimiz ise yapı denetimi ve depremler açısından
üvey evlat/kent konumundadır. Önemli depremler yaşayan birçok ilimiz yapı
denetimi dışında tutulmuştur.
Üstelik yasa, yapıları yalnızca bina taşıyıcı sistemlerden ibaret görmektedir. Oysa
Marmara Depremi sonrası yapılan incelemeler, oluşan kayıpların % 80’e varan
kısmının, taşıyıcı sistemlerin gördüğü zarara bağlı olarak tesisatlarda oluşan hasarlar
nedeniyle meydana geldiğini göstermiştir.
Diğer yandan “yapı denetimi”nin anahtarı “mesleki denetim”, onun olmazsa olmaz
koşulu da “Uzmanlık ve Belgelendirme”dir. Yapı Denetiminin kamusal bir denetim
alanı olduğu asla unutulmamalıdır. Yapı Denetim Yasasının bu yönüyle de ciddi
eksikleri vardır ve yasanın yeniden ele alınması gerekliliği kamuoyunun
gündemindedir.
Depremini Bekleyen İstanbul’da “Yapı Denetimi”nin Durumu İçler Acısı
Yapıların % 70’inin kaçak ve ruhsatsız olduğu olası bir İstanbul depremi için
uzmanlar, 10 bin civarında binanın tamamen çökeceğini, 50-60 bin binanın (yani
yüz binlerce konutun) ağır hasar göreceğini, 40-50 bin kişinin öleceğini; kent
altyapısının tahrip olacağını ve ekonomik kaybın 20 milyar dolar civarında
olacağını belirtmektedirler. Ancak bu risk ve kayıpların niteliksiz yapılaşmanın
hızla sürmesi ile arttığı da gözetilmelidir.
Prof. Dr. Naci Görür, Prof. Dr. Celal Şengör, Prof. Dr. Okan Tüysüz ve Prof. Dr.
Haluk Eyidoğan'dan oluşan İstanbul Teknik Üniversitesi Deprem Bilgilendirme
Grubu'nun (İTÜ-DEPBİL) araştırmasına göre Marmara Denizi’nde kırılmamış 160
kilometrelik fay olduğu ve bunun tek bir seferde kırılması halinde 7,6
büyüklüğünde deprem üreteceği ifade edilmiştir.
Bu gerçek göz önüne alınarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Ortadoğu Teknik
Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Yıldız Teknik
Üniversitesi işbirliği ile İstanbul Deprem Master Planı adlı bir çalışma
yürütülmüştür. Master Plan kendisini; “İstanbul’daki mevcut yapıların
güvenliklerinin incelenmesi, yeterli güvenliğe sahip olmayan yapılar için teknik
** Bu iller Adana, Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bolu, Bursa, Çanakkale, Denizli, Düzce,
Eskişehir, Gaziantep, Hatay, İstanbul, İzmir, Kocaeli, Sakarya, Tekirdağ ve Yalova’dır.
[Türkiye’de Deprem Gerçeği ve TMMOB Makina Mühendisleri Odasının Önerileri Oda Raporu]
22
hukuki, -sosyal ve mali açılardan uygunluk arz eden gerekli güçlendirme ilkelerinin
belirlenmesi, ek olarak diğer teknik, sosyal, idari, hukuki ve mali önlemlerin de
belirlenmesini amaçlamayan bir yol haritası” olarak tanımlamıştır.
Master Plan’ın gelişim evresi depremle ilgili ülkemizdeki diğer tüm hazırlıklar gibi
baştan sona sıkıntılı gitmiştir. Projenin başlangıcında, ön etüdün maliyeti 400
milyon dolar, genel çalışma ise 5 milyar dolara mal olacağı ifade edilmiştir.
Çalışma için amaca yönelik yetiştirilmiş en az 400 mühendis ve sayısı duruma göre
değişecek teknik eleman çalışması tasarlanmış, projenin minimum bitiş süresi de 5
yıl olarak saptanmıştır.
Ancak öğretim görevlilerinin itirazlarına rağmen plandan tavizler verilmeye
başlanmıştır. Zamanın ve kaynağın kısıtlı olmasından kaynaklı, planın üstünde çok
fazla oynama yapılmıştır. Uzmanlar İstanbul’daki yapıların tümünün incelenmesi
gerektiğini ısrarla vurgularken, her yapının tek tek incelenmesini mümkün
görmeyen idari yönetimler çağ dışı bir şekilde yalnızca Zeytinburnu’nun pilot
bölge seçildiği, bu bölgedeki yapıların değerlendirmesinin yapılıp o piksel içindeki
tüm yapılar için risk değerlendirmesinde esas veri kabul edilmesi gibi bir yaklaşım
tercih edilmiştir. Var olan durumda plan Marmara Depremi’nden etkilenmesi olası
yapıların % 90’ını kapsamayan bir duruma gelmiştir ve akıbeti meçhuldür.
Olası Marmara depremi riskinin giderek arttığı kamuoyunca bilinmektedir. Buna
karşın deprem bölgelerindeki okullar, hastaneler ve diğer kamu yapıları bilimsel
olarak incelenmemiş, kentsel yaşamda rant olgusu, can ve mal güvenliği kaygısının
önüne geçmiştir. Milyonlarca insanın kaderiyle baş başa bırakılmış olması
düşündürücüdür. Öncelikli olarak yapılması gereken, ciddi risk azaltma önlem ve
uygulamalarıdır.
Deprem Bölgesindeki Sanayi Tesisleri, Enerji ve Yakıt Hatları Kentleri
Patlamaya Açık Birer Bomba Durumuna Getiriyor
Deprem bölgesinde yerleşim alanlarında, I. ve II. Sınıf Gayri Sıhhi Müesseseler
kapsamında yer alan Sanayi Tesisleri ve bunlarla iç içe geçmiş bulunan NATO
Boru Hatları, Doğal Gaz Boru Hatları, LPG Boru Hatları, yerleşim alanları
içerisinde hiçbir standarda bağlı olmaksızın kurulan ve işletilen Akaryakıt
İstasyonları, Tüp Gaz Satış Bayileri, v.b. bir arada bulunmaktadır. Tüm bunların
taşımakta olduğu yangın ve endüstri kazaları olasılıkları ile bu alt yapı tesislerinin
yer aldığı bölgelerin taşıdığı deprem riskleri, kentleri patlamaya hazır birer bomba
haline getirmekte ve yaşam güvenliğini ortadan kaldırmaktadır.
Marmara Boğazları başta olmak üzere Karadeniz, Marmara ve Ege Denizleri ile
Körfezlerindeki uluslararası deniz trafiğinin taşıdığı kaza, yangın v.b. riskler
yanında bu denizlere kontrolsüzce boşaltılan atıklar, kıyılarda yer alan sanayi
[Türkiye’de Deprem Gerçeği ve TMMOB Makina Mühendisleri Odasının Önerileri Oda Raporu]
23
kuruluşları ve petrol türevleri ile kimyevi madde depoları ve bunlara ait işleme–
üretme tesisleri, limanlar, deniz altında inşa edilmiş olan yakıt platformları ve boru
hatları da önemli birer risk faktörü oluşturmaktadır.
Aynı şekilde sanayi kuruluşları tarafından eşgüdümsüz ve bütüncül bir yönetim
modeline bağlı olmaksızın gerçekleştirilen deniz dolguları ve tehlikeli madde
transferine yönelik özel iskeleler; bunların yakın çevresinde yer alan yerleşim
alanları ve doğal alanlar açısından çevre kirliliği, can güvenliği, insan ve diğer
canlı türleri için pek çok risk oluşturmaktadır.
Bu tür sanayi–depolama–liman v.b. tesisler, alt yapı tesisleri ile ulaşım hatlarının
yer aldığı bölgelerin deprem açısından da risk taşıyor olması ve pek çoğunun fay
hatları üzerinde bulunması tehlikenin boyutlarını artırmaktadır. Ancak 17 Ağustos
Marmara Depreminin ardından depremin etkisi ile İzmit Körfezinde yaşanmış olan
TÜPRAŞ yangını ve 28 Temmuz 2002 AKÇAGAZ patlaması dahi, bu konuda
gerekli önlemlerin alınması için yeterli olmamıştır.
Körfezde petrol türevleri ve kimyevi maddelerin depolanması, transferi, üretimi ve
işlenmesine yönelik faaliyet gösteren ve ne kendi aralarında ne de hemen
yanlarında yer aldıkları yerleşim alanları ile aralarında hiç bir ayırıcı bant, güvenlik
bölgesi oluşturulmamış olan 30 sanayi tesisinin fay hattı üzerinde yer aldığı
bilinmektedir. Bunun yanında AKÇAGAZ yangınında görüldüğü gibi, bir tesiste
çıkacak olası bir yangın veya patlama diğer tesislere de sıçrama tehlikesine açıktır.
Bu önemli bilgiye karşın yer seçim ve yerleşme kararlarını bu şekilde koruma
kararında ısrar edilecek ve İTÜ, TÜBİTAK MAM, GYTE gibi pek çok kurumun
raporlarına rağmen tasfiye kararı verilmeyecekse, bunun sorumluluğunun ilgili
kurum ve kuruluşlar ve hükümetlerde olduğu bilinmelidir.
MAKİNA MÜHENDİSLİĞİ UZMANLIK ALANLARI ÖNLEMLERİ
Doğalgaz Projelendirme ve Tesisat Montaj Faaliyetlerinin MMO’dan
Yetki Belgeli Mühendislerce Yapılması Gerekmektedir
Yalnızca bir İstanbul depreminde elektrik, likitgaz, doğalgaz ile ısınma, pişirme
araçlarından kaynaklanacak çok sayıda yangın ve patlamanın oluşacağı uzmanlar
tarafından belirtilmekte ve 500’den çok yangın ve patlamanın olacağı
öngörülmektedir. Bu noktada Odamızın uzmanlık alanı olan tesisat konusu devreye
girmektedir. Doğalgaz tesisatları konusu özellikle İstanbul’da yıllardır kanayan bir
yara halini almıştır. Çok uzun yıllardır süren doğalgaz projelendirme ve tesisat
montaj faaliyetleri TMMOB Makina Mühendisleri Odası’nın denetimi dışında, yer
[Türkiye’de Deprem Gerçeği ve TMMOB Makina Mühendisleri Odasının Önerileri Oda Raporu]
24
yer mühendis bile olmayan kişilerce yürütülmektedir. Bu konuda özellikle İGDAŞ
ve diğer illerdeki kentsel gaz dağıtım kuruluşları ile EPDK, Odamızın ısrarla
sürdürdüğü denetim ve gözetim için işbirliği tekliflerine duyarlı ve açık olmalıdırlar.
Bu faaliyetin yasal çerçevesi Enerji Piyasası Denetleme Kurumu tarafından
yayımlanan yönetmeliklerle belirlenmiştir. Bu yönetmelikler gereği doğalgaz
alanında çalışmak isteyen firmalar, gerekli izinleri bölgenin yetkili gaz dağıtım
firmasından alırlar. Doğalgaz alanında faaliyet gösteren firmaların, Odamız
tarafından yetkilendirilen makina mühendisleri ile çalışma zorunluluğu
bulunmaktadır. Odadan yetkili makina mühendisleri yaptıkları mühendislik
hizmetlerini Resmi Gazete’de yayımlanmış MMO Yönetmelikleri gereği, Odamız
birimlerinin denetimine getirmek zorundadır.
Bu gereklilik ve zorunluluklar, depremini bekleyen İstanbul’da ve diğer kentlerde
doğalgaz faciası yaşanmaması için uyulması gereken asgari güvenlik kurallarını
içermektedir.
Toplum ve kamusal yaşamın güvenliği açısından, makina mühendislerinin
doğalgaz alanında yaptıkları tüm projelerin MMO tarafından denetlenmesi gerekir.
Ancak yaşananlar tam tersi doğrultudadır. Odamız bu alandaki denetimden
dışlanmıştır.
Doğalgaz konusu sadece İstanbul’un değil, ülkemizin önemli bir konusudur.
Kentlerde giderek yayılan doğal gaz kullanımı, güvenli ve sağlıklı bir duruma
ancak etkin denetimle gelir. Ülkemizde verilen tüm makina mühendisliği
hizmetlerinin denetim yetkisi, Yasa gereği Makina Mühendisleri Odası’nındır. Bu
nedenle ilgili bütün gaz dağıtım firmalarının yapması gereken, Makina
Mühendisleri Odası ile işbirliği yapmaktır. Olası depremlerde can alıcı sorunların
yaşanmaması için bu konu birinci dereceden önem taşımaktadır.
DEPREMLERE KARŞI ALINMASI GEREKEN TESİSAT ÖNLEMLERİ
Doğalgaz Tesisatı Önlemleri
Doğalgaz renksiz kokusuz ve havadan hafif bir gazdır. Buharlaşma dereceleri çok
düşük ve sıvılaştırılmaları çok zordur. Sıvı halde sudan hafiftir. LPG’nin aksine
doğal gaz zeminde değil üst boşluklarda birikir ve doğal gazı da tavan seviyesinden
havalandırmak gerekir. Renksiz ve kokusuz olduğundan kolay fark edilmez,
havaya göre yoğunluğu 0,55–0,64’tür. Bu amaçla kullanıma verilirken karakteristik
bir koku (THT) ile kokulandırılır.
[Türkiye’de Deprem Gerçeği ve TMMOB Makina Mühendisleri Odasının Önerileri Oda Raporu]
25
Bu bilgiden sonra alınması gereken tesisat önlemleri şöyle sıralanabilir:
Gaz Yakma Sisteminde Olması Gerekenler
• Sisteme gaz girişi ana kapama vanası ile başlar.
• Sistemin emniyeti için olan cihazların yapısı, sistemdeki herhangi bir cihazın
arızası halinde de emniyetin bozulmasına meydan vermemelidir.
• Gaz ve hava karışım oranı her bir yakıcı için en düşük ve en yüksek kapasite
arasında sabit kalacak şekilde ayarlanabilmelidir ki stabil ve emniyetli bir
yanma sağlanabilsin.
• Ana alev ve varsa pilot alev ayrı bir alev sensörü ile kontrol edilmelidir.
Bina içinde gaz kokusu hissedildiğinde ne yapılmalı?
Binanın içinde oluşabilecek doğalgaz kaçaklarının anında hissedilmesi için
doğalgazın içine özel bir kokulandırıcı madde Tetrahidrotiofen (THT)
katılmaktadır.
Bu kimyasal madde doğalgaza sarımsak kokusuna benzer bir koku vermektedir.
Gaz kokusunun iyice bilinmesi/tanınması güvenliğin sağlanması için çok
önemlidir.
Gaz Kokusu Hissedildiğinde Alınması Gereken Önlemler
Konut içerisinde gaz kokusu varsa:
• Sayaç vanası ile bütün doğalgaz cihazlarının vanaları kapatılmalıdır.
• Kapı ve pencereleri açarak konut içi havalandırılmalıdır.
• Koku olduğu müddetçe; sigara içilmemeli, kibrit ve çakmak yakılmamalı,
elektrikli ev aletleri, düğme, zil, telefon, lamba, mobil telefon v.s.
kullanılmamalıdır.
• 187 DOĞALGAZ ACİL, ev dışındaki bir telefon kullanılarak aranmalıdır.
Apartman içinde gaz kokusu varsa:
• Koku hissetmeyenler uyarılmalı,
• Herhangi bir butona basılmamalı,
• Cep telefonunu kullanılmamalı,
• Sigara, çakmak, kibrit kullanılmamalı,
• Asansör kullanılmamalı,
• Bina girişindeki “Ana Gaz Kesme Vanası” kapatılmalıdır.
[Türkiye’de Deprem Gerçeği ve TMMOB Makina Mühendisleri Odasının Önerileri Oda Raporu]
26
Sokakta gaz kokusu varsa:
• Kokuyu duymayanlar uyarılmalı,
• Sigara içilmemeli, içenler engellenmeli,
• Çakmak, kibrit kullanılmamalı,
• Çalışan otomobil varsa stop ettirilmeli,
• Kazı ve kaynak yapan varsa uyarılmalı,
• Cep telefonu kullanılmamalı, kullananlar uyarılmalı,
• Kaçak görüldüyse bölgeden uzaklaşılmalı,
• Dairelere gaz girişini engellemek için camlar, kapılar kapatılmalı,
• Başka bir yerden 187 Doğalgaz Acil aranmalıdır.
Sokağın gaz emniyeti için:
• Sokakta kazı yapanlar (kim olursa olsun) 187 Doğalgaz Acil’e bildirilmeli,
• Doğalgaz servis kutularına zarar verilmesi engellenmeli,
• Servis kutularına acil müdahaleyi engelleyecek biçimde araç park
edilmemeli,
• Gaz hattı ve servis kutularının hasarları hemen 187 Doğalgaz Acil’e
bildirilmelidir.
Doğalgaz Tesisatında Deprem Önlemleri
Deprem öncesinde:
• Doğalgaz tesisatının ana kapama vanasının yeri belirlenmeli,
• Kombi ve su ısıtıcısının duvara veya yere sallanmayacak şekilde monte
edilmesine dikkat edilmelidir.
Deprem sonrasında:
• Kombiler mutlaka servise kontrol ettirilmeli,
• Doğalgaz ana kesme vanası veya diğer vanalar hemen kapatılmalı,
• Doğalgaz yakıcı cihazlar, su ısıtıcılar, duman bacaları, havalandırma
menfezleri kontrol edilmeli,
• Gaz sızıntısının tamamıyla giderildiğinden emin olmadan elektrik
düğmeleri açıksa kapatılmamalı, kapalıysa açılmamalıdır.
• Telefon kullanılmamalı, ateş ve kıvılcım üreten aletler yakılmamalı veya
açılmamalıdır.
[Türkiye’de Deprem Gerçeği ve TMMOB Makina Mühendisleri Odasının Önerileri Oda Raporu]
27
Doğalgaz tesisatı için önemli olan deprem sırasında veya hemen sonrasında bina
gaz bağlantısının kesilmesidir. Bu konuda ancak ana gaz dağıtım hatlarında önlem
alınması deprem senaryoları içinde yer almıştır. Ancak binaların gaz bağlantılarının
kesilmesi insan eliyle gerçekleşmektedir. Doğalgaz tesisatı yönetmeliklerinde bu
yönde bir zorunluluk yoktur. Ancak deprem anında otomatik olarak gazı kesen
vanalar mevcuttur ve bunlar örneğin ABD deprem bölgelerinde kullanılmaktadır.
Bu vanaların elektrik ve mekanik tipleri olmakla birlikte, bilyeli mekanik tipleri
çok daha güvenilirdir ve tercih edilmelidir. Türkiye’de deprem riski yüksek olan
bölgelerde kullanılması gündemdedir.
Doğalgaz tesisatında deprem açısından önemli olan bir başka nokta, mutfak fırını,
ocak v.s. cihazların sabit boru tesisatına çok kaliteli tip esnek hortum v.b.
elemanlar kullanılarak bağlanmasıdır. Esnek hortumlar yeteri kadar uzun olmalı ve
cihazın depremdeki hareketlerine kopmadan izin vermelidir.
Deprem Emniyet Ventilleri (Sismik Hareketi Algılayan Otomatik Gaz
Kesme Cihazları)
Deprem durumunda yerleştirildiği gaz hattında gaz beslemesini otomatik olarak
kesmek üzere, sismik hareketi algılama araçları ve tahrik mekanizmasına sahip
cihazlar grubudur (TS 12884). Deprem sarsıntısı olduğunda gaz akışını ve panelin
elektriğini kesen bir tertibat olmalıdır. Bu “Binaların Yangından Korunması
Hakkında Yönetmelik”in 113. maddesi gereği zorunlu tutulmuştur.
Doğalgaz, LPG ve propan hatları depreme karşı deprem emniyet ventilleri ile
korumaya alınmalıdır. Doğalgaz, LPG ve propan hatları deprem anında, bina içinde
binaya etkiyen deprem kuvvetleri neticesinde kırılabilir ve kontrolsüz gaz kaçakları
ortaya çıkabilir. Bu gaz kaçakları neticesinde çıkabilecek yangınlar, depremin de
getirdiği olumsuz şartlar ile birlikte deprem felaketinin etkisini arttırabilir. Deprem
ventilleri doğalgaz, LPG ve propan hatlarına monte edilirler. Görevleri, belirli bir
büyüklüğün üzerindeki depremlerde binaya gaz akışını kesip, bina içindeki gaz
hatlarında olası bir kırılmada kontrolsüz gaz kaçaklarını engellemektir.
Doğalgaz, LPG ve propan hatlarında kullanılabilecek deprem emniyet ventilleri
çalışma prensibi olarak mekanik ve elektromekanik olarak ikiye ayrılabilir.
Elektromekanik deprem emniyet ventilleri, voltajdaki dalgalanmalardan ve elektrik
kesilmelerinden (ki Türkiye’de voltajlarda sürekli dalgalanma ve sık sık elektrik
kesilmesi olmaktadır) etkilenmekte ve emniyetli olarak çalışamamaktadırlar.
Mekanik deprem emniyet ventilleri ise elektrik enerjisine bağlı olmadıklarından
güvenli ve emniyetli olarak sadece belirli bir büyüklüğün üzerindeki depremlerde
aktive olup gaz akışını keserler. Deprem emniyet ventilleri şiddeti 5,4 ve üzeri olan
depremlerde devreye girerek %100 emniyetli olarak gazı keser ve tam sızdırmazlık
sağlar. Ventil içinde bulunan çelik kapatma küresi, şiddeti 5,4 ve daha üzerindeki
[Türkiye’de Deprem Gerçeği ve TMMOB Makina Mühendisleri Odasının Önerileri Oda Raporu]
28
depremlerde sarsıntının etkisiyle gaz hattını kapatmakta ve tam sızdırmazlık
sağlamaktadır. Ventil tekrar kurulmadan gaz akışına izin vermemektedir.
Dolayısıyla ventil mekanik yapısı sayesinde sadece deprem anında devreye girer,
servis ve bakım ihtiyacı yoktur. Deprem sırasında gazı kesen deprem emniyet
ventili, deprem sonrası boru hatlarının sızdırmazlık ve gaz kaçağı kontrolleri
yapıldıktan sonra bir tornavida yardımı ile tekrar kurulur. Ventil yatay monte
edilmelidir, yatay montajı kontrol için su terazisi ventilin üzerindedir. Tekrar
kurulan ventil, üzerindeki gözetleme camından kontrol edilebilir.
Sismik hareketi algılayan gaz kesme cihazı ve gazı kesen selenoid vanaların her 6
ayda bir periyodik bakım ve kontrolü yapılmalıdır.
Mekanik Tesisat Deprem Önlemleri
Türkiye’nin sıkça depremlerin yaşandığı, önemli bir bölümünün 1. Dereceden
deprem kuşağında olduğu göz önünde bulundurularak, yapının statiğinde olduğu
gibi, mekanik tesisatın kurulmasında da bir takım önlemler alınması gerekir.
Bugüne kadar mekanik tesisat tasarımında ve uygulamasında sismik koruma
Türkiye’de dikkate alınmayan bir konuydu. Ancak dış kaynaklı bazı projelerde
belirli ölçülerde önlem alınması öngörülüyordu. Son depremlerden sonra bu
konunun daha önem kazanarak, uygulamanın yaygınlaşacağını ümit etmek
mümkündür.
Deprem doğrudan insanları öldürmez. Esas öldürücü olan insan eliyle yapılan
yapıların çökmesidir. Bu nedenle burada esas olarak insan eliyle yapılan yapılar ve
özellikle mekanik ekipman ve tesisat üzerinde depremin yarattığı etkiler üzerinde
durulmalıdır.
Bu çerçevede önemli bir nokta, mekanik tesisatın sürekli çalışmakta olmasıdır.
Deprem ise bina ömrü içinde birkaç kere olabilecek bir olaydır. Dolayısıyla çok
uzun aralıklarla olması muhtemel bir olay için alınacak önlemler ekipmanların
normal çalışmasını etkilememeli, ancak deprem olduğunda devreye girmelidir.
Yapıların normal ömrü içerisinde küçük ve orta şiddetli depremlerle birkaç kez
karşılaşılacağı muhtemeldir. Mekanik tesisatın sismik olarak korunmasında amaç;
binaları tahrip edecek düzeyde oluşmayacak depremlerde, tadilatı mümkün
olabilecek mekanik sistemin yıkılmasını ve depremde tahrip olmasını önlemektir.
Özellikle Richter ölçeğiyle 7 ve/veya üzeri şiddetteki depremlerin sonucunda
sistemlerin sökülüp yenilenmesi gereklidir.
Mekanik tesisatların depremden korunması için sismik korumanın önemi büyüktür.
[Türkiye’de Deprem Gerçeği ve TMMOB Makina Mühendisleri Odasının Önerileri Oda Raporu]
29
Mekanik tesisatlardaki cihaz, boru ve kanallarda aşağıda sıralanan sismik korumalı
bağlantı elemanları kullanılabilir.
Sismik sınırlayıcılar
Bu tür sismik korumalı bağlantı elemanları hareketli ve sabit sismik sınırlayıcılar
olarak adlandırılabilir.
Hareketli tip elemanlarda, bir veya birkaç sensör yardımıyla deprem
algılandırılarak, korunmak istenen cihaz ve/veya cihazları deprem anında otomatik
olarak cihaz bağlantı yüzeyine katı bir biçimde sabitleyen bir kilit mekanizmasıdır.
Deprem dışında kilit mekanizması açıktır. Duyar eleman elektronik veya mekanik
olabilir. Kilitleme mekanizması ise, pnomatik, elektrik veya mekanik tahrikli
olabilir.
Sabit tip sismik sınırlayıcılar
Bu tip elemanlar, elastik yastıklar ve bunları çevreleyen çelik muhafazalardan
oluşur.
Bir mil ve yatağından oluşan sistem, cihaz ve cihaz montaj yüzeyine çalışma
prensibine uygun bir şekilde monte edilir. Deprem (sismik hareket) oluştuğunda
mil hareketlenir ve korunmak istenen cihaz hareket etmeden mil hareketi ile
cihazda depremin oluşturabileceği mekanik salınım sınırlanır.
Sabit tip sınırlayıcılar birçok yöntemle tespit edilerek uygulanabilir. Bu tip
sınırlayıcılar; hareket sabitleyiciler, çelik halatlar, titreşim yalıtımlı askılar, çelik
platformlar, esnek bağlantı parçaları olarak adlandırılabilir.
Mekanik tesisatları depremden sismik sınırlayıcılar yardımıyla korumak için
ekipmanları etkileyen kuvvetlerin dinamik veya statik özellikleri, büyüklükleri
tespit ederek sismik sınırlayıcıları seçmek gereklidir. Ekipmanların deprem
sırasında ve sonrasında çalışmaya devam edip etmeyeceği, depremden belli bir süre
sonra tamir edilerek çalışmaya devam edeceği ya da sadece yerine sabit kalması
gibi durumlara göre analiz yöntemi tespit edilmeli ve tespit edilen analiz yöntemi
sonucu sismik sınırlayıcılar belirlenmelidir.
Boru ve Kanallar
Boru ve kanalların cihazlara katı bağlanması işlemi esnek bağlantı elamanları
(körük, kompansatör, fleks hortumlar v.b.) ile sağlanmalıdır. Bu durumda cihazlar,
borular, kanallar yapıya ayrı ayrı sabitlenmiş olacaktır. Özellikle şaft içerisinden
geçen boru ve kanallar sabit veya kayar mesnetlerle yapıya sabitlenmelidir.
[Türkiye’de Deprem Gerçeği ve TMMOB Makina Mühendisleri Odasının Önerileri Oda Raporu]
30
Boruların veya kanalların halatla bağlanması durumunda halatı yapıya sabitleyen
elemanlar uygun ve sağlıklı olmalıdır.
Ülkemizde kullanımı gittikçe yaygınlaşan doğalgazın (LPG, CNG ve LNG için de
geçerlidir) cihazlara arzında kullanılan boru sistemleri için aynı yöntemler dikkate
alınmalıdır. Ayrıca bu sistemlerde gaz dağıtım şirketlerinin ilgili şartname ve
yönetmeliklerine uyulmalıdır.
Bacalar
Katı, sıvı ve gaz yakıtlı kalorifer tesisatlarındaki ve havalandırma sistemlerindeki
bacalar önem arz etmektedir. Depremde baca sistemlerinde oluşan (oluşabilecek)
hasarlar sistemin sağlıksız çalışmasına ve ölümcül kazalara yol açmaktadır.
Deprem gerçekleşmese dahi, konutlarda gaz kullanımı esnasında yanlış
uygulamalardan kaynaklı veya bacaların temizletilmemesinden dolayı poyraz ve
lodoslu havalarda baca gazı zehirlenmesi ile ilgili vakalar yaşanabilir. Bu tür
sorunların yaşanmaması ve daha büyük zararlar meydana gelmemesi için aşağıda
belirtilenlerin yerine getirilmeleri/getirilmesi gerekmektedir.
• Bacalar her yıl düzenli olarak temizletilmelidir.
• Yakıcı cihazların yıllık bakımları her yıl düzenli olarak yaptırılmalıdır.
• Yakıcı cihazların baca sensörleri servislere kontrol ettirerek çalışır hale
getirilmelidir.
• Kombi, ocak, doğalgaz sobası gibi bacalı cihazların baca giriş çapı 13 cm’den
küçük olanları bacanın girişine uygun ölçülere getirilmeli ve cihaz ile baca
bağlantısı çelik flex ile değiştirilmelidir.
• Bacalı doğalgaz cihazları, 8 m³’den daha küçük alanlara yerleştirilmemelidir.
• Doğalgaz cihazının bağlı olduğu bacaya, teknik olarak başka hiçbir cihaz
bağlanmamalıdır.
• Bacalı kombi ve soba bulunan odalar yalıtılmamalıdır.
• Bacalı cihazlar, banyo ve tuvaletlere yerleştirilmemelidir.
• Yüksekliği 4 metreden az bacalara, bacalı kombi veya şofben
bağlanmamalıdır.
• Şönt (ortak) bacalara, bacalı kombi, şofben veya soba bağlantısı
yapılmamalıdır.
• Cihazlar mutlaka müstakil bir bacaya bağlanmalıdır.
• Mutfaktaki doğalgazlı şofben veya kombi bacası, aspiratör bacasına
bağlanmamalıdır.
[Türkiye’de Deprem Gerçeği ve TMMOB Makina Mühendisleri Odasının Önerileri Oda Raporu]
31
Ülkemizde fazla önem verilmeyen, bina mekanik ekipman ve tesisat üzerinde
depremin etkileri ve alınabilecek önemleri deprem öncesi ve deprem sonrası
alınabilecek önemler olarak sıralayabiliriz:
Bina ve Toplu Konut Mekanik Armatür ve Tesisatlarında Deprem
Öncesi Alınacak Önlemler
• Her türlü yapıların yapımında olduğu gibi mekanik tesisatların yapımında da
en önemli aşamanın proje olduğuna dikkat edilmelidir.
• Bütün mekanik sistemler proje aşamasında çözülmelidir. Projelerin TMMOB
MMO tarafından denetlenmiş olması projelerin güvenirliği açısından
önemlidir.
• Proje aşamasında özellikle rezervasyonlar, delikler, geçişler ve sistemlerin
birbirleriyle ilişkileri çözülmüş olmalıdır. Montajlar projeye uygun olmalıdır.
• Mekanik tesisatların uygulamaları esnasında, yapının statiğine uygun olmayan
değişikliklere yol açacak yöntemlerden kesinlikle kaçınılmalıdır.
• Cihazların ankrajları amacına uygun olarak deprem yüklerine göre sabit veya
sismik sınırlandırıcılı olmalıdır.
• Doğalgaz, LPG tesisatlarının bulunduğu özellikle çok katlı binaların
girişlerinde deprem ventili kullanılması tercih edilmelidir.
• Fırın, kombi, ocak v.b. doğalgaz, LPG kullanılan cihazlar kaliteli esnek
bağlantı elemanları ile tesisatlara bağlanmalıdır.
• Yangın pompaları, sıcak-soğuk su pompaları v.b. cihazların çıkışları boru
tesisatlara özel titreşim absorberleri ile bağlanmalıdır.
• Tesisatlarda kullanılacak boru genleşme parçaları, kompansatörler ve omegalar
deprem yüklerini karşılayacak yetenekte seçilerek uygulanmalıdır.
• Boru tesisatlarındaki sabit ve kayar mesnetlerin deprem yüklerine uygunluğu
göz önünde bulundurularak uygulanmalıdır.
• Mekanik tesisat uygulamalarının proje uygunluğu kontrol edilmeli, uygun
olmayan tesisatlar tadil edilmeli ve/veya yenilenmelidir.
Deprem Sonrası Alınacak Önemler
• Yakıt kaçak kontrolleri yapılmalıdır. Sıvı yakıt, LPG (Sıkıştırılmış Petrol
Gazı), LNG (Sıkıştırılmış Doğalgaz) ve doğalgaz yakıt depolarının
kontrolleri yapılmalıdır.
• Boru, kanal ve cihazların esnek bağlantı noktalarının kontrolü
yapılmalıdır.
• Boru tesisatı kaçak ve sızdırmazlık kontrolü yapılmalıdır.
[Türkiye’de Deprem Gerçeği ve TMMOB Makina Mühendisleri Odasının Önerileri Oda Raporu]
32
• Bacaların kontrolü (mekanik ve duman tabletleri ile) yapılmalıdır.
• Yangın tesisatları bütün sistemleri ile birlikte kontrol edilmelidir.
• Yakıcı cihazların fonksiyonlarının durum tespit ve kontrolleri
yapılmalıdır.
DEPREM SORUNUNA KALICI ÖNLEMLER İÇİN ÖNERİLER
• Mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı hizmetleri yoluyla bilim ve tekniğin
toplum yararına sunumu olmazsa olmaz bir koşul olarak görülmeli, sosyal
devletin planlı, dengeli kalkınma, bölgesel planlama gibi unutulmuş araçları
deprem, kent ve güvenli yapılaşmada ivedi olarak devreye sokulmalıdır.
• Depremlere ilişkin üniversiteler, TMMOB ve bağlı meslek odaları ve
uygulamacı kamu kurumlarının bilgi ve deneyim birikimine dayanarak,
piyasacı/özelleştirmeci anlayışlardan bağımsız bir önlemler bütünü
oluşturulmalıdır.
• Deprem öncesi, deprem sırası ve sonrasında yapılacak çalışmalara ilişkin kamu
yararı ve ülke çıkarını gözeten ulusal bir deprem politikası belirlenmeli, bu
çerçevede bir Ulusal Deprem Stratejisi ve Türkiye Deprem Master Planı
hazırlanmalıdır.
• Afet olgusu karşısında planlama, araştırma, gözlem, zarar azaltma, hazırlık,
acil müdahale ve iyileştirme yöntemleri kamu düzeyinde geliştirilmelidir.
Deprem zararlarını azaltma önlemleri, İmar Yasası ve ilgili mevzuatlara
yansıtılmalı, kent planlaması ve yapı üretimi bütünlüklü bir şekilde ele
alınmalı ve hızla Afet Yönetimi Stratejik Planı oluşturulmalıdır.
• İmar, Yapı, Dönüşüm Alanları, Yapı Denetim ve Afet Yasaları TMMOB ve
bağlı Odalar, üniversiteler ve ilgili kesimlerin katılımıyla yeniden
düzenlenmelidir. TMMOB ve bağlı Odaları bu alanlara ilişkin yasa ve mevzuat
hazırlık süreçlerinin asli unsuru olarak tanınmalıdır.
• Deprem hasarı ve can kayıplarının azaltılmasının bilinen tek yolu mühendis,
mimar ve şehir plancılarının ortak çabalarıyla depreme dayanıklı yerleşim
alanları ve yapılar tasarlamak ve üretmektir. Özel olarak yapı denetiminde
planlama, tasarım, üretim ve denetim süreçlerinin yeniden düzenlenmesine ve
meslek odalarının sürece daha etkin katılımını sağlayacak yeni bir tasarım,
üretim ve denetim süreci modeline ihtiyaç vardır. 4708 Sayılı Yapı Denetim
Yasası ile 3194 Sayılı İmar Yasası ve bağlı ikincil mevzuatın bu model esas
alınarak yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Bu kapsamda, ticarileştirmeyi
esas alan Yapı Denetimi Yasası özel olarak iptal edilmeli ve yeni bir yasa
çıkarılmalıdır. Denetimsiz yapılaşmayı teşvik ve yapı denetimini
[Türkiye’de Deprem Gerçeği ve TMMOB Makina Mühendisleri Odasının Önerileri Oda Raporu]
33
ticarileştirme/özelleştirme politikalarından vazgeçilmeli, kamusal denetim
güçlendirilmeli, Yapı Denetim sürecine dahil kurum ve kuruluşların görev,
yetki ve sorumlulukları yeniden tanımlanmalıdır. Zira “yapı denetimi”nin
anahtarı “mesleki denetim”, onun olmazsa olmaz koşulu da TMMOB’ye bağlı
meslek odalarının yürüttüğü “Uzmanlık ve Belgelendirme” faaliyetleridir.
Yapı Denetiminin kamusal bir denetim alanı olduğu asla unutulmamalıdır.
Yapı Denetimi ile ilgili kamusal yapılanmalarda TMMOB ve bağlı Odalar,
görev, yetki ve sorumlulukları tanımlanarak temsil edilmelidir. Denetçi
belgeleri ve takibi TMMOB’ye bağlı Odalar tarafından verilmelidir. Yapı
denetimi mekanizmasında yer alan meslektaşların sicilleri TMMOB ve ilgili
Odalar tarafından tutulmalıdır. Meslek içi eğitimler TMMOB’ye bağlı
Odalarca yapılmalıdır.
• Bina ve doğal eki mekanik tesisatının tasarım, üretim ve bakımında gerek
üretenler, gerekse bunları denetleyenler TMMOB MMO tarafından
belgelendirilmiş konunun uzmanı mühendisler olmalı ve bu husus yasal
düzenlemeler ile Yapı Denetimi Yasasında özel olarak yer almalıdır.
• Deprem ve yapı denetimiyle ilgili davalarda mahkemeler TMMOB'ye bağlı
ilgili Odalarla kurumsal ilişki geliştirmeli, bilirkişilik sistemi gözden
geçirilmelidir.
• TMMOB tarafından hazırlanan “Yetkili Mühendis, Mimar ve Şehir
Plancılarının Belirlenmesi ve Belgelendirilmesine İlişkin Kanun Tasarısı”
ivedilikle yasalaşmalıdır.
• Deprem tehlike analizlerinde kullanılan ve temel veri tabanı niteliğindeki “Diri
Fay Veri Tabanı” oluşturularak işler hale getirilmelidir.
• Doğa olaylarının ve bazı sanayi tesislerindeki kusurların afetlere dönüşmesine
karşı hazırlıklı olmak, olası riskleri önceden görmek ve bunlara karşı can
güvenliğini sağlayacak önlemleri almak birincil öncelik olarak
benimsenmelidir. İnsan yerleşimlerinin güvenli kılınması ve afet zararlarının
en aza indirilebilmesi için önleyici önlemlerin geliştirilmesi gerekmektedir.
Yalnızca deprem sonrasıyla sınırlı kalan değil, deprem öncesi önlemleri de
planlayan bir yaklaşım ön plana geçmelidir.
• AKÇAGAZ yangınında görüldüğü gibi, bir tesiste çıkacak olası bir yangın
veya patlama diğer tesislere de sıçrama tehlikesine açıktır. Bu tür I. ve II. sınıf
gayri sıhhi müesseseler kapsamına giren tesislerin birbirlerine güvenlik–
yaklaşma mesafelerinin ne olması gerektiği konusunda gerekli çalışmalar
yapılarak, standartlar ve koşullar imar mevzuatına aktarılmalıdır.
• Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik, yap–boz tahtasına
dönüştürülmeden ele alınmalı ve AB mevzuatına uygun, uygulanabilir olarak
[Türkiye’de Deprem Gerçeği ve TMMOB Makina Mühendisleri Odasının Önerileri Oda Raporu]
34
makina ve elektrik mühendisleri ile mimarların tasarım, üretim ve denetim
aşamalarında aktif rol üstlenebilecekleri şekilde Odalar, üniversiteler ve sektör
derneklerinin görüş ve önerileri yansıtılarak ivedilikle yeniden
düzenlenmelidir.
• Okul ve hastaneler başta olmak üzere kamu yapılarının depreme karşı güvenli
olup olmadıklarının tespiti için konunun uzmanı mühendisler tarafından
kontrollerine yönelik bir çalışma başlatılmalı, bu çalışmada Üniversiteler,
TMMOB’ye bağlı ilgili Meslek Odaları ve Belediyelerin yer alması
sağlanmalıdır.
• Deprem bölgelerinde bulunan LPG Depolama ve Dolum Tesisleri gibi tüm
endüstriyel tesislerin risk analizlerinin yapılması sağlanmalıdır. Bu tür
tesislerin güvenlik mesafelerinin taşıdıkları risklere göre yeniden belirlenmesi
bir zorunluluktur. Bu mesafeler içinde yer alan yerleşim alanlarının
kamulaştırılma finansmanı tesis sahipleri tarafından sağlanmalı, bu alanlar
Bakanlar Kurulu Kararı ile “afet bölgesi”, “yapı yasaklı alan” ilan edilmelidir.
• Sağlık, su, yağmur suyu, atık su, sıcak su, kızgın su, buhar, kızgın yağ, ısıtma,
soğutma, asansör, doğalgaz, LPG, sanayi gazı, yakıt, yangın, acil
durum/ışıklandırma, yangın, elektrik, yalıtım, güvenlik, depolama, havuz,
iletişim ve ulaştırmaya ilişkin tüm tesisat uygulamaları deprem, acil ve afet
durumları açısından incelenmeli ve TMMOB ve bağlı Odalarının eğitim,
belgelendirme, denetim süreçlerine tabi kılınmalıdır.
• Doğalgaz, elektrik, ısıtma kazanları, jeneratörler ve gaz tesisatları için erken
uyarıcı ve gaz/akım kesici sistemler uygulanmalı, denetimleri meslek
odalarınca yürütülmelidir.
• Doğalgaz firmalarının MMO’dan yetki belgeli mühendislerle çalışması
sağlanmalıdır.
• Doğalgaz projeleri ve montaj denetimlerinin MMO’nun mesleki denetiminden
geçirilmesi sağlanmalıdır.
• Bu önlemlerin yanı sıra binalar ve sanayi tesislerindeki mekanik tesisat ve
doğal gaz tesisatlarına ilişkin kamuoyunun bilinçlenmesi sağlanmalıdır.
• Toplumun bilinçlendirilmesi meslek odaları, üniversiteler, ilgili kamu
kurumları ve ilgili kuruluşların katılımıyla ve bir seferberlik atmosferi içinde
yapılmalıdır.
• Depremlere karşı toplumsal önlemler bağlamında mahallelerden başlayarak
katılımcılığı temel alan örgütlenmelere yönelinmelidir.
[Türkiye’de Deprem Gerçeği ve TMMOB Makina Mühendisleri Odasının Önerileri Oda Raporu]
35
• Deprem mühendisliği ile ilgili lisans programı önerilerinin tartışmaya açılması
sağlanmalıdır.
• Deprem bölgelerindeki orta hasarlı onarılmayan binalar ile ağır hasarlı ve
halen yıkılmamış olan binalar bir an önce yıkılmalı, bu binalarda oturanlar hak
sahibi sayılmalıdır. Enkazı kaldırılmayan binaların tasfiyesi sağlanmalıdır.
TMMOB Makina Mühendisleri Odası, deprem sonrasında yaşamları karanlığa
sürüklenen insanların yaşadığı sosyal deprem ve umutsuzluğu, bir gecede kararan
hayatları, yıkılan hayalleri unutmamıştır. Bu toplumsal acı ve sorunları
yüreğimizde hissediyoruz.
Bu nedenle Marmara Depremini unutmadık, unutturmayacağız!
Bütün yetkilileri bir kez daha uyarıyor, duyarlılığa davet ediyor ve önlemler
bütünlüğü için işbirliğine çağırıyoruz.